21
Mar
A » + | -

Bu hafta gösterime giren, Sedat Yılmaz’ın yazıp yönettiği ‘Press’ filmi, Türkiye’nin faili meçhullerle anılan yıllarına dair tarihsel bir döneme kurmaca karakterlerle ışık tutuyor. Film, 1990′ların başında yayın hayatına başladıktan bir süre sonra devletin her türlü engellemelerine ve baskılarına maruz kalmasına rağmen Kürt basın tarihinin en iyi gazetesi Özgür Gündem’in Diyarbakır bürosu çalışanlarının yaşadıklarına odaklanıyor. OHAL koşullarında gazetecilik yaparken yaşananları konu alan ‘Press’ (Basın) filmi o dönem Bölge’de Özgür Gündem gazetesinde çalışan Bayram Balcı’nın notları üzerinden gazetecilere yönelik baskı, işkence ve ölümleri işliyor. Filmin Türk yönetmeni Sedat Yılmaz , sokakta bir barış için Türklerin, Kürtlerin yaşadığını hissetmesi gerektiğini belirtiyor. “Ben bu filmi Kürtlerden çok Türklerin izlemesini tercih ederim” diyor.

“Özgür Gündem sola, sosyalistlere, muhaliflere hitap eden tek gazeteydi”

Özgür Gündem gazetesinin yayınlandığı dönemlerde üniversitede sinema öğrencisi olduğunu ve gazeteyi takip ettiğini ifade eden yönetmen; “Gündem gazetesi 1992′de ilk çıktığında Türkiye’deki muhaliflere, sosyalist devrimcilere hitap eden tek gazeteydi. Şimdi Evrensel, Birgün vs. var. Bir de yazarlar, aydınlar vs. oradaydı; platform özelliği vardı. Dolayısıyla tüm devrimciler Gündem okurdu, ben de takip ederdim. Ancak daha sonraları içerideki farklı eğilimler olmuş olabilir.” Olağanüstü hal (OHAL) kurallarının geçerli olduğu o dönemde, bölgede Hizbullah’ın, JİTEM’in şimdilerde ucu Ergenekon’a kadar uzanan yasa dışı yapılanmaların yaşandığı bir zamanda geçtiğini belirtiyor.

Böyle bir film çekmesinin amaçlarını  şöyle sıralıyor: Bu filmin ‘yara’ olarak tanımlayabileceğimiz Kürt sorununu kanatıp iyileştirmek adına faydalı olabileceği kanaati, Türkiye ve dünya için bölgedeki gazetecilerin yaşadıkları, uğradıkları saldırılar ve öldürülmelerinin entelektüeller ve aydınlar tarafından yetirince sahiplenilmemiş olmasının sıkıntısını yansıtmak ve İnsanların karından konuştuğu konuları’ biraz daha tartışılabilir bir hale getirmek.  Beton bir duvar üzerinde küçük küçük delikler açarak, bundan sonraki süreçte benzer konudaki çalışmalara bir zemin hazırlamak olduğunu söylüyor.

Yönetmen, filmin Gündem gazetesi çalışanlarının maruz kaldıkları şiddet karşısında, elinde kamuoyuna açık kanallar olan insanların yeterli hassasiyeti göstermemesine karşı bir tepki olarak da görülebileceğini ifade ediyor. Yılmaz, ‘Henüz genç bir sinema öğrencisiyken Özgür Gündem gazetesi yazarı Apê Musa’nın (Musa Anter) yazılarını okurdum ve o yazılar beni çok etkilemiştir. Apê Musa’nın arkasında bıraktığı izlerin duygusunu bu film boyunca hissettirmeye çalıştık’ dedi.

Filmde sözkonusu gazetecilerin siyasetle ilişkilerini ise; “Gazete içinde kendi aralarındaki hukuk nasıldı, bilemem. Ancak tahmin edebilirim. Ama filmin derdi, ‘gazetenin siyasetle alakası yok’ demek değil. Gazetecilik yapmak isteyen de var ama bunu belli bir sorun etrafında yapmaya çalışıyor. Zaten bizim karakterlerimiz de bizim siyasetle işimiz yok demiyor. Onlar siyasî kimliği olan gazeteciler. Kimse karakterlerin siyasî kimliğini saklamıyor. Zaten herkes alacağını alır.” olarak açıklıyor.

