Osmanlı’da Yeniçeri Bektaşi İlişkisi ve Etkileri – Erdoğan Aydın

yeniçeriBaşka halkların birikimi ve topraklarına el koyma siyaseti temelinde gelişen Osmanlı, devletleşme gereksinimleri çerçevesinde iki alanda kurumsallaşmaya yönelecekti. Bunlardan birincisi devletin ideolojik aygıtı olarak dinsel alandı ve Medrese geleneği üzerinden kurumsallaştırılacaktı. İkincisi ise profesyonel bir silahlı güç olarak Yeniçeri teşkilâtının kurulması yoluna gidecekti. Başlangıçta ordusu dâhil kendi halkıyla iç içe olan Osmanlı, kurumsallaşma çerçevesinde kendi halkına karşı da köklü bir ayrışma sürecine giriyordu.
Halkının geleneksel yapısından koparak yeni bir örgütlenmeye yönelmesi, doğal olarak bir dizi tepkiye neden olacaktı. Çünkü bu yeni örgütlenmeyle, halkın konumunda ciddî bir değişiklik gerçekleşiyordu.

Devamı…Osmanlı’da Yeniçeri Bektaşi İlişkisi ve Etkileri – Erdoğan Aydın

Yavuz Sultan Selim’den Ebusuut’a, Cumhuriyetin İlanından Açılıma Alevilik – Temel Demirer

temel-demirerYavuz Sultan Selim (YSS)  İyi de kimdir? bir kere daha hatırlayıp/ hatırlatalım!
YSS Osmanlı tahtının IX. padişahıdır. YSS özellikle Alevî-Şiî topluluklara karşı katliamcı bir tutum almıştır. Resmî tarihin inkârı bile, bu hakikâtin acı yazgısını silemedi.
YSS, 1512 -1520 arası 8 yıl padişahlık yaptı.
Öz babası Beyazıt’ı zehirleterek öldürdüğü yaygın bir kanıdır.
YSS tahta darbe ile çıkan darbeci bir padişahtır.
YSS 8 yıl padişahlık döneminde 2 kardeşini, 6 yeğenini boğdurarak öldürtmüştür.
YSS ve Şeyhülislâmları, Anadolu’ya kin ve nefret tohumları ekmişlerdir.

Devamı…Yavuz Sultan Selim’den Ebusuut’a, Cumhuriyetin İlanından Açılıma Alevilik – Temel Demirer

Alevilik Savaş ve Barış: Hatırlamak ve Unutmak – Dilşa Deniz

savaşKavramların, belleklerin yani toplumların, insanların ve yaşanmışlıkların ifşası olduğundan hareketle, savaş hatırlamayı, barış ise bize unutmayı telkin eder çoğunlukla. Her barış bir savaş ilişkisine atıfta bulunurken, her unutma da kötüyü/istenmeyeni hatırlatır ve silinmeye bir istek yaratır. Dolayısıyla barıştan söz ettiğimizde, esas olarak öncesinde başlayan ve devam eden ya da devam etme potansiyeli olan bir savaş olgusundan/durumundan da eşzamanlı olarak bahsediyoruz demektir. Tahterevallinin iki ucu olarak, dengenin bir yerde sabitliğinin imkânsızlığını taşırken barışın olduğu uçta insanlar, güven ve iyi olma zemininden koparılmışlığını aşıp tekrar o zemine basmanın iddiasını güder. O halde geçmişte ve/ya şimdi de devam eden kötünün/kötü yaşanmışlıkların sonucu oluşan katliamların, yaraların, travmaların, adaletsizliklerin, bini bin para hukuksuzlukların hem yaratılması hem de bu yaratımlar üzerinde oluşturulan belleğin/arşivin oluşmasıdır bahsettiğimiz savaş hali.

Devamı…Alevilik Savaş ve Barış: Hatırlamak ve Unutmak – Dilşa Deniz

Düşünce Tarihi(mizde) İnsanın Kendisiyle Savaşı – Orhan Hançerlioğlu

İnsan denilen varlık, kendisiyle savaşmanın mutluluğunu da sezmiştir. Bu savaş, İslam düşüncesinde, Melâmilik adı altında yeni bir mutluluk yolu (tarikat) olarak belirmektedir. Arapça melâmet sözcüğü, aşağılanma ve hor görülme anlamlarına gelen levm kökünden türetilmiştir (levm sözcüğünün çıkışma, azarlama, serzeniş, sitem gibi başka anlamları da var). Ku’ran şöyle demektedir: Onlar ki kendilerini hor görenlerin hor görüşlerinden korkmazlar (vellezine layehafune levmete laimün…). Nişabur kentinin Türk Müslümanları, Tanrı’nın bu sözüne tutunarak, yepyeni bir yoldan mutluluğun peşine takılmışlardır. Müslümanlık, henüz üçüncü yüzyılını yaşamaktadır (IX. yüzyıl).  Ku’ran’ın, ne sözcük, ne de yorumlanmış anlamlarını kurcalamadan, Tanrılık  düşünceye karışarak mutluluğa varmaya çalışanlar, insanlıklarını hor görmek  ve aşağılamak yolunu tutarlar. Hem kendi kendilerini kınarlar, hem de  başkalarının kendilerini kınamasını özlerler. Kendini üstün görmek, böbürlenmek,  ikiyüzlülük gibi kötü eğilimler böylelikle ezilecektir. 

Devamı…Düşünce Tarihi(mizde) İnsanın Kendisiyle Savaşı – Orhan Hançerlioğlu

Tasavvuf Düşüncesi, Alevilik, Batinik ve Vahdet-i Vücut – Orhan Hançerlioğlu

İslamsal disiplin içinde oluşmuş bulunan tasavvuf deyimi, genel olarak, iki öğeyle açıklanmaktadır. Bunlardan biri varlık birliği (Ar. Vahdet-i vücut) felsefesi, ikincisi dinin yüzeyiyle yetinmeyerek derinliklerine inme eğilimidir. Ne var ki bu öğelerin ikisi de İslamsal tasavvufun başlangıcında geçerli değildirler, akıma zamanla katışmışlardır. İslamsal tasavvuf, ilkin, Batı’da da görüldüğü gibi, dinsel yaşamın aşırı, ama zorunlu bir sonucu olan gizemcilik (Fr. Mysticisme)’le başlamıştır. İlk mutasavvıflar dinsel yaşamı, içlerine kapanarak, bireysel olarak ve ruhsal [sayfa 144] yanlarıyla yaşamak isteyen aşırı sofulardı. Bu sofular, varlık birliği felsefesinden habersiz oldukları gibi kutsal kitabın açık anlamlarının altındaki gerçek anlamlarını bulup çıkarmak isteğini de duymamışlardı. Amaçları, sadece, aşırı bir Müslüman olarak, dünya işlerinden el etek çekip bütün gün ve gecelerini dinsel bir yaşama vermekti.

Devamı…Tasavvuf Düşüncesi, Alevilik, Batinik ve Vahdet-i Vücut – Orhan Hançerlioğlu

Alevi Bektaşi Sorunu, Trakya Bektaşiliğinin Yerel Özelliği – İrene Melikoff

30 yıldır, Aleviler arasında yaptığım araştırmalarımı bir araya topladığım kitabıma(1) son noktayı koyarken, eksiksiz bir çalışmayı yerine getirmiş olduğumu söyleyemeyeceğimi farkettim. Zira, Alevilik ve Bektaşilik, yeniden güncelleşirken sürekli değişmektedir. Ancak bazılarının beklenmedik bir biçimde ortaya çıkardığı sorunun bir noktasını açığa kavuşturduğumuzu sanıyoruz. Kendimizi karışıklıklar ve hareketli olaylar karşısında bulunmaktayız.
Önceden sezinlediğim ve çözümlenmesi gereken sorunların çözümü için, gerekli araçlar olmadan ilk taslağını yaptığım bazı çözüm noktalarını ortaya koymaya hazır olduğum ve sonunda ancak bitirebildiğim yapıtım.

Devamı…Alevi Bektaşi Sorunu, Trakya Bektaşiliğinin Yerel Özelliği – İrene Melikoff

Nakşi ve Nurculuğun Devletle İlişkilerinin Kökenleri – Faik Bulut

Resmi Belgeler Işığında
ORDU ve DİN

Yeniçeri ocağı kaldırılırken (1826), Bektaşi tekke ve ocaklarında da köklü değişiklik meydana geldi. Bu tekkeler ya kapatılıp Nakşibendiler’e devredildi ya da başlarına Nakşibendi şeyhleri getirildi. Deyim yerindeyse, Osmanlı militarizmine onca hizmetinden sonra posası çıkmış Bektaşilik bir kenara bırakılıyor; [Bakınız: Osmanlı’da Yeniçeri Bektaşi İlişkisi ve Etkileri] yerini 17. yüzyılda kendini yenileyen Nakşibendilik alıyordu. Sözün özü, Bektaşilik Nakşibendilik’e dönüştürülmüş oluyordu.

Devamı…Nakşi ve Nurculuğun Devletle İlişkilerinin Kökenleri – Faik Bulut