Bilimsel deneylerle insan ruhunun karanlık yönlerine ürkütücü bir yolculuk (I): Milgram deneyi

İnsanlar neden saçma şeylere inanıyorlar? Neden saçma ya da canice davranışlarda bulunuyorlar? Dinler ve devletler insan psikolojisindeki sakatlıklardan besleniyor olabilirler mi? Otorite ve toplum baskısı insanların davranış ve hatta düşüncelerini ne derece etkiler? insan psikolojisine dair ürkütücü sonuçları olan psikoloji tarihinde yukarıdaki sorulara önemli cevaplar verdiğini düşündüğümüz;  otoritenin insanların ahlakı ve vicdani değerler üzerindeki etkisi, sosyal statünün insan yaşımı üzerindeki etkisi, ve çoğunluğun (mahalle baskısı) birey üzerindeki etkisi olarak kabaca tarif edebileceğimiz  üç bilimsel deneye yer vereceğiz.

1- Milgram deneyi: Otoriteye itaat ve canilik

Devamı…Bilimsel deneylerle insan ruhunun karanlık yönlerine ürkütücü bir yolculuk (I): Milgram deneyi

Lev Tolstoy’un İtirafları: “Hayatın benim için bir anlamı yoktu”

Her yaşanan gün, yaşama atılan her adım, beni uçurumun kenanna biraz daha yaklaştırıyordu; önümde beni bekleyen yıkımı, felaketi görebiliyordum. Durmak, geri dönmek olanaksızdı; gözlerimi de beni bekleyen acılan, içimin ölmesini görmemek için gözlerimi kapatıyordum. Böylece ben, sağlıklı ve mutlu bir adam olan ben, artık yaşayamayacağımı, karşı koyulamaz bir gücün mezara doğru çektiğini hissediyordum. İntihara teşebbüs edeceğimi kastetmiyorum. Beni hayattan koparan güç herhangi bir istekten daha kuvvetli ve sağlamdı; normal birinin hayata bağlılılığı gibi bir histi, yalnız tabii tam aksi yönde idi.
Eğer mutlu ve rahat bir yaşımın tam ortasındayken, birdenbire yaşamayı sürdürmeye bir neden olmadığını, yaşamın anlamsız olduğunu düşünmeye başladıysanız, bu ne anlama gelebilirdi? Tolstoy’un “İtiraflarım” isimli eserinden alınan bu pasajlar, böyle bir deneyimi tanımlamakta ve William James’in “Hasta Ruh” diye isimlendirdiği şeyin bir tablosunu çizmektedir. İleriki sayfalarda, Tolstoy, aşağıdaki bölümde tanımlanan derinliklerden yukarıya çıkışının öyküsünü anlatır ve yeniden doğma süreci için “depresyonun” gerekli olduğunu önerir.

Devamı…Lev Tolstoy’un İtirafları: “Hayatın benim için bir anlamı yoktu”

Bilimsel deneylerle insan ruhunun karanlık yönlerine ürkütücü bir yolculuk (III): Asch Deneyi – Sürü Psikolojisi

Otorite ve toplum baskısı insanların davranış ve düşüncelerini ne derece etkiler? Çevre baskısı, kişiye siyah’a beyaz dedirtebilir mi? Gerçeği bildiğimiz halde çoğunluğun yanlışlarını neden savunuyoruz? İnsanlar neden saçma şeylere inanıyorlar? Dinler ve devletler insan psikolojisindeki sakatlıklardan besleniyor olabilirler mi?  İnsan psikolojisine dair ürkütücü sonuçları olan psikoloji tarihinde yukarıdaki sorulara önemli cevaplar verdiğini düşündüğümüz  bir deney olan Asch deneyi ile insan ruhunun karanlık yönlerine ürkütücü yolcuğumuzu sürdürüyoruz.

Devamı…Bilimsel deneylerle insan ruhunun karanlık yönlerine ürkütücü bir yolculuk (III): Asch Deneyi – Sürü Psikolojisi

Irkçılığın Psikolojik, Sosyal Psikolojik ve Psikanalitik Açıdan Açıklamaları – Alâeddin Şenel

Reich,  faşizmin, orta sınıf insanının kişilik yapısının siyasal alanda örgütlenmiş görünümünden başka bir şey olmadığını öğretmiştir. Faşist kişilik yapısı belli partilere, ırklara, uluslara özgü değildir. Dahası, kişilik çözümlemesi alanında yaptığı deneylerle, faşist duyarlılığın ve düşüncenin bazı öğelerini taşımayan tek canlının [insanın] bulunmadığı, sonucuna varmıştır. Irksal önyargıların etkilerinin genişliği, dünyanın dört bir yanına yayılmış bulunmaları, bunların kaynağının insan beynindeki akıldışı kesim olduğunu göstermektedir. Öyle ki, ırklar kuramı faşizmin uydurduğu bir şey değildir; tam tersine, ırksal nefret, bu nefretin siyasal alanda dile getiriliş biçimi olan faşizmi doğurmuştur. Irkçı öğreti orgazm güçsüzlüğü çeken insanın kişiliğinde dışa vuran biyolojik bir hastalıktır. Faşizm, makineci buyurgan uygarlıkla onan makineci gizemci öğretisi tarafından ezilen insanın temel coşkusal tutumudur, bir «coşkusal veba»dır.

Devamı…Irkçılığın Psikolojik, Sosyal Psikolojik ve Psikanalitik Açıdan Açıklamaları – Alâeddin Şenel

Bilinçdışı Dünyasının Tutkulu Kaşifi Sigmund Freud

1933’te Berlin’de Opera binasının önünde kitapları yakılan Freud, Hitler yönetiminin baskılarına karşın Viyana’yı terk etmemekte ısrar eder. Israrını ise Goethe ile gerekçelendirir. Ona göre Hitler, Almanların utanç kaynağıdır. Goethe gibi bir ozan yetiştiren Avusturya’da Hitler faşizminin tutunması mümkün değildir. Bütün inancına rağmen 1938 yılında 78 yıl yaşadığı Viyana’dan ayrılıp Londra’ya gitmek zorunda kalır.

Devamı…Bilinçdışı Dünyasının Tutkulu Kaşifi Sigmund Freud

İnsan Belleği, Çalışma Sistemi ve Bazı Bilinmeyen Yönleri

İnsanların, unutmayı tercih ettikleri bir gerçeği ya da olayı anımsadıkları da olur. Kimi zaman, bir şeyleri unutamamak, insanlar için bir şeyleri anımsayamamaktan çok daha engelleyici olabilir…
Çoğu insana göre bellek, tıpkı bir kitaplık gibi bilgilerin raflarına düzenli olarak yerleştirilip saklandığı bir yapıdır. Ancak, gerçekler ve olaylarla ilgili anılarımız zamanla daha zor anımsanır duruma gelir. Bunun yanı sıra geçmiş deneyimlerle ilgili anılarımız da, içinde bulunduğumuz ruh haline ve duygusal durumumuza göre renk değiştirebilir. Çağdaş araştırmacılarsa belleği, edilgen bir depo değil, kendine özgü süreçleri olan yapılar sistemi olarak değerlendiriyorlar.

Devamı…İnsan Belleği, Çalışma Sistemi ve Bazı Bilinmeyen Yönleri

Sömürgeciliğin karşısında psikiyatrist: Frantz Fanon

Sömürgeciliğin, politik tahakkümün ve ırkçılığın psikolojisi üzerine yazanlar Frantz Fanon’un eserlerine sıklıkla atıfta bulunurlar. Türkçeye üç kitabı ve bir biyografisi kazandırılmış olmasına rağmen, Fanon’un ülkemiz psikiyatri ve psikoloji çevrelerinde yeterince tartışılmamış olması ilginçtir. Martinik’te doğan, tıp ve psikiyatri eğitimini Fransa’da tamamlayan ve psikiyatrist olarak Cezayir’de çalışmaya başlayan Fanon (1925-1961) kısa sürede Fransa’nın bölgedeki kolonyal projesine karşı çıkan bir devrimci kimliği edinmiş ve Yeryüzünün Lânetlileri, Siyah Deri/Beyaz Maske gibi çığır açan kitaplarıyla Avrupa-merkezci psikoloji anlayışını, köle-efendi diyalektiğini ve tahakkümün psikolojik arkaplanını yerle bir etmiştir. Freud ve Jung düşüncesindeki etnosantrik unsurlara dikkat çekmiş, kolonizatörlerin psikanaliz ve psikiyatriyi sömürgeleştirme işlemine dayanak kılmasına karşı durmuştur.

Devamı…Sömürgeciliğin karşısında psikiyatrist: Frantz Fanon

İçine Ulaşılan, Ötede Bırakılan Şato: Tanıma Arzusu Bağlamında Hegel ve Lacan


Lacan belki psikiyatri eğitimi almış bir psikanalisttir, önce sürrealizm sonra yapısalcılık rüzgarına kapılmış post-modern bir psikanalist. Belki dönemin ruhuna uygun bir biçimde tarihin sonunun tarihini yazmaya hevesli histerik bir teorisyen. Karamsar. Alaycı. Bulanık. Belki kendi deyişiyle tutkulu bir Freud yorumcusu ya da belki Noam Chomsky’nin deyişiyle “doğru şeylerden bahseden bir şarlatan.” Her ne ya da kim olursa olsun, modern dünyanın, insana dair bütün anlam teorilerini tükettiğini ve insan yerine etki-tepki prensibine göre işleyen homo-ekonomikuslar yaratma çabasındaki başarıya yüz tutmuş ‘mutlak efendi’liğini absürd bir hiçlikten anlatan Lacan, tıpkı ondan önceki unutulan teorisyenler gibi, insanın varlığı ve anlamını sorgulamanın peşine düşmüştür.

Devamı…İçine Ulaşılan, Ötede Bırakılan Şato: Tanıma Arzusu Bağlamında Hegel ve Lacan

Yrd. Doç. Dr. Murat Paker – İrfan Kuzu, Söyleşi: PSİKOLOJİK AÇIDAN GÖÇ

Göç, insanlar (çocuk,kadın,erkek) üzerinde nasıl bir psikolojik/travmatik etkileri oluşturur? Bu etkiler kalıcılaştığında göç eden ve göç edilen yerleşimlerdeki insanlar arasında nasıl sorunlar oluşur?

Göç oldukça karmaşık bir olgudur. Çok sayıda faktör işin içindedir ve göç psikolojisi üzerine konuşmak ancak sosyo-politik ve ekonomik faktörlerin de dikkate alınacağı karmaşık bir matriks bağlamında mümkündür. Bunu akılda tutararak, göç psikolojisi açısından analiz kolaylığı sağlayacağı için üç evreden bahsetmek mümkündür: Göç-öncesi, göç süreci ve göç-sonrası. Psikolojik açıdan göçü incelerken ve göç nedeniyle psikolojik zorluklar yaşayan insanlara yardım ederken, bu üç evredeki olumsuz ve olumlu özellikleri değerlendirmek gerekir.

Devamı…Yrd. Doç. Dr. Murat Paker – İrfan Kuzu, Söyleşi: PSİKOLOJİK AÇIDAN GÖÇ

Benlik Saygısı, Güçlülük ve Yıkıcı Saldırganlık Hislerine Gelişimsel Bir Bakış Açısı – Anna Ornstein

Kohut’un “cinsel ve saldırgan dürtülerin gelişim ve psikopatolojinin itici güçleri olduğu” görüşünü terk etmesinden sonra, psikoanalitik kendilik psikolojisi kuramına ait bir gelişim teorisi oluşturmak kaçınılmaz olmuştur. Bu alanda en önemli isimlerden biri olan Michael F. Basch, kendilik patolojisi olan hastaların tedavisinde psikolojik gelişimin anlaşılmasının çok önemli olduğu vurgulamıştır. Ornstein bu makalede psikoanalitik kendilik psikolojisi bakış açısıyla gelişim teorisine bir katkıda bulunmayı amaçlamıştır. Benlik saygısı, bireysel güç ve yıkıcı saldırganlığın ortak genetik kökenden geldiklerini göstermeye çalışmıştır. Bu iki durumun davranış olarak sonuçları birbirine karşıt uçlarda yer alsa da her iki durumda infantil büyüklenmeciliğin dönüşütürülmesiyle oluşur. Kişiye ait güçlülük hissi çocukluğun büyüklenmeciliğinin yaşa uygun olarak onaylanması sonucunda gelişir. Bununla birlikte yıkıcı saldırganlık bu büyüklenmeciliğin onaylanması ve doğrulanması yerine çürütülmesi sonucu oluşur.

Devamı…Benlik Saygısı, Güçlülük ve Yıkıcı Saldırganlık Hislerine Gelişimsel Bir Bakış Açısı – Anna Ornstein