“Oktay Ekşi basın özgürlüğüyle ilgili bir şey söylese ben inanmam”

“O tarihlerde öldürülen gazeteciler, bahsettiğimiz ana akım medyada haber bile olmadı. 90′lı yıllarda medya tek bir parçaydı. Beton gibiydi, hiçbir şey sızmıyordu. Böyle bir ortamda bunlar yaşanırken medyanın çok büyük bir günahı var. O dönemde faili meçhuller, gazeteci cinayetleri yaşanırken medya ne yapıyordu? Mesela Oktay Ekşi basın özgürlüğüyle ilgili bir şey söylese ben inanmam; Kürtler hiç inanmaz. Çünkü sanıldığının aksine hafızaları çok güçlüdür. Sokağa çıkıyoruz basın özgürlüğü için, çok güzel bir şey; ama meselenin bu yanının da konuşulması lazım.” Diyor ve ekliyor:

“Benim gördüğüm, bugün medya da bir iktidar savaşı var”

65 tutuklu gazeteciden beşinin isminin öne çıktığını belirten yönetmen, “Ben meseleyi şöyle görüyorum: Ortada basın özgürlüğü ile ilgili çok ciddi bir tartışma yok. Öyle olsa meselenin başka taraflarına da gitmek gerekir. Benim gördüğüm, bugün devlet erki parçalı halde. Medya da aynı şekilde parçalı. Bu durumda farklı karşılıklı tartışmalar var, ama ben bunu basın özgürlüğü olarak görmüyorum. Aslında bu bir iktidar savaşının medyadaki karşılığıdır. Mesele basın özgürlüğü olsa, Kürt basınında kaç tane gazeteci tutuklu; onların adı bile geçmiyor. Beş kişi üzerinden bu tartışma yapılıyor. O beş kişiye bir şey olmasa 60 kişinin sesi bile duyulmayacaktı.”

“Filmlerdeki devrimci tipler beni hep rahatsız ediyor”

Çatık kaşlı, pos bıyıklı, eser, gürler, sert konuşur vs. Ama çok espriliyizdir aslında. Mesela hapisten çıktıktan sonra herkes bunun mizahını yapar. Bunlar nihayetinde insan be kardeşim! Press’teki komik diyaloglar biraz da buna tepkiydi.

“Diyarbakır’ı olduğu gibi yansıtmak için özen gösterdik”

Filmin Diyarbakır’da çekildiğini ve mekanlarla ilgili belli başlı kıstaslarının olduğunu anlatan Yılmaz, ‘Biz İstanbul’dan giden bir film ekibi olarak o dönemlerin Diyarbakır’ını olduğu gibi yansıtmak istedik. Yabancı sinemacıların Türkiye’ye baktığı gibi oryantalist, otantik bir bakış açısı ile mekanları turistik bir öğe olarak seyirciye sunmaktan özellikle kaçındık. Diyarbakır’ı orada yaşayanlar orayı nasıl algılıyorsa, biz de o şekilde yansıtmaya çalıştık. Dönemin koşullarını üzerine herhangi bir eklenti yapmaktan kaçınarak olduğu gibi yansıtmak için özen gösterdik.

Bayram Balcı: “Filmin çekmiş olması beni çok sevindirdi”

Özgür Gündem gazetesinin 1992 yılının mayıs ayında yasal olarak yayınlanmaya başladığını belirten Balcı, ‘Gazete özellikle Kürt sorununa ilişkin gerçekleri bütün çıplaklığıyla kamuoyuna aktardığı için daha ilk günden itibaren devletin saldırı ve baskısına mağruz kaldı. Birçok arkadaşımız o yıllarda öldürüldü. Birlikte çalıştığımız Hüseyin Deniz, Kemal Kılıç, Hafız Akdemir, Yahya Orhan gibi gazeteci arkadaşlarımızı öldürüldü. Nazım Babaoğlu bir habere gittiği sırada kaçırıldı ve hala akibeti açıklanmadı. Nazım kaçırıldığında 17 yaşındaydı.

Sedat Yılmaz’ın böyle bir filmi çekmiş olması özgür basın çalışanları adına beni de çok sevindirdi. Umuyorum ki, filmi izleyenler bu ülkede basın özgürlüğü konusunda Özgür Gündem gazetesi çalışanlarının nasıl bir mücadele verdiğine beyaz perde de şahit olurlar.

“Sokakta barış sağlanmadıkça, kalıcı barış olmuyor”

Press filminin de yarıştığı Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin basın toplantısında konuşmalarını Kürtçe yapmaları üzerine “İngilizce konuş” diye tepkiler alan Yılmaz, sonrasında “Bu tepki planlı, örgütlüydü. Geçen yıl da Min Dit (Ben Gördüm) filmine aynı tepki gösteriliyor. Derya Alabora ve Sümer Tilmaç bizi savundu ve onları susturdular. Bu bizi çok mutlu etti. Kürt sorununda, sokakta barış sağlanmadığı sürece hiçbir kalıcı barışın olabileceğine inanmıyorum.”

Filmin senaristi ve yönetmeni Sedat Yılmaz. Danışman Bayram Balcı. Oyuncular: Aram Dildar, Engin Emre Değer, Kadim Yaşar, Sezgin Cengiz, Tayfur Aydın, Asiye Dinçsoy, Bilal Bulut, Ömer Şahin, Fırat Altay, Abdullah Tarhan, Kemal Ulusoy, Mahmut Gökgöz.

*Bu haberde söyleşiler medyadan alıntılanmıştır.

Toplam okunma (25103) Bugün(2) Son okunma tarihi (28 July 2014)

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum yaz

Arşivler