“Milli egemenlik” ilkesi, demokratik bir niyetin ifadesi midir? – Sevan Nişanyan

“Millet” soyut bir kavramdır. “Millet egemenliği” deyimiyle kastedilen eğer ulusun özgürce kendi siyasi kaderini belirlemesi ise, bunun için önce a. milli iradenin, serbest tartışmalar, partiler, basın vb. yoluyla oluşması, sonra b. böyle oluşan iradenin, serbest seçimler yoluyla ifade edilmesi gerekir.

Devamı…“Milli egemenlik” ilkesi, demokratik bir niyetin ifadesi midir? – Sevan Nişanyan

Yeni Paradigmayı Oluşturmak: Cumhuriyeti nasıl bilirsiniz? – Fikret Başkaya

Yeni ParadigmaCumhuriyet 29 Ekim 1923’de “kuruldu”. Nasıl “kurulduğu” ne olduğundan bağımsız değildi. Kavramın gerçek anlamındaki Cumhuriyetle [res publica] bir ilgisi yoktu. Sadece o tarihten sonra “Eski Rejim” yeni adıyla çağrılacaktı. Cumhuriyetin kurulmasında halkın [res publica’nın] bırakın bir dahli olmasını, kuruluştan [ilânından densin] haberi bile olmamıştı. Elbette haberi olmayan sadece halk değildi. Mustafa Kemal Nutukta “kuruluş” hikayesini şöyle anlatıyor: “Yemek esnasında; yarın cumhuriyet ilân edeceğiz dedim. Hazır bulunan arkadaşlar, derhal fikrime iştirak ettiler. Yemeği terk ettik. O dakikadan itibaren, sureti hareket hakkında, kısa bir program tespit ve arkadaşları tavzif ettim.” … “Efendiler, görüyorsunuz ki, cumhuriyet ilânına karar vermek için Ankara’da bulunan bütün arkadaşlarımı davete ve onlarla müzakere ve münakaşaya asla lüzum görmedim. Çünkü, onların zaten ve tabiaten benimle bu hususta hemfikir olduklarına şüphe etmiyordum.

Devamı…Yeni Paradigmayı Oluşturmak: Cumhuriyeti nasıl bilirsiniz? – Fikret Başkaya

Nuray Mert’ten Cumhuriyet gazetesine: HDP’nin demokrasi mücadelesine köstek olmayalım

Nuray Mert.jpegYazdığım gazetelerin manşetlerine karışma hakkını kendimde görmem, ama bağımsız biri olarak, tepki gösterme hakkımın olduğunu düşünüyorum. Bu meyanda, gazetemizin çarşamba günü “HDP dışardan desteğe sıcak” manşetini en az HDP’liler kadar yadırgadığımı ifade etmek istiyorum. “En az HDP’liler kadar” diyorum, çünkü manşete konu olan Demirtaş’ın Adıyaman mitingi ertesinde, Cumhuriyet gazetesi ile yaptığı röportaj-sohbette ben de vardım. Yazdığım kısa izlenim yazısında da belirttim, Demirtaş ile yaptığımız yemekli görüşme sohbet havasında geçti; zaman zaman ikili sohbetlere daldık, belki o esnada Demirtaş’ın genel siyaset üzerine yaptığı yorumlardan manşete konu olan yorumu çıkarmak mümkün idi, bilemiyorum.
Bence asıl önemli olan, sohbet içinden çıkan bu “izlenimin” manşete taşınması; kötü niyet söz konusu değilse de, unutmayalım ki “cehenneme giden yollar iyi niyet taşları ile döşenebilir”. Mevcut siyasi atmosfer dikkate alındığında böylesi bir “izlenim”in, HDP’ye yönelik kuşkucu bakışı pekiştireceği bilinmek gerekirdi. Tam da bu nedenle, manşeti tartışmaktan ziyade daha faydalı bir iş yaparak, HDP’ye karşı kuşkucu bakış üzerine birkaç kelam etmek istiyorum.

Devamı…Nuray Mert’ten Cumhuriyet gazetesine: HDP’nin demokrasi mücadelesine köstek olmayalım

Ece Ayhan ile yapılmış bir söyleşi: Ben “sosyal demokrat” tabiri yerine, “sosyal bürokrat” diyorum

ece ayhan“Devlet dersi Türkiye’de  zorunlu bir derstir”

Tanzimatçılar sağdadır bugün. Ve bugünün tanzimatçıları tutarsızdır. Eski tanzimatçılar, Namık Kemal’ler daha tutarlıydı. Mesela halkla ilgili bir şeyi sevmezlerdi. Karagöz’ü, orta-oyununu. Yunus bile çok sonraları derlendi ülkemizde. Jakoben bir gelenek de vardır ülkemizde. Yani tepeden inmeci. Mesela Atatürk, İlhan Selçuk, Bülent Ecevit gibi. Türkiye’de sağ soldur, sol sağdır gerçekten de.

Ece Ayhan ile Müslüm Batuk  Türkiye’de sanat ve hayat üzerine söyleşi:

Devamı…Ece Ayhan ile yapılmış bir söyleşi: Ben “sosyal demokrat” tabiri yerine, “sosyal bürokrat” diyorum

“Önyargı, cehalet, kibir bir de iktidardaşlık | Türk Medyasının Suriye Fiyaskosu – Ragıp Duran

Türkiye okuru, Suriye konusunda ne geçmişte ne de bugün doğru dürüst bilgilendirildi. Bu, kasıtlı olarak yapıldı. En uzun kara sınırımız olan komşumuz hakkında, bize oranın gerçekleri değil, Ankara’nın yani Erdoğan-Davutoğlu’nun tercihleri sunuluyor. Arap ve Batı Medyası ise tamamen farklı bir manzara sunuyor. Hele bir de Antakya, Samandağ, Reyhanlı ya da İslahiye civarında dolaşıp insanlarla konuşsanız…

Aslında, politikada ya da diplomaside, hiç bir şey birdenbire meydana gelmiyor. Siyasal, toplumsal, ekonomik, ideolojik her değişim ya da dönüşümün ön belirtileri, işaret ve habercileri, okumasını bilen gözlemciler için, değişimden/dönüşümden bir süre önce zaten su yüzüne çıkıyor.

Devamı…“Önyargı, cehalet, kibir bir de iktidardaşlık | Türk Medyasının Suriye Fiyaskosu – Ragıp Duran

Oğuz Atay: “Yaptığımız bütün devrimlerin aslı yok mu dersiniz?”

Lisenin son sınıfına kadar, gözlemci ve daima muvaffakiyete özlemci bir gelişimi yaşadım. Birincilikle bitirdim okulu ve korkulu tedirginlikten uzak kaldım.
“Giriş imtihanlarına da bu ruh haletiyle ve lise bitirme diplomasının aslı ve nüfus cüzdanının suretiyle ve bıyıksız altı adet vesikalık resimde açıkça belirtilen mütebessim suratıyla katıldı bu canavar. Bir de ne görsün: hayatta, bilmediği çeşitten acılar da var!
“İmtihan sonucu, bana bu bakımdan ilk uyarma oldu.
 Dış dünyanın zayıflara karşı nasıl insafsız olduğunu bildiğim için, bir korunma içgüdüsüyle, bazı masum kötülükleri bu çevreye silah gibi kullanma eğiliminden kurtaramadım kendimi. 

Devamı…Oğuz Atay: “Yaptığımız bütün devrimlerin aslı yok mu dersiniz?”

İsmail Beşikçi’den Bülent Arınç’a Cevap: Medeniyet Kürdleri Asimile Etmek midir?

Hem Kürdçe’nin geri kalması, asimilasyonu için baskı zulüm yapacaksın, hem de, “Kürdçe çok geridir, medeniyet dili değildir, eğitim dili olamaz…” diyeceksin. bu çok pişkince bir tutum, şaşırtıcı bir tutum.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Türkçe’nin medeniyet dili olduğunu söylüyor. Kürdçe’nin medeniyet dili olmadığını söylüyor. “Kürdçe ilkel bir dildir”demek istiyor. Kürdçe’yi yasaklıyorsun, Kürdleri asimile etmek için her türlü baskıyı zoru kullanıyorsun. Medeniyet bunun neresinde? Devletin ideolojik ve zorlayıcı baskı araçlarını bu yönde kullanıyorsun. Etkin ve sistematik bir şekilde kullanıyorsun, medeniyet bunun neresinde? Kütüphanelere girip Kürdçe kitapları, gazeteleri, dergileri ayırıp öbek öbek yakıyorsun, imha ediyorsun Katalogları değiştiriyorsun. Medeniyet bunun neresinde?

Devamı…İsmail Beşikçi’den Bülent Arınç’a Cevap: Medeniyet Kürdleri Asimile Etmek midir?

Cumhuriyetin Terör Aygıtı: İstiklal Mahkemeleri – Ayşe Hür

Son aylarda daha da arttı ama yıllardır Türkiye’deki hukuk sisteminin ‘tefessüh ettiğini’ (kokuştuğunu) gösteren bir dizi olay yaşıyoruz. ‘Cumartesi Anneleri’ tam 14 yıl, 54 mevsim, 223 haftadır, her cumartesi günü, İstanbul’da kayıplarını istiyorlar. Avlardır başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde olmak üzere, gösterilerde taş atan çocukların büyükler gibi yargılanmaları ve terör kanunları uyarınca ağır hapis cezalarına çarptırılmaları da ‘vak’ayı adiyeden’ oldu. Hrant Dink ve Rahip Santoro davaları, adeta görünmez bir el tarafından sonsuza kadar oyalanmaya çalışılıyor. Ne Güneydoğu Anadolu’da asit kuyularına atılmış binlerce insanımızın, ne polis veya gardiyan dayağıyla ölen evlatlarımızın hesabını sorabiliyoruz.

Devamı…Cumhuriyetin Terör Aygıtı: İstiklal Mahkemeleri – Ayşe Hür

Fikret Başkaya: “Çağdaşlaşma, kalkınma… paradigmasının iflas ettiğini kabullenmeliyiz

“Ne mutlu o yoksullara ki öteki dünya onlarındır, er ya da geç bu dünya da onların olacaktır.” F. Engels*

I. Türkiye iki yüzyılı aşkın bir zamandan beri Batı gibi olmak için onu taklit ediyor. Küçük bir azınlığın “refahı” pahasına, giderek insanlığın varoluş koşullarını ortadan kaldıran burjuva uygarlığının “ayrıcalıklı” ülkelerine benzemek istiyor. Öyle bir burjuva uygarlığı ki: “Sahiplerinin çıkarına olacak sermayenin genişletilmiş yeniden üretimini sağlıyor da, bir bütün olarak toplumun basit yeniden üretimini sağlıyamıyor.1 Her dönemde iktidarı ele geçirenler, “kurtuluş reçetesinin” ceplerinde olduğunu ve beş-on yılda sorunların çözüme kavuşacağım söylüyorlar. Ne var ki, beş-on yılların sonu bir türlü gelmiyor. Hedef, ufukta bir çizgi gibi hep uzaklara kayıyor. Üstelik Latince deyimdeki gibi(**) uzaklaştıkça prestiji artıyor.

Devamı…Fikret Başkaya: “Çağdaşlaşma, kalkınma… paradigmasının iflas ettiğini kabullenmeliyiz