Tutunamayanlar | Oğuz Atay: “Herşey bana düşman kesildi…”

Evin beyi karşımda oturuyordu : burjuva terliklerini giymiş bir durumda. Ona desem ki : Rasim Bey !.. küçük bujuva yaşantınızdan çıkın; birlikte sürünelim !.. İnsanlara bundan başka yapabileceğim bir teklif yok. Günseli’ye evlenme teklif edebilirsiniz oğlum. Ha, evet ; unutmuştum. Size de yukarıdaki uygunsuz teklifi yapmak isterdim; fakat yolunu bilmiyorum. Babanıza mı söylesem acaba ? Olmaz. Doğru. Kuralları bilmiyorum. Yaşama kurallarından habersizim. Tek başıma beceremediğim bir yaşantıyı birlikte nasıl sürdürürüz ? Başkalarını taklit ederdik. Olmaz. Yaşamayı taklit ederek insan ancak yirmibeş yıl kadar yaşar senin gibi. Teklifini kabul edemeyeceğim oğlum. Fakat amcabey, yaşamayı nefes almak gibi rahat sürdürenler de var. Onlar daha fazla yaşasın. Yaşasınlar İnşaallah. Beter olsunlar !..

Yemeğimi bitirmedim. Oysa annem yemeğimi bitirmeye alıştırmıştı beni. Doğru dürüst birşey öğretmedi zaten. Göstererek te örnek olmadı. Ben de öğrenemedim. Erkekler gibi tükürmesini, sigara içmesini, havluya yüzümü silmesini, eşyayı tutmasını bilmiyorum bu yaşımda. İnsanlara para uzatmasını bilmiyorum daha ; cüzdanımdan para çıkarmasını beceremiyorum. Ne işim var bu dünyada benim ? Tabağımı uzatışım bile başkalarına benzemiyor. oysa ne kadar çalıştım tabağıma bakmadan tabağımı uzatmaya. Annem de yerli yersiz şımarttı beni : başka türlü oluşumu yanlış yorumladı. Onun oğlu kimselere benzemezmiş. Çok duyduk bu sözleri başka annelerden de. Annem sorumludur. Hiçbir şey bilmeseydim belki yeni baştan öğrenebilirdim. O kadar da saf kalamadım. Artık çok geç. On yaşıma kadar beni yıkadı ; bütün imtihanlardan önce sabahlara kadar anlattığım dersleri dinledi.Yalnız başıma çalışma alışkanlığını edinemedim bir türlü. Ruh doktorları da bu satırları okusalar, bilgiç bir tavırla pis pis sırıtırlar şimdi. En kötüsü, hayır demeyi öğrenemedim.

Yemeğe kal dediler: kaldım. Oysa kalınmaz. Onlar biraz ısrar ederler; sen biraz nazlanırsın. Sonunda kalkıp gidilir. Her söylenileni ciddiye almak yok mu, şu sözünün eri olmak yok mu ; bitirdi, yıktı beni. Kitaplar da büsbütün bozdu ahlakımı. İnanmak güzel şeydir. ; hayır değildir. Erkek dediğin cebinden dolmakalemini çıkarıp öyle bir adres yazar ki… Kaşığını alışkın bir hareketle çorba tabağının içine bırakır; kaşık hiç ses çıkarmaz tabağa düşerken.Sofrada konuşurken de söylediği sözlere kaptırmaz kendini. Bu nedenle bir hareket yapmaz ; yemeği örtüye dökmez, bardağa çarpmaz.Bütün bunlardan önce, nişanlı bile olmadığı bir kızın akrabalarının evinde o kızla birlikte yemeğe kalmaz. Kalsa da kendini yiyip bitirmez bunu düşünerek. Belirsiz bir kuruntu yüzünden yemeği zehir etmez kendi kendine.

Durumumu düzeltmeliyim.Ne yazık, konuşamıyordum. Başım dönüyordu ; yerimden kalkamıyordum. Selim Işık çökmüştü, çözülmüştü, bitmişti. Hâlâ aptal gibi gülümsemeye çalışıyordum. Kimsenin aldırdığı yoktu.Sadece tabakların hareketi görülüyordu ; çatal-kaşık gürültüleri geliyordu.Boğuk sesler işitiliyordu. Sade bir aile atmosferi içinde bir cehennem oyunu sahneye konuyordu.

Boyumdan büyük işlere kalkmıştım. Şimdi boyumdan küçük işleri bile başaramıyordum. Böylesine rezil bir yenilgi görülmemişti. Gücümü tahminde yanılmıştım. Turgut evlendiği zaman ben de evlenecektim. Çatal-kaşık ve fasulye pilakisi karşısında böyle ağır bir yenilgiye uğramayacaktım. Oysa fasulyeyi ne kadar severdim. Herşeyle aramı bozdum artık. Herşey bana düşman kesildi. Tanrım, diye düşündüm ilk defa.

İlk defa, Tanrım dedim ; bıraksınlar beni artık…

Oğuz Atay
Tutunamayanlar, sayfa 574

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Hikaye – Aziz Nesin |Yurttaşlar!.. İnsanlığınızı koruyun, örümcekleşmeyin, akrepleşmeyin!..

Çook eskiden, bu kavanoz dipli koca dünyanın bir yerinde, dört bir yanı dağ, ortası bağ, suları şınl şml, gökleri pırıl...

Kapat