Nilgün Marmara: En yakın yabancı sendin / daha sürülmemişken ışığın biberi yaramıza…

Yabancı 
En yakın yabancı sendin,

Daha sürülmemişken ışığın biberi
Yaramıza,
Yaslanırken boşlukta duran bir merdiveni
henüz.
Güzdü sonsuz bir çöle takılan bakışımız,
İlkyaz derken -kışı gözden kaçıran
Yüzlerce eller yukarı, saygı duruşlarımız
En güçsüz kollarla-
Çözüldü aşkın zarif ilmeği
Bulandı aynalar duruluğu.
 Çok gizli bir doğru gecenin toyluğunda/ Bilmedik çekenin yanlış bir uzaklık
 olduğunu… / Yabancıların en yakınıydın sen !

***

Aydınlıkta köhneliği belirginleşen ve kentte ve konutta hiçbir şey neyse ben oyum. Öylesine bağsız ve yeğniyim ki bu hafifliğin şiddetinin bedelini bir gün öderim diye düşünüyorum.
Sanki varoluş beni cezalandırmak ister gibi; yoğunluğundan bana düşen payını benden geri alarak bu yoğunluğa, olur olmadık herkese ve her şeye fazlasıyla katlayarak sunuyor.
Ülkem yok, cinsim yok, soyum yok, ırkım yok; ve bunlara mal ettirici biricik güç, inancım yok. Hiçlik tanrısının kayrasıyla kutsanmış ben yalnızca buna inanabilirim, ben. Yere göğe zamana denize kayalara ve kuşlara da dokunan aynı tanrı değil mi? Bu kutla tanrının yönetkenliğinde, olmayan ellerimle bir yok-tanrı’yı tutuyor ve ölçüyorum yokluğun ağırlığını.
Kefe’lerinden birine onun oylumu pekâlâ sığıyor, diğerine duygular, duyumlar ve düşünceler yığılıyor, işte yetkin eşitlik…her gün her gece bu eşitliğin bilgisiyle geçiyor. Bir eskiciden satın alınmış bu teraziyi birgün başka bir eskiciye vereceğim, o gün, tozanlarım her bir yana dağılıp toprağın suyun ölümsüzlüğüne eklemlenecekler ve ben özgürleşeceğim.

***

Çok Güzel

Durma artık burada uysal âşık!
Aydınlık milinin yatağında.
Bilemiyoruz belki de meşe o ağacın adı,
Anlayamıyoruz varolduğumuzu gölgesinde
ağırbaşlılığının.
Veda geliyor şimdi, öğretmek için
sergilenmeyi, uçuşan geriye dönen
vakitte.

Kime, kime gönderiyor incelen yapraklarını
yüzün, kavisin beyaz yanağıyla?

Bu aklıkta, minarem mavi benim.
Işığım denize kayıyor, bir sayıklama
izleğiyle, bir zamanlar pay verdiğimiz
insanlığa!

***

Pek Öncelerin Ben-Merkezciliğinin..

yontusal bir dinginlikle sıralarım
sözcüklerimi vasat bir yere
bu duyumlanmaz imgeleme –
taşkınlıktan ırak mı ırak

ah! ya benim ele geçirilemez coşkularım
varolamamış henüz
biçimleyemediğim
neredesiniz siz ey bilinçsizliğin bilinçleri
varılamaz yengisinden sonra
ulaşılır esriklik alanları?

bir uçuş diliyorum salt kanat
gökyüzünün üçgen bir köşesinde,
bir tozlaşma… miriabilis bir jalapa’da
görsün her gözenek ait bana
süresiz dolun ve sonsuz bir ay
patlaması tüm içkinliğimde

bildiğimi biliyorum çemberimi
yarıçapları oturtsam bir kez özeğe –
ve eğretilikten arınmış parçacıkların
uyumsuz hiçbir üstüstelenişi düşünülemez

bu uyumlar elaçıklığıyla ulaşacak hep
çembere…

kuşkusuz mu?

***

Toz-Dem

Kısacıktı
karşı yolculuklarımız kara
ve deniz üzerinde-

Şafağın bodrumuna inerken sen,
Hançerin ivmesiyle yükselirdim
dul pencerelere.

***

Yürek: Kutup Tan Vakti

Su ılık burada.
Yine göç kendiliğindendi,
Yine gözlerim açık.
Bu gizli alanda ne görürüm, böylesine
mavi ve saf, tek başına?
Ah! Bir oluk geceden acuna yönelmiş,
Bir ağaç, yeşil çığlığını aya vuran
yapraklarıyla.
Ben, buhar resitalini ya da buzulun
çağrısını düşlerim.
Göz gözü görmesin, irisler donsun ya da!
Ses boğulsun,
Boyum bu boy kalsın!
Yüreğim bu çifte olurlukta,
Ilığın en karşıtı, deli düşmanı,
Kutup tanının kendisi olmaya ant içerek,
Dilerse kardan, buzdan bir igloo olsun,
dilerse eritsin bu vücudu kendi iç şafağında,
yunsun gök taşında!

Su, şimdi aydınlık ve hafiftir,
Yüzeyi çok karanlıkla solmuş olsa da.

***

Azıcıktı

köpük boz
denizde ve karada
Koyu bir saatin içinden
çıkılamadı
bir an yine de!

Belki gülden
kalma bir iz yanağındaki,
Eski sabahın sarı gülünden
üzerine deli gözünü bıraktığın…

Öldüğünde,
çekmecemde duran bu göz,
incelikle çıkarılacak,
bir jiletin enginliğine,
Çözülecek gizi
O çarpık retinanın, ağ tabakanın…

Nilgün marmara
1958 yılında istanbul’da doğdu. Ortaokul ve liseyi Kadıköy Maarif Koleji’nde bitirip, yüksek öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi İngiliz dili ve edebiyatı bölümü’nde tamamladı.
Sylvia Plath üzerine incelemeler yaptı. Plath’ın bireyin yalnızlığına ve varoluş sorununa bakışı genç şairi etkiledi. Nilgün Marmara, şiirlerinde çoğunlukla, 1. Tekil kişinin düşle gerçek arasında gidip gelen, kırılgan izleklerini kullandı. Sylvia Plath sevgisi, marmara’yı ölümde de sevdiği şairin yazgısıyla birleştirdi. 13 ekim 1987’de henüz 29 yaşındayken ‘yaşama karşı ölüm’ dedi ve yaşamına son verdi.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Filiz Koçali: Belediye başkanları ve belediye meclis üyeleri içerde ama hayat devam ediyor

A&G Araştırma’nın yaptığı ankete göre BDP’nin oyu artmış ve iki yıl içinde daha da artacakmış. Araştırmayı yapan Adil Gür, ilk...

Kapat