Nilgün Marmara: Çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi. Yiten bu işte!..

Nilgün MarmaraEy, yüzleri bir babakuş gölgesine çakılmış olanlar, Üzgün adım, ileri marş!

Olmak kış konuklarından bu yeryüzünün ve beklemek… Güzün utancımızı örttüğümüz yapraklarımızı düşürdük karşılıklı, kış çırılçıplak geçti —örtünülmesi gerek bir dahaki güze dek— Geri dönmüyor yapraklar yerine, kapanmıyor yaralar, açık her şey bu üzüntü bedeninde, yeniden varolduğunu mu sanmalıyız yaprakların? Bir ansıma penceresi asla diye yanıtlar; arzusu kış çıplaklığıdır, uzlaşmacı örtünme değil, yalın bir şimdilenmesidir üşümenin. Utanç sıcaklığı değil hiçbir zaman.
Nilgün Marmara – Daktiloya Çekilmiş Şiirler

Devamı…Nilgün Marmara: Çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi. Yiten bu işte!..

Nilgün Marmara: “Maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın hepiniz mezarısınız kendinizin…”

Nilgün MarmaraKuğuların ölüm öncesi ezgileri şiirleri’ni bırakarak 13 ekim 1987 yılında bekleme salonunu olarak gördüğü dünyamızı kendi isteği ve arzusuyla terk etti. ölümün kıyısında yaşadığı 29 yılını, şiirlerini, kitaplarını ve rüyalarını geride bırakarak. Mutluluğu başka birinin üzüntüsü üzerine inşa edilen  düzenin/dünyanın yerleşik bir yabancısı olarak tutunmadan ve alışmaya çalışmadan dışına bıraktı kendini hayatın. Daima bağrında taşıdığı acıyla, yaşamının sonu kendisi gibi biten  kayıp başka bir şairin peşine düştü. Uzun ince bir patikadan sonra yazık ah ne yazık ki,  peşine düştüğü şairin öyküsüyle aynı bittirdi yaşamını.

“Azımsanamayacak kadar ölmüşüm  Azımsanamayacak denli ölüyüm…
Geliyorlar, bu evde doğan yeni bir ölümü görmeye;
koşarak, düşe kalka yuvarlanarak, sürünerek…
Nasıl olursa olsun; görmek için bu eski dostlarının yeni cesetlerini ve göstermek için kendi dirimlerinin kıvılcımlarını geliyorlar.
Ölüm sessizligi, toz ve küf kokan evden ayrıldıktan sonra seviniyorlar canlıyız diye.”

Devamı…Nilgün Marmara: “Maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın hepiniz mezarısınız kendinizin…”

Nilgün Marmara: En yakın yabancı sendin / daha sürülmemişken ışığın biberi yaramıza…

Yabancı 
En yakın yabancı sendin,

Daha sürülmemişken ışığın biberi
Yaramıza,
Yaslanırken boşlukta duran bir merdiveni
henüz.
Güzdü sonsuz bir çöle takılan bakışımız,
İlkyaz derken -kışı gözden kaçıran
Yüzlerce eller yukarı, saygı duruşlarımız
En güçsüz kollarla-
Çözüldü aşkın zarif ilmeği
Bulandı aynalar duruluğu.
 Çok gizli bir doğru gecenin toyluğunda/ Bilmedik çekenin yanlış bir uzaklık
 olduğunu… / Yabancıların en yakınıydın sen !

Devamı…Nilgün Marmara: En yakın yabancı sendin / daha sürülmemişken ışığın biberi yaramıza…