100. Doğum Yılında En Çok Ölümü ile Dikkati Çeken Bir Yazar: Stefan Zweig – Tezer Özlü

Stefan ZweigKim derdi ki Viyana’nın büyük burjuva mahallelerinde doğup büyümüş, Avrupa’ya ve diline bu denli bağlı bir yazar, ta Güney Amerika’da, Rio de Janeiro yakınlarındaki Petropolis’te intihar edecek? Şiddet, işkence, bombardıman, silah, barut, el bombası, bombardıman, atom bombası, toplama kampları ve İkinci Dünya Savaşı’nın verdiği milyonlarca savaş kurbanı yanı sıra, bu cinayetler karşısında Walter Benjamin gibi kendi dileği ile yaşamına son veren iki kurban: Lotte Zweig, Stefan Zweig.

21 Şubat 1942, Zweig’ın yaşamının son günü. Rio’da karnaval var. Petropolis’te, yaşamının en mutlu ve en verimli yıllarını geçirdiği Salzburg’daki malikanesini biraz olsun andıran bir evde. Ilık bir yaz gecesi. Zweig, bu gece kansı ile birlikte intihar etmeye kararlı. İkinci karısı bu. Lotte, 33 yaşında. Zweig 61. Son mektubu, 20 yıla yakın bir süre evli kaldığı Frederike’ye yazıyor: ” … bu savaşın daha uzun yıllar süreceği, dayanılmaz bir düşünce. Bilemezsin bu kararı aldığımdan beri ne denli rahatladım … ” Zweig Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra şunları yazmıştı: “İkinci bir dünya savaşını ne görmek ne de yaşamak istiyorum:”

Stefan Zweig’ın, Heinrich von Kleist’ın bir kadınla birlikte intiharı üzerine yazdıkları, kendi sonunu ne denli betimliyor (1925): ” … Kleist gizemli bir ölüm, bir aşk ölümü, çift mutlulukla sonuçlanacak bir ölüm kurmaktadır kafasında. Zaten genç yaştan beri her sevdiğine birlikte ölmeyi önermiyor muydu? … İstediği zaman öleceğini, kendi deyişiyle ‘ölüm için bütünüyle yetkin’ bir duruma geldiğini, artık hayatın ona değil, onun hayata söz geçirdiği kanısına vardığından beri, yüreği sevinç ve mutlulukla kabarmaktadır. .. Başka şairlerin hayatı Kleist’ınkinden daha büyük, verdikleri yapıtlar daha canlı, daha değerli, varlıkları ve etkinlikleri insanlık için daha yararlı olabilir. Ama hiçbirinin sonu Kleist’ınki gibi yüce değildir. Hiçbir ölüm onunki gibi ezgili, coşkun değildir” Zweig, 1925’te Kleist üzerine bu satırları yazarken, insanın özgür seçimi olan ölümünü belirlemeye kararlı mıydı dersiniz? Roman, öykü, deneme, şiir, tiyatro, seyahat, anı gibi edebiyatın bütün türlerinde yirmiyi aşkın yapıt vermiş olan Zweig’ın, 1942’de yayımlanan Dünün Dünyası-Bir Avrupalı’nın Anıları adlı kitabı en önemli yapıtıdır. Çağımızın en önemli anı niteliğindeki yapıtlarından biri olan bu ürün, Avrupa düşün dünyasının klasikleri arasında kalacaktır. Zweig, bir büyük burjuva ailesinin çocuğudur. Viyana’da çok zengin koşullar altında yetişmiştir. Daha yüzyılın ilk yıllarında yalnız tüm Avrupa ülkelerini gezmekle kalmamış, New York, Panama ve Hindistan gibi uzak ülkelere de seyahat edebilmiştir. Alman diline çok bağlı olmakla birlikte, kendini her zaman bir dünya vatandaşı olarak belirlemiştir. Öğreniminin bir bölümünü Paris’te sürdüren Zweig, bu büyük kültür kentini, ikinci vatanı olarak benimsemiştir. Sen kıyısındaki dar sokakları, küçük alanları çok seven Zweig, yakın arkadaşı Rainer Maria Rilke ile birlikte sık sık yürüyüşe çıkmıştır. Zweig’ın kişiliğini belirleyen özelliklerden biri de arkadaşlıklara verdiği b:üyük önem ve bu dostlukları sürekli kılması ve yazınsal verilerini de zaman zaman bu dostluklara dayandırmasıdır. Zweig’ın bu denli çok okunan, bazı yapıtlarının 30 dile çevrilmiş bir yazar olmasının nedenini, onun derin psikoloji ve edebiyat kültüründe aramak gerekir. Alman felsefesinin derinliği ve Fransız edebiyatının betimlemeciliğini birleştiren Zweig, insan ruhunun derinliklerinin ve insanın hastalık derecesine varan tutkularının bir çözümleyicisi olmaya çabalamıştır. (Yoksa bu son çabaların akıntısında yaşamına son mu vermiştir?) İlk şiir kitabı Altın Teller, Zweig 19 yaşında iken yayınlanmıştır. Çok sayıda çeviri de yapan Zweig, 1914 yazını birlikte geçirdiği Belçikalı ozan, yakın arkadaşı Verhaeren’in şiirlerini de Almancaya çevirmiştir. Bunu tiyatro oyunları izlemiştir. Tutkunun Öyküleri -Amok ile en büyük uluslararası başarısını kazanmıştır. (1922) Zweig, Birinci Dünya Savaşı sırasında Belçika’ya kaçmak zorunda kalmıştır. Bu savaş onu sarsmıştır. Birdenbire bu kadar çok dostu olan ülkelerle, kendi ülkesinin savaşa girmesini hiçbir mantıkla açıklayamamıştır. Savaşı protesto eden bir açık mektup yayımlar. “Yabancı ülkelerdeki dostlarıma” diye başlayan bu açıklamada, savaşı kınar. Savaş sonrasında yeniden karar vermek zorundadır: “Dünyam yıkılmıştı. Bir yenisini kurmam gerekiyordu. Kendi kendimi çok iyi tanımak zorundaydım. Ayrıca tüm yaşadıklarımdan bir sonuç çıkarmakla da yükümlüydüm. Geriye ne kalmıştı? Birkaç değerli dost. Ve dünyayı kavramışlığın bilinci. Bu denli yitik yılın ardından yeniden sorumluluk ve yeniden cesaret duymak gerekiyordu. İşte bu bir başlangıç, çıkış noktası olabilirdi. Birden karar verdim. Büyük kenti bıraktım. Salzburg’a çekildim. Evlendim. Kendimi artık dilediğimce çalışmalarıma verebilecektim …

Birinci Dünya Savaşı’nın yitikliğinden böylesi bir kararlılıkla çıkar Zweig. Salzburg’da, ağaçlıklı bir yokuşun bitiminde, Kapuziener Berg’deki balkonlu, üç katlı, kuleli, geniş bahçeli, büyük salonları ender değerdeki antika eşyalarla donatılmış, kütüphanesi cilt cilt kitapla dolu evinde, yaşamının en verimli, en mutlu yıllarını karısı Frederike Maria ile birlikte geçirir. Bu evde çağın en büyükleri konuk olmuştur: Toscanini, Bruno Walter, Paul Valery, Sigmund Freud, Tho.mas Mann, Bartok, Ravel ve diğer yakın dostları. “Bana bir kez daha dünyaya, insanlara inanmak olanağı tanındı”, der Zweig bu dönemde. 1920’de Balzac, Dickens ve Dostoyevski üzerine inceleme yazar. Bunu üç Alman büyüğü üzerine yazdığı inceleme izler: “Hölderlin, Kleist, Nietzsche (1925). Bunların yanı sıra Verhaeren, Desbordes-Valmore, ve gene yakın arkadaşı Romain Rolland üzerine kitaplar yazar. İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar 1927’de yayımlanır. Casanova, Stendhal ve Tolstoy üzerine yazdığı inceleme 1928’de biter. Sağlığa Giden Akıl Yolu’nda Mesmer, Baker Eddy ve Sigmund Freud’un bilimlerini irdeler. Tarihsel kişilikleri konu alan kitaplar da yazmıştır: Marie Antoinette, Erasmus von Rotterdam [Rotterdam’lı Erasmus], Maria Stuart… Salzburg yıllarında bir uğraşı da ünlü büyüklerin el yazısı çalışmalarını toplamaktır. Zweig’ın koleksiyonunda Bach, Chopin, Beethoven, Haydn, Mozart, Goethe, Schiller, Schubert, Hölderlin ve Nietzsche’nin el yazıları. Hitler ve nasyonal sosyalizm egemen olmaya başladığında, bir gün Zweig’ın da evinin kapısı polis tarafından çalınır. Bütün evi didik didik aranır. Gestapo onu korkutmak ya da ikaz etmek istiyordur. Yahudi asıllı bir yazar olarak, Zweig da diğerleri gibi kara listeye alınır. Yapıtları “saf Alman” niteliğinde olmadığından yakılır.

Bu Viyana’yı mutlak son görüşüm. Tüm bildiğim, yetiştiğim, sevdiğim bu sokaklarda, bu alanlarda son kez dolaşıyorum. Anneme sıkıca sarıldım. Onu ve vatanım Viyana’yı bir kez daha göremeyeceğimi çok iyi biliyorum.Şiddet ve savaştan nefret eden Zweig, 1935’te Avusturya’dan ayrılır, İngiltere üzerinden ABD’ye oradan da Brezilya’ya geçer. Gerçi büyük bir ünü ve parası da vardır, ama kendi deyimi ile “dilimin dünyası yıkıldı, çöktü. Avrupa kendi kendini çökertiyor … “ inancında olan Zweig, bedensel gücüne karşın, onarılamayacak bir ruhsal çöküntü içindedir. Vatandan uzak, uzun sürgün yılları, savaşta işlenen milyonlarca cinayet, her yere, karaya, havaya, suya saçılan ölüm, Nazi kamplarında Yahudilerin mahvedilişi, insan kardeşlerinin bu dünyanın her köşesinde uğradığı felaket. Kim, kime karşı savaşıyor … “60 yaşından sonra yaşama yeniden başlayabilmek için, yeni güçler gerekli. Yıllar süren, vatanımdan uzakta geçen göç, tüm gücümü bitirdi…” 21 Şubat 1942. Rio’da karnaval, güzel bir yaz günü. Zweig, ayrılış mektubunu ilk eşine yazıyor … “Yaşama kendi dileğimizle başlamıyoruz, oysa ölümü seçmekte özgürüz. Bu kararı verdiğimden beri çok rahatladım …” Brezilya’ya da bir mektupla teşekkür eder: “Benim usumdaki dünya Avrupa’dır. Ama bu güzel ülkeye, beni bağrına basan bu ülkeye teşekkür borçtur. Tüm dostlarıma selam söyleyin. Dilerim onlar sabah alacasını görsünler. Ama ben, meraklı bir insan olarak, yolculuğa hepsinden önce çıkıyorum.” Son geceyi arkadaşı Ernst Peder ve eşiyle birlikte geçirirler. Ondan aldığı Montaigne kitaplarını geri verir. Peder şaşkındır. “Montaigne üzerine yazacaktın” der. O gece satranç oynarlar. Zweig ve karısı arkadaşlarını evlerine dek geçirirler. Sonra zehir içip, yaşamlarını bitirirler.

Savaş milyonlarca kurban verecek. Zweig ve karısı bunlardan ancak ikisi. Onu kim yargılayabilir? Kim onu sorumluluktan kaçmakla suçlayabilir? Şiddet ve savaş. Yeryüzünde bitmeyen şiddet ve savaş. Zweig’ın intiharı çocukluğumdan beri dikkatimi çekmiştir. Faşizm ve savaşı protesto etmek için insanın kendisini öldürmesi, kanımca en büyük kahramanlıklardan biridir. İsterse o yazar, ölüm ve intihar tutkusunu ömür boyu birlikte taşımış olsun. Brezilya’da devlet cenaze töreni düzenler. Bakanlar, devlet başkanı ve tüm sanatçılar törene katılır. . Kleist için yazdığı, kendisi için de ne denli geçerli ” … hiçbir ölüm onunki gibi ezgili, coşkulu değildir.”

Tezer Özlü
01 Aralık 1982
Yeryüzüne Dayanabilmek İçin
Hazırlayan: Sezer Duru | Yapı Kredi Yayınları

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Mevlana hakkında yanlış bildiklerimiz – Ayşe Hür

Mevlana hakkında ne biliyoruz? Önce defalarca düzeltilmesine rağmen ‘galat-ı meşhur’ haline gelen bir yanlış bilgiyle başlayalım. “Gene gel, gene gel!...

Kapat