Anton Çehov: İntikamcı bir toplumda adaleti düşünmek gülünç değil mi?

Bir sonbahar sabahı, İvan Dimitriç, paltosunun yakasını kaldırmış, dar sokakları ve avluları geçmek için çamurların içinden yürüyerek, bir esnaftan, mahkeme kararı ile takdir edilen bir parayı almaya gidiyordu. Her sabah olduğu gibi, kafasının içi hüzünlü idi.

Sokağın birinde, silâhlı dört jandarma tarafından götürülen elleri kelepçeli iki mahkûmla karşılaştı. İvan Dimitriç, evvelce de bu gibi mahkûmlara sık sık rastlardı; her defasında bunlar kendisinde bir nevi merhamet ve azab hissi uyandırırlardı; fakat bugünkü bu karşılaşma onda, hususî ve garib bir intiba bıraktı. Kendisini de böyle kelepçeye vurabilecekleri, ve ayni suretle çamurların içinden geçirerek hapishaneye götürebilecekleri fikri, her nedense, birden bire kafasında uyandı. İşini görüp evine dönerken, postahanenin yanında, kendisile selâmlaşan ve ayni istikamette bir kaç adım yürüyen, bildik bir polis komiserine rastladı; her nedense bu da kendisine şüpheli göründü. Evinde bütün gün, mahkûmlar ve silâhlı jandarmalar aklından çıkmadı, anlaşılması imkansız ruhî bir üzüntü onu okumaktan ve aklını basma toplamaktan alıkoydu. Akşam olunca odasında ışık yakmadı. Geceleyin ise uyumadı; hep, kendisini gelip tevkif edebileceklerini, ellerine kelepçe vurabileceklerini, ve hapishaneye götürebileceklerini düşündü. Her hangi bir suç işlediğini hatırlamıyordu; ileride de, asla hiç kimseyi öldürmeyeceğini, yangın çıkarmayacağını, hırsızlık yapmayacağını temin edebilirdi; fakat istemeyerek, kazaen bir suç işlemek,. bir iftiraya uğramak, nihayet adli bir hatanın kurbanı olmak güç birşey mi idi?. Eski bir halk darbımeseli: Dilenci torbasile hapishanenin tövbe tutmadığını söyler.

Bugünkü adlî teşkilâta göre adlî bir hata işlemek çok mümkündür; ve bunda şaşılacak bir cihet de yoktur. Başkalarının ıstırabına vazife ve iş dolayısile alâka gösteren, meselâ, hâkim, polis, doktor gibi insanlar zamanla ve alışkanlıkla okadar merhametsizleşiyorlarki, isteseler bile, kendilerile münasebette bulunan müşterilerine formel bir muameleden daha başka türlüsünü yapamazlar. Onların bu bakımdan, avluda koyunları ve danaları kesip de kanlarının aktığını fark etmeyen bir mujikten zerre kadar farkları yoktur.

Ferde karşı gösterilen âlâka böyle formel ve lakayt olduktan sonra masum bir insanı bütün hayat haklarından mahrum ederek onu küreğe mahkûm etmek için hâkime ancak bir şey lâzımdır: Zaman. Karşılığı maaş olan birkaç formaliteye riayet için kâfi gelebilecek bir zaman… Ve işte hepsi bukadar. Bundan sonra da, işin yoksa, şömendüferden ikiyüz verst uzaklıkta olan bu küçük ve pis kasabada adalet ve himaye ara.

Hem her türlü cebir ve tazyikin sosyetece makul ve münasib bir zaruret telâkki edildiği, buna karşılık, meselâ beraat kararı gibi yumuşak ve merhametli bir fiilin, tatmin edilmemiş, ve intikamcı bir takım hislerin galeyanını doğurduğu anda adaleti düşünmek gülünç birşey değil midir?

İvan Dimitriç, ertesi sabah, alnında soğuk bir ter olduğu halde ve kendisini her dakika tevkif edebileceklerine tamamen inanmış olarak büyük bir korku içinde yatağından kalktı.. Dünkü korkunç fikirler mademki bu kadar uzun bir müddet onu meşgul etmişlerdi, demek ki bunlar da, mutlaka, bir parça hakikat vardı. Ortada hiç bir sebeb-yokken bu düşünceler onun kafasına gelemezlerdi!.

Penceresinin önünden ağır ağır bir bekçi geçti: Bu da mı sebebsizdi?. İşte evinin yanında iki adam durdu ve sustular.. Bunlar niçin susuyorlardı?.

Bu suretle İvan Dimitriç için ıstırablı günler ve geceler başladı.. Penceresinin önünden geçen veya evinin avlusuna giren herkes, ona hafiye veya taharri memuru gibi gözüküyordu. Kazanın polis direktörü, hergün öğle vakti çift atlı arabasile sokaktan geçerdi; o, kasaba civarında ki malikânesinden direktörlüğe geliyordu. Fakat, her defasında İvan Dimitriç’e, direktör, çok çabuk ve yüzünde hususî bir ifade olduğu halde mutlaka kasabada mühim bir caninin peyda olduğunu bildirmeğe koşuyormuş gibi geliyordu..

İvan Dimitriç, kapının her çalmışında titremeğe başlar, ev sahibinin yanında bir yabancı gördüğü zaman âdeta biterdi. Polislerle ve jandarmalarla karşılaştığı zaman lâkayıt görünmek için gülümser ve ıslık çalardı. Gecelerce sabaha kadar uyumaz, tevkifini beklerdi; fakat ev sahibesine uyuyormuş görünmek için derin uykulara dalmış bir adam gibi horlar, ve derin derin nefes alırdı. Çünkü uyumaması demek, onda, vicdanını kemiren bazı şeylerin bulunması demekti. Ne parlak delil!. Mantık ve vak’alar bütün bu korkuların saçma ve psikopathk olduğuna, eğer işe biraz geniş bakılacak olursa, tevkif edilmenin ve hapishaneye girmenin haddizatında okadar korkunç birşey olmadığına onu ikna ediyorlardı; mühim olanı, vicdanının temiz ve rahat olması idi. Fakat İvan Dimitriç nekadar mantıkî ve makûl muhakeme yürütüyorsa, ruh üzüntüsü de okadar fazla kuvvetleniyor ve ıstırab verici bir hal alıyordu. Bu tıpkı, bakir bir ormanda kendisine bir meydancık açmak isteyen bir münzevinin hikâyesini andırmaktadır:

Münzevi, .ağaçları baltaladıkça, onlar daha kuvvetle gelişiyorlardı.. Nihayet İvan Dimitriç bu tarzdaki düşüncelerin de bir fayda vermediğini görünce kendini büsbütün ümitsizliğe ve korkuya kaptırdı.

İnzivaya çekilmeğe ve insanlardan kaçmağa başladı. Vazifesini eskiden de sevmiyordu; şimdi ise ondan büsbütün nefret ediyordu.

Onu aldatmalarından, farkına varmadan cebine bir para koyarak rüşvet aldı diye ittiham edilmesinden, veya kendinin, istemeyerek resmî kâğıtlardan birinde sahtekârlık samlabilecek bir yanlışlık yapmasından, veyahut emanet bir parayı kaybetmesinden korkmağa başladı.. İşin garibi şuki, şeref ve hürriyetini ciddî surette tehlikeye düşürebilecek binlerce sebeb icad ettiği şu günlerdeki kadar, düşünceleri, hiç bir zaman bukadar akıcı ve bu kadar icadkâr olmamışlardı.. Fakat buna karşılık haricî dünyaya ve bilhassa kitaplara olan alâkası hissedilir derecede azalmış, hafızasını şiddetle kaybetmeğe başlamıştı..

İlkbaharda karlar kalktığı zaman, mezarlığın civarındaki bir çukurun içinde, bir kocakarının ve bir çocuğun müthiş, bir ölümün izlerini taşıyan yarı çürümüş cesedleri bulundu. Kasabada herkes cesetlerden ve bunların meçhul katillerinden bahsediyordu. İvan Dimitriç, bunları kendisinin öldürmüş olmasından şüphe etmemeleri için sokaklarda gülümseyerek dolaşıyor, tanıdıklarına rasladıkça sararıyor, kızarıyor, zayıf ve müdafaasız kimseleri öldürmekten daha şeni bir cinayet olamıyacağmı anlatmağa koyuluyordu.. Fakat bu sahte tavırlar onu pek çabuk yordu; düşünüp taşındıktan sonra, kendi vaziyetindeki bir kimse için yapılacak en iyi şeyin, ev sahibesinin bodrumunda saklanmak olduğuna karar verdi. Bütün bir gün ve bir gece, ve daha ertesi gün borumda kaldı. Adamakıllı üşüdü ve havanın kararmasını bekleyerek, bir hırsız gibi kendi odasına süzüldü. Orada, kulağı kirişte ve hiç kımıldamayarak, ortalık aydınlanıncaya kadar odanın ortasında ayakta durdu. Sabahleyin erkenden, daha güneş doğmadan, ev sahibine sobacılar geldi. İvan Dimitriç, bunların, mutvaktaki sobayı tamire geldiklerini biliyordu; fakat korku ona, bu gelenlerin sobacı kıyafetine girmiş polisler olduğunu telkin etti. Yavaşça evden çıktı; müthiş bir korkuya kapılmış olduğu halde, şapkasız ve caketsiz sokağa fırladı. Köpekler havlayarak onu kovalamağa başladılar; arkasından bir mujik haykırıyordu; hava,..kulaklarmın içinde ıslık çalıyordu. İvan Dimitriç’e, sanki dünyanın bütün gazebi sırtına binmiş, kendisini takib ediyor gibi geldi.

Onu yakaladılar, evine getirdiler, ev sahibesini, doktor çağırmağa gönderdiler.. Doktor Andrey Yefimiç, hastaya taflan suyu damlası verdi, başına soğuk komjpres konmasını tavsiye etti; kederli bir tarzda başını salladı ve ev sahibesine, birdaha gelmiyeceğini, çünkü insanların akıllarını kaçırmalarına mâni olmanın doğru birşey olmayacağını söyleyerek çıktı gitti.

İvan Dimitriç’in geçinecek ve tedavi olacak parası olmadığı için, onu acele hastahaneye kaldırdılar; ve orada zührevî hastalıklar koğuşuna yatırdılar.. Geceleri uyumuyor, çocukluklar yapıyor, ve hastaların rahatını kaçırıyordu; Andrey Yefimiç’in emrile onu 6 numaralı koğuşa nakletmekte gecikmediler..

Aradan bir yıl geçince, İvan Dimitriç’i kasabada tamamen unuttular..

Anton Çehov
Kaynak: 6 Koğuş

Yorum yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki yazıyı okuyun:
Dostoyevski: Kendini suçlu hisseden birini buldun mu o saat sıkıntılarından arınırsın

Kapat