Kalbin yasası ve kendini-beğenme deliliği – G. W. Friedrich Hegel

HegelBirey, eyleminin ilkesiyle, kendisini iliştirdiği gerçel evrenselliğin onun aleyhine dönmesinin daha kesin yolunu belirlemiştir. Ameli gerçellik olarak evrensele aittir; ama içeriği onun kendi bireyselliğidir, belirli bireysellik olarak evrensel karşısında kendini muhafaza etmek ister. Herhangi bir özgül yasanın kurulması değildir mesele; bireysel kalbin evrensellikle dolaysız birliği, aksine, yasa olan şeyde her kalbin kendi benliğini tanımak zorunda olması düşüncesinin geçerli bir yasa sayılmasıdır. Fakat yalnızca bu bireyin kalbi, kendi gerçekliğini, (ona benlik-için-oluşunu veya hazzını ifade eden) ameli içine yerleştirmiştir. Amelin dolaysızca evrensel statüsü taşıyacağı varsayılır; yani hakikatte o belirli bir şeydir, evrenselliğin ancak biçimine sahiptir; kalbin kendi belirli içeriğinin bizzat evrensel statüsü taşıyacağı varsayılır.

Devamı…Kalbin yasası ve kendini-beğenme deliliği – G. W. Friedrich Hegel

Kemal Okuyan, Gelenek, İktisat ve Bir Eleştiri – Dr. Suat Kamil Aksoy

Okuyan kitabında ücretler konusunu irdelediği bir bölümde Sovyetler’in ilk 13 senesinde süren- eşit ücret uygulamasına sempatiyle baktığını da belli etmektedir. Stalin’in biz örneklersek, bir çöpçü ile bir hekim nasıl olurda aynı ücreti alır türü çıkışlarına hoşnutsuzlukla bakmaktadır. Bu türden bir eşitsizliğe özel bir uğrağın gereksinimi olarak bakmakta ve 1930 dan savaş sonrasına kadar kalifiye emeğin bu gözetilişine, savaşın bitiminin ardından bir çekidüzen verilmesine sevinmektedir. Kalifiye emeğin nasıl ücretlendirileceği bizi burada pek ilgilendirmemekle birlikte, Marks tarafından çok önceden önerilen herkese emeğine göre ilkesinin yeterince yol gösterici olduğu söylenmelidir. Sovyetler eşit ücret ilkesi gibi bir saçmalığı uyguladığı için ilk yıllarında mutlaka çok zarar görmüş ve zaman kaybetmiş olsa gerektir. Kalifiye emek vasıfsız emeğe göre daha çok emektir. Aynı zaman süresi içinde daha çok değer üreten emektir. Eşit olmayan emek eşit ücretlendirilirse bu bir tür sömürü demektir. Böyle bir sömürünün topluma vereceği zarar bireyde yaratacağı tatminsizliğin çok ötesindedir ve kapitalizmin toplumsal gelişmeye çektiği setten daha zararlı birşeydir.

Devamı…Kemal Okuyan, Gelenek, İktisat ve Bir Eleştiri – Dr. Suat Kamil Aksoy

Bekleyiş Unutuş’ta Zamansızlık ve Olumsuzluk Hegel ve Blanchot Söyleşisi – Rhonda Khatab

Seyrek bir şekilde döşenmiş otel odasının minimalist hanesinde başlayan Bekleyiş Unutuş, anonim olarak, sırasıyla, II ve Elle diye bilinen bir erkek ile bir kadının karşılaşmasını anlatmaktadır. Olay örgüsü bu şahısların ilişkileri etrafında dönmektedir, ilişkilerinin doğası diyaloglarındaki meseleyi oluşturur. Bununla birlikte, diyalogları ara ara, onların kendi konuşmalarında da olduğu gibi, esasta aynı kargaşa ve bocalamayla telkin edilmiş bir anlatıcının sesi vasıtasıyla ortaya çıkmaktadır. Bir zaman birbirleri için hissettikleri isteği yeniden keşfetmeye çabalarken, adam ve kadın, çekiciliğin ve iticiliğin dalgalı ilişkisine tutulmuşlardır.

Devamı…Bekleyiş Unutuş’ta Zamansızlık ve Olumsuzluk Hegel ve Blanchot Söyleşisi – Rhonda Khatab

Söyleşi: Hegel’in Günümüz Felsefesi Açısından Önemi

Klaus Vieweg: Neden “Günümüzde Hegel”? Öncelikle söylemek isterim ki, ben Hegel’in felsefesinin gelmiş geçmiş en kapsamlı, en iyi modern çağ felsefesi olduğunu düşünüyorum, çünkü Hegel modern dünyaya özgü meseleleri kavramsallaştırmaya çalışmış ve düşüncesini mantıksal-dizgesel bir yapı üzerinde tesis etmiştir. Bu ikinci noktaya daha sonra döneceğim. Hegel’in özellikle pratik felsefe üzerine çalışmaları, yani Hukuk Felsefesi her dönemde güncelliğini korumaktadır çünkü bu yapıtında modernite kuramı özgürlük kuramı olarak sunulmuştur; benim görüşümce günümüz dünyasını daha iyi kavramamıza, güncel süreçleri daha iyi anlamamıza yardımcı olan modern bireysellik, ahlak kavramı, modern toplumsal ve siyasi felsefe vardır bu yapıtta. Ne yazık ki, en azından Almanya’da, hayata geçirilen Hegel’in felsefesi değil, Kant’ın felsefesidir. Bu beni üzüyor ama son dönemdeki, özellikle son bir iki senedeki gelişmelerin, bizi zamanla Hegel’e dönmek zorunda bırakacağını umuyorum.

Devamı…Söyleşi: Hegel’in Günümüz Felsefesi Açısından Önemi

İçine Ulaşılan, Ötede Bırakılan Şato: Tanıma Arzusu Bağlamında Hegel ve Lacan


Lacan belki psikiyatri eğitimi almış bir psikanalisttir, önce sürrealizm sonra yapısalcılık rüzgarına kapılmış post-modern bir psikanalist. Belki dönemin ruhuna uygun bir biçimde tarihin sonunun tarihini yazmaya hevesli histerik bir teorisyen. Karamsar. Alaycı. Bulanık. Belki kendi deyişiyle tutkulu bir Freud yorumcusu ya da belki Noam Chomsky’nin deyişiyle “doğru şeylerden bahseden bir şarlatan.” Her ne ya da kim olursa olsun, modern dünyanın, insana dair bütün anlam teorilerini tükettiğini ve insan yerine etki-tepki prensibine göre işleyen homo-ekonomikuslar yaratma çabasındaki başarıya yüz tutmuş ‘mutlak efendi’liğini absürd bir hiçlikten anlatan Lacan, tıpkı ondan önceki unutulan teorisyenler gibi, insanın varlığı ve anlamını sorgulamanın peşine düşmüştür.

Devamı…İçine Ulaşılan, Ötede Bırakılan Şato: Tanıma Arzusu Bağlamında Hegel ve Lacan

Felsefe tarihinin son büyük dizgeci fılozofu; Georg Wilhelm Friedrich Hegel

(1770-1831) XIX. yüzyılın ilk yansında temelde Kant ‘ın felsefesine tepki olarak gelişen Alman İdealizmi diye bilinen felsefe akımının bir yanda Fichte öbür yanda Schelling ile birlikte en büyük kurucularından; çoklarının gözünde felsefe tarihinin son büyük dizgeci fılozofu.
Alman İdealizmi XIX. yüzyılin sonlarına gelinene değin Almanya’daki felsefe gündemini büyük ölçüde belirlemiş olması bakımından son derece önemli bir “felsefe okulu”dur. Kant sonrası felsefenin en büyük dizgeci idealist fılozofu olan Hegel , gerek yayımlanmış yazılarında gerekse de derslerinde “mantıksal” bakış açısından kapsamlı ve dizgeli bir varlık- bilgisi kurmaya çalışmıştır. Hegel en çok, kendisinden sonra Marx ‘ın başaşağı çevirerek komünist topluma doğru evrilen maddeci bir tarih anlayışı olarak yeniden yapılandırdığı “erekbilgisel tarih” anlayışıyla öne çıkmıştır.

Devamı…Felsefe tarihinin son büyük dizgeci fılozofu; Georg Wilhelm Friedrich Hegel

Marksist Tarih Anlayışı – Louis Althusser

Klâsik iktisatçıların, iktisat kategorileri için, tarihî değil, ebedî bir kavramları olduğunu söylemek –bu kategorilerin, kavramlarına uygun hale getirilmeleri için, tarihî olarak ele alınmaları gerektiğini söylemek– tarih kavramını önermektir, ya da daha doğrusu, olağan imgelemde varolan, ama kendi kendisi hakkında soru sormak gereğini duymayan belirli bir tarih kavramını önermektir. Aslında, kendisi bir teorik sorun yaratan bir kavramı, çözüm olarak sunmaktır; çünkü kabul edildiği ve anlaşıldığı biçimiyle bu, eleştirilmemiş bir kavramdır, bütün “bariz” kavramlar gibi, teorik içerik olarak, varolan ya da egemen ideolojinin kendisi için çizdiği işlevin ötesinde bir içeriği olmayan bir kavramdır. Statüsü henüz incelenmemiş, ve bir çözüm olmak şöyle dursun, aslında teorik bir sorun olan bir kavramı, teorik çözüm olarak sunmak demektir. Demek ki bu tarih kavramı Hegel’den ya da tarihçinin ampirik pratiğinden ödünç alınıp Marx’ın düşüncesine ithal edilebilir ve bundan ötürü herhangi bir ilke çiğnenmiş

Devamı…Marksist Tarih Anlayışı – Louis Althusser

Yabancılaşma ve yabancılaşmaya dair düşünsel yaklaşımlar

Yabancılaşma terimi ilk kez Hegel, Tinin Görüngübilimi (1807) adlı yapıtında, “saltık” aracılığıyla kavranmamış insan yaşamının kolaylıkla doğaya yabancılaşacağını vurgulamak üzere kullanır ve  yabancılaşmayı ontolojik bir olgu olarak değerlendirir.  Marx ise, insanin yaşadığı ilk yabancılaşmanın doğanın kendisine karşı olduğunu “öteki” ile olan bu ilk mucadeleyi insanın kazandığını, ancak bu mücadele sırasında kullandığı silahlar (ilim, bilim, kultur, teknoloji vs.) ikinci ve daha tehlikeli bir yabancılaşmanın önünü actığını belirtir ve şöyle devam eder; kapitalizm insan ilişkilerini pazar ilişkilerine dönüştürdüğü ve dolayısıyla, insanlar, insani nitelikleriyle değil de, pazardaki yer ya da statüleriyle değerlendirildikleri için, başka insanlara da yabancılaştığını söyler ve dört ayrı yabancılaşma türünden söz eder.  Özelikle üzerinde durduğu emeğe yabancılaşmaya  kabaca; Nike ayakabı fabrikasında çalışan bir işçinin 15 dakikada ürettiği bir ayakkabıyı satın alabilmesi için bir kaç  ay orada çalışması gerekliliği durumunu örnek olarak verebilir.

Devamı…Yabancılaşma ve yabancılaşmaya dair düşünsel yaklaşımlar