“Aklını kullanma cesareti göster” Aydınlanma nedir? (1784) – Immanuel Kant

Immanuel KantAydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür; bunun nedenini de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır Sapare Aude! “Aklını kullanma cesaretini göster!” Sözü şimdi Aydınlanmanın parolası olmaktadır. Doğa, insanları yabancı bir yönlendirilmeye bağlı kalmaktan çoktan kurtarmış olmasına karşın (naturaliter maiorennes) , tembellik ve korkaklık nedeniyledir ki, insanların çoğu bütün yaşamları boyunca kendi rızalarıyla erginleşmemiş olarak kalırlar, ve aynı nedenlerledir ki bu insanların başına gözetici ya da yönetici olarak gelmek başkaları için de çok kolay olmaktadır. Ergin olmama durumu çok rahattır çünkü.

Devamