Amin Maalouf: İngilizce egemenliğine karşı dil ve kültür çeşitliliğini korumak zorundayız

Bir Fransız’la bir Koreli’nin karşılaştıklarında aralarında İngilizce anlaşıp, tartışıp işi bir sonuca bağlamaları geçmişe göre kuşkusuz bir ilerlemedir; ama bir Fransız’la bir İtalyan’ın artık İngilizceden başka bir dilde anlaşamaz olmaları tartışmasız bir gerileme ve ilişkilerinde bir yoksullaşma demektir.

Devamı…Amin Maalouf: İngilizce egemenliğine karşı dil ve kültür çeşitliliğini korumak zorundayız

A.Hicri İzgören: Her köşebaşında kimlik soruyor benden/ açıp yaramı gösteriyorum


Anlamını yitiren her ne varsa bu kentte
Pıhtılaşmış kan renginde bir nakarata yazdırıyor adını
Birer alışkanlığa dönüşüyor durmadan
Ağıtlarla yitip giden bir ömre sonsöz oluyor
Yangınların içini boşalttığı eski evlerle
Giderek sana benziyor bu kent

Devamı…A.Hicri İzgören: Her köşebaşında kimlik soruyor benden/ açıp yaramı gösteriyorum

Arno Gruen: “Hayatta kalabilmek için sahtekarlıkla yaşamayı çok erken yaşlarda öğreniyoruz”

Arno GruenHitler’in konuşmalarına bu açıdan bakacak olursak gaddarca eylemlerinin ardındaki itici kuvvetleri görebiliriz. Onca insanın niçin Hitler’e hayranlık duyduğunu da anlayabiliriz: Çünkü şiddet yoluyla kendilerini canlı hissetmelerini meşru kılıyordu. Hitler veya benzerleri tarafından kışkırtılarak başka insanlara işkence eden veya katliam yapan insanların dehşet verici çoklukta olması, uygarlığımızda çocukların anne babalarıyla yaşadıkları en erken ilişkilerde aldıkları duygu tahribatının ölçüsünü yansıtıyor. Aynı zamanda ürkütücü ölçüde yüksek olan kimlik yitimine de ayna tutuyor.

Devamı…Arno Gruen: “Hayatta kalabilmek için sahtekarlıkla yaşamayı çok erken yaşlarda öğreniyoruz”

“Hızla değişebilen insanlar gerçek acı ve üzüntüyü algılayamazlar!” Narsisizm ve Kimlik – Arno Gruen

Arno GruenBizimki gibi bir toplumda, “doğru” ve “yakışık alır” davranmak üzere yetiştiriliriz. Ama sonuçta geçerli olan doğru ve yakışık alır olmak değil, insanın gerçekten öyle olduğunun kanıtı olan davranış biçimidir. Sadece biçimle yetinmek isteyen insanlar poz verirler, oyuncudurlar ve bu yüzden de sürekli izleyici karşısındadırlar. Davranışlarının ardındaki dürtü gerçek bir duygudan değil, yeterli olamama, geçerli normlara uygun davranamama korkusundan kaynaklanır. Hatta sonunda kendilerine biçilmiş rolleri “doğru” oynamaktan, kusursuz sergilemekten haz almaya başlarlar. Narsisizmin özü buradadır: “Doğru” tavrı, istenen görüntüyü sunmaktan dolayı kendini sevmek. Böyle insanların normlar aniden değiştiğinde “duygularını” büyük bir hızla değiştirebilmeleri, söz konusu olanın gerçek duygular olmadığını gösterir.

Devamı…“Hızla değişebilen insanlar gerçek acı ve üzüntüyü algılayamazlar!” Narsisizm ve Kimlik – Arno Gruen

Ayrımcılık ve Nefret Söylemi | İnsanlar Neden Birbirinden Nefret Eder?

Hasan Meriç, Betügül Öngen ve Selim Badur’un Açık Radyo için  “Önce Sağlık” adlı programda  hazırlayıp sunduğu toplumsal yaşamın her alanında karşı karşıya olduğumuz önyargı, nefret söylemi, ırkçılık ve ayrımcılığın ülkedeki durumunu ve  toplumsal karşılığını  ele alıyor.
Nefret Suçları Yasa Kampanyası Platformu’ndan ve Sosyal Değişim Derneği’nden Murat Köylü ve Pozitif Yaşam Derneği’nden Sevgi ile nefret suçlarının sağlıkla ilgili boyutu elealıyor.
Ayrıca Nefret Suçları Yasa Kampanyası’nın hedefini konuşuyor. Nefret Suçları Yasa Kampanyası Platformu, toplumdaki tüm kimliklerin haklarını korumak ve güvence altına almak için acil olarak yasal düzenleme talep ediyor. Söz konusu programı aşağıdan dinleyebilirsiniz. 

Devamı…Ayrımcılık ve Nefret Söylemi | İnsanlar Neden Birbirinden Nefret Eder?

Kimlik Arayışı ve Algısı | Cinsellik ve Modernite – Hasan Bülent Kahraman

Foucault’nun karmaşık yazısının kılçıkları ayıklandıktan sonra ortaya bir tek şey çıkar: Cinselliğin ‘normalliği’ ile ‘anormalliği’ arasındaki fark bireysel, kişisel tercihlerden çok ötede bir yerde dondurulmuştur. Bu bir toplumsal yapılanma özelliğidir. Kimi çevreler normalle ahlaki, anormalle ahlaksızlığı iç içe geçirir, öyle olması gerektiğini düşünürler. Ne var ki, bu yaklaşım olguları, kavramları o verili çerçeve içinde görmekten başka bir şey değildir. Toplumsalı oluşturan merkezi otoritenin kararlarını, koşullarını eğer kabul edilmişse normalle anormal arasındaki fark da kendiliğinden kabul edilmiştir.
Zihinle madde arasında başlatılan ikili karşılaşma ve çatışmalar, sonunda toplumu da, benliği de ben ve öteki olarak bölmüş, cinselliği de tam bu kesişimin ortasında, kat yerinde bir noktaya yerleştirmiştir. Her süreç kendi sonuçlarını üretir. Mevcut durum da modern bilincin, modernite süreçlerinin toplumu getirdiği noktadır. Kendiliğinden değildir. Tarihseldir. Fakat, cinselliğin yalnızca etik bir temel üstünde, ben-öteki ayrışması içinde algılanması modernizmin kanonik yaklaşımında yeni bir algılayışa ve anlayışa ulaşmalıydı.

Devamı…Kimlik Arayışı ve Algısı | Cinsellik ve Modernite – Hasan Bülent Kahraman