Sevmek ya da sevmemek: Gelmesen önemli değil, gelsen önemli olurdu! – Özdemir Asaf

Sevmek
Bazen dayanmaktır Sevmek;
hayat nereden vurursa vursun ayakta durabilmek…
Bazen yaşamaktır Sevmek;
soluksuz ciğer gibi sevgisiz kalbin duracağını bilmek…
Bazen ağırdır Sevmek;
sevdiğine layık olabilmek…
Ve bazen hayattır Sevmek;
birini çok uzaktayken bile,
…yüreğinde taşıyabilmek…

Devamı…Sevmek ya da sevmemek: Gelmesen önemli değil, gelsen önemli olurdu! – Özdemir Asaf

José Mujica’dan kısa bir hayat dersi: “Gereksiz ihtiyaçlarla bir israf dağı icat ettik”

jose-mujica“Uruguay’ın başkanı olmam önemli değil.
Bu konu üzerinde çok düşündüm. Tek kişilik bir hücrede on senemi geçirdim. Yeteri kadar vaktim oldu… Bir kitabın kapağını açmadan yedi yıl geçirdim. Bu bana düşünmek için zaman verdi.
Keşfettiğim şey şudur ki:

Devamı…José Mujica’dan kısa bir hayat dersi: “Gereksiz ihtiyaçlarla bir israf dağı icat ettik”

Halil Cibran’dan Hayat Üzerine 10 Ders: Ne yazık ki geyikler kaplumbağalara çevikliği öğretemezler

Halil Cibran60’lı ve 70’li yıllarda Batı Avrupa ve ABD gençliği arasında en yaygın okunan ve tartışılan yazarlardan biridir Halil Cibran. En ünlü kitabı olan Ermiş, 68 kuşağı gençliğinin el kitabı haline gelmiş ve ilham vermiştir. Günümüzde de güncelliğini korumakta, bir çok genç yazar ve şairin yapıtlarına esin kaynağı olmaktadır. Yazılarında Doğu ile Batı felsefelerin güçlü bir sentezini sunan yazar, kuşkusuz doğduğu ve yaşadığı toprakların, uygarlığın beşiği ve üç büyük dinin yeşerip yaygınlaştığı yerler oluşunun etkisi büyüktür.
Rodin, Cibran’ı “20.yüzyılın Blake’i” olarak nitelemektedir. Gerçekten ruhban sınıfını acımasızca eleştirmesi bakımından, 19. yüzyıl şairi Blake ile benzerlik gösterir.

Devamı…Halil Cibran’dan Hayat Üzerine 10 Ders: Ne yazık ki geyikler kaplumbağalara çevikliği öğretemezler

Ece Ayhan’dan Seçilmiş Sözler: “Sevdiklerimizi tekmelemeye anne karnında başlarız”


“Ben öylesine sivilim ki, sivillerin sivili, özel hayatımda da orospuların, ‘yol göstericiler’in, yersiz yurtsuzların, surlarda ve parklarda barınanların, kimsesizlerin, sokaklarda yaşayanların, dışlanmışların, orta ikiden ayrılanların, ıssız park bekçilerinin, müştemilatta oturanların, fallokrat kabadayıların, berduşların…kısacası tarih dışına düşürülen lümpenlerin yanında rahat ediyorum…”

Devamı…Ece Ayhan’dan Seçilmiş Sözler: “Sevdiklerimizi tekmelemeye anne karnında başlarız”

Teşekkürü Borç Bilmeyin, Başarılarınızın Devamını Dilemeyin… – Murathan Mungan

Hayatımda hiç pişmanlık duymadım,” diyenler var. Arkasında bir yaşam felsefesi, bir deneyimler toplamı varmış gibi görünen, içeriği değer kaybına uğramış günün popüler sözlerinden biri de bu. Hiçbir pişmanlığı olmayan bir hayat olur mu? olabilir mi? O zaman insana sorarlar: “Nerede, nasıl öğrendin, nelerden ders aldın; hiçbir pişmanlığı olmayan hayat mümkün mü?” diye. Sürekli anılan pişmanlığın kimseye bir yararı yoktur elbet, ama anısının izlerini sonraki deneyimlerimiz için hayatımızda taşırız. Pişmanlık, yaşamın öğreticilerindendir. Hayata karşı efelenerek kişiliğini savunur gibi görünen bu cümleyle, sağlam bir karakter, şaşmaz bir tercihler kesinliği ve tutarlı davranış bilgisi sunma iddiasında olmaya çalışan bu profildeki insanlar, bize aslında içlerinin nasıl da boş olduğunu, yaşam hakkında ne kadar az şey bildiklerini istemeden söylemiş olurlar.  

Devamı…Teşekkürü Borç Bilmeyin, Başarılarınızın Devamını Dilemeyin… – Murathan Mungan

Bir Delinin Öyküsü – Woody Allen | Doğada kusursuz bir şey var mı?

Delilik göreceli bir kavramdır. Hangimizin gerçekten deli olduğunu kim kesin olarak bilebilir? Central Park’ta üzerimde güve yenikli giysiler, yüzümde bir ameliyat maskesi, devrimci sloganlar atıp, isterik isterik gülerek dolaşırken, bu yaptıklarımın o kadar da mantık dışı olduğundan bugün bile emin değilim. Çünkü, sevgili okurum, ben her zaman, herkesin “New York sokak çılgını” dediği, o çöp tenekelerini eşeleyip alışveriş çantasını ip parçaları ve şişe kapaklarıyla dolduran tiplerden biri değildim. Hayır, ben bir zamanlar, yukarı Doğu Yakası’nda oturan, kahverengi bir Mercedes’le şehirde caka satan, üzerimde çeşit çeşit gözalıcı Ralph Laureen tüvitlerimle çok başarılı bir doktordum. Benim, yani üstün zekası ve amansız ters el vuruşlarıyla böbürlenen ve bir zamanlar tiyatro açılışlarında, Sardi’nin Yeri’nde, Lincoln Merkezi’nde, Hamptonlar’da sık sık rastlanan bir yüz olan Dr. Ossip Parkis’in, şimdi bazen sırt çantam ve fırıldak şapkamla, yüzümde bir karış sakal Broadway’den aşağı tekerlekli patenle kaydığıma inanmak ne kadar zor.

Devamı…Bir Delinin Öyküsü – Woody Allen | Doğada kusursuz bir şey var mı?

Prof. Dr. Özcan Köknel: “Hayatın Bizim Ona Verdiğimizden Başka Anlamı Yoktur”

picassoİnsanın günlük zorlanmalardan korunması ve kurtulması için bunların üstüne çıkabilmesi gerekir. Bu da yaratıcı düşünceyle sağlanır. Engellerin aşılmasında, sorunların çözülmesinde etkili ve gerçekçi yollar yaratıcı düşünceyle bulunur. Düşlem (hayal kurma) adını alan, imgelem biçiminde, gerçeklere uymayan ya da doyum olanağı bulunmayan amaçlar, beklentiler, istekler düş yoluyla doyuma kavuşur. Çocukluk ve gençlik çağında ileriye dönük olarak çalışan düşlem düzeni, kişiye yaratıcı tasarımlar yaparak duygu ve düşüncelerini yüceltme olanağını kazandırır. Yaşlılıkta da geriye dönük olarak çalışarak, insanı güzel anıların renkli dünyasına götürür, yalnızlığın karanlığında kaybolmaktan kurtarır. Ancak gerçekle düşlem arasındaki sınır iyi çizilemezse, düşlemler gerçeğin yerini almaya başlar ve gerçekle bağlantı bozulur.

Devamı…Prof. Dr. Özcan Köknel: “Hayatın Bizim Ona Verdiğimizden Başka Anlamı Yoktur”

Onat Kutlar: “Sanki odada bir Japon, bir İngiliz, bir İspanyol vardı ve hiçbiri ötekinin dilini bilmiyordu”

Bu özelliğimi ilk kez, çocukken fark ettim. Evimizin avluya bakan ikinci kat odasının penceresi önünde oturmuş, garip bir olayı izliyordum. Avluda, çiçekten meyveye dönüşmek üzere olan bir zerdali ağacı vardı. Meyveleri serçelerden korumak için dallarına örümcek ağı gibi ince bir iplik ağı gerilmişti. Ama gene de çok sayıda serçe vardı ağaçta. İçlerinden bir bölüğü, iplere ve dallara çarparak kalkıyor, yüksek avlu duvarının ortasındaki bir deliğe doğru uçuyor, delik çevresinde bir süre çırpındıktan sonra yeniden ağaca konuyordu. Tam o sırada “pat” diye bir tüfek patlıyordu yanıbaşımdan. Ağaçtaki serçelerden birinin cansız yere düştüğünü görüyordum.

Devamı…Onat Kutlar: “Sanki odada bir Japon, bir İngiliz, bir İspanyol vardı ve hiçbiri ötekinin dilini bilmiyordu”

Kimse bana gücenmesin, bu toplumun insanı düşünmeyi sevmiyor ve bilmiyor – Afşar Timuçin

Afşar TimuçinKötülük yalnızca adam öldürmekle, adam dolandırmakla, yalan söyleyerek çıkar elde etmekle, ırza geçmekle ilgili bir durum değildir. Kötülüğe benzemeyen kötülükler vardır, sorumsuzluk bunların başında gelir. Değerlerini tümüyle yitirmiş bir sefil adam insanların gözü önünde birini ha bire bıçaklarken o insanlardan biri bile kılını kıpırdatmıyorsa buna iyilik diyebilir misiniz? İnsanlar çöplüklerden yiyecek toplarken her türlü ilgisizliği, her türlü umursamazlığı özgürlük diye tanımlamanın kötülükten başka bir şey olduğunu düşünebilir misiniz? Yıllarını hiç kitap okumadan öylesine yaşamış, zamanı gündelik görevlerin dışında avareliklerle geçirmiş bir insanın dünyasını iyilikle mi kötülükle mi bağdaştırırsınız?

Devamı…Kimse bana gücenmesin, bu toplumun insanı düşünmeyi sevmiyor ve bilmiyor – Afşar Timuçin

Ben Yazarken Kendi Yüzüme Tükürüyorum – Cezmi Ersöz

cezmi ersozGeriye doğru baktığımda…

Geriye doğru baktığımda, çünkü ancak böyle anlaşılıyor bazı şeyler, ben aslında ilkokul 4.-5. sınıftan itibaren yazar olmayı kafama koymuşum. Ama bu ciddi, planlı projeli bir düşünce halinde değil. Tabi babamdan gelen Kuvay-ı Milliye, Kemalistlik, subaylık da var. Bu yüzden iyi, yardımsever, dürüst, çevresinde sayılan sevilen adam yani bir tür kahraman olmak üzere yetiştirildik biz. Çok küçük olanaklarla zengin çocuklarının önüne geçme projesi…Kemalizm biraz da böyle bir proje. Hadi bakalım kendinizi gösterin projesi, romantik bir proje bu. Öte yandan korkunç bir oyun bu. Baştan aşağı yanlış hesaplarla dolu. Belli olanaklar babanın maaşı belli, makarna yumurta yiyorsun, hadi bakalım benim çocuğum nasıl geçecek sizi projesi, üstelik iyi adam olacak ve onları da geçeceksiniz. Okuduğun okul belli, mahalle devlet okulları.

Devamı…Ben Yazarken Kendi Yüzüme Tükürüyorum – Cezmi Ersöz

Tolstoy: “Hayatın anlamsız olduğunu anlayacak kadar akıllı bir tek ben ile Schopenhauer mu var?”

Lev Tolstoyİnsanoğlu var olduğu ilk günden beri hayata bir anlam yükledi ve sürdükleri yaşam onlardan bana intikal etti. içimde ve etrafımda olan her şey, cismani olan ya da olmayan her şey, onların hayat bilgisinin birer meyvesi. Benim tam da hayatı değerlendirmede ve mahkum etmede kullandığım düşünce araçlarının hepsi de benim tarafımdan değil, onlar tarafından kat edildi. Ben kendim bu dünyaya onların sayesinde geldim. Onların sayesinde öğrendim ve yetiştim. Demiri onlar çıkardılar, ormanları kesmeyi bize onlar öğrettiler, inekleri ve atları onlar evcilleştirdiler, tahıl ekmeyi ve birlikte yaşamayı bize onlar öğrettiler, yaşamımızı onlar düzenlediler ve bana konuşmayı ve yazmayı onlar öğrettiler. Ve onların bir ürünü olan, onlar tarafından yedirilen, içirilen, öğretilen ben, onların düşünceleri ve sözcükleriyle düşünerek bütün bunların saçmalık olduğunu savundum. “Yanlış olan bir şey var!” dedim kendime.

Devamı…Tolstoy: “Hayatın anlamsız olduğunu anlayacak kadar akıllı bir tek ben ile Schopenhauer mu var?”

Dr. Erdal Atabek: Çevrenin kirlenmesinden herkes söz ediyor peki ya insanın kirlenmesi?

Çevre Kirliliğini artık tanımaya başladık. Radyoaktif atıkların, kimyasal atıkların, endüstri ürünü atıklarının çevreyi nasıl kirlettiğini biliyoruz. Ozon tabakasının inceldiğini, delindiğini kaygıyla öğreniyoruz. Toplantılar yapıyoruz, konuşuyoruz, yazıyoruz, önlem almaya çalışıyoruz. Ama Çevre Kirliliği sadece doğanın kirlenmesi değil ki… İnsanın kirlenmesi çağımızın en büyük sorunlarının başında geliyor ve biz farkında bile değiliz.
Evet, insan kirleniyor. İnsanın duyguları kirleniyor, düşünceleri kirleniyor, umutları kirleniyor, sevinçleri kirleniyor…, Ama insan insana duyarsız. İnsan insana ilgisiz. İnsan insana kayıtsız. Oysa insanı görmemiz zorunlu, insana bakmamız zorunlu, insanı korumamız zorunlu. Çevrenin insanı nasıl kirlettiğini görmemiz zorunlu.

Devamı…Dr. Erdal Atabek: Çevrenin kirlenmesinden herkes söz ediyor peki ya insanın kirlenmesi?

A. Hamdi Tanpınar: İnsan kendisini ancak hayatının küçük meselelerinden sıyrıldığı zaman bulabilir


1918-1919 yılları arasında aşağı yukarı benim yaşadığım hayatı yaşıyorsunuz. İşte size bunun için yazıyorum. Bulunduğunuz memleketin, belki de orada doğdunuz, hayatımda mühim bir yeri vardır. Sizin sahillerinizde, o denize bakarak, o lodos dalgalarını seyrederek, benim gençliğimde şimdikinden çok az verimli olan meyve bahçelerinde dolaşırken ilk şiirlerimi tasavvur ettim ve edebiyattan başka bir şey yapamayacağımı anladım. Yavaş yavaş bir hülya adamı oldum.

Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Antalyalı genç kıza mektup:
“Şiir, söylemekten ziyade bir susma işidir”

Devamı…A. Hamdi Tanpınar: İnsan kendisini ancak hayatının küçük meselelerinden sıyrıldığı zaman bulabilir

Lev Tolstoy: “Ancak hayatın sarhoşluğuna kapılmışsa yaşayabilir insan”

Bir seyyahla, onun çölde karşılaştığı yırtıcı hayvanları anlatan o şark masallarını kim bilmez ki. Seyyah, yırtıcı bir hayvandan kurtulmak için, susuz bir kuyuya atar kendini. Orada, kuyunun dibinde bir ejderha görür, onu yutmak için ağzını açmıştır. Yırtıcı hayvan tarafından parçalanmamak için yukarı çıkmaya cesaret edemeyen, ama ejderha tarafından da yutulmamak için aşağıya atlayamayan bu zavallı, kuyunun duvar taşları arasında yetişen bir dalı yakalar ve ona sımsıkı tutunur.
Elleri uyuşur ve az sonra, kendisini her iki tarafta bekleyen felaketin kucağına düşeceğini hisseder, ama hala sımsıkı yapışıp durmaktadır dala. O sırada biri kara biri beyaz iki farenin, onun tutunduğu dalın çevresinde dolaşıp dalı kemirmekte olduklarını görür. Birkaç dakikası vardır, çalı kopacak ve o da canavarın ağzının ortasına düşecektir. Seyyah bunu görür ve…

Devamı…Lev Tolstoy: “Ancak hayatın sarhoşluğuna kapılmışsa yaşayabilir insan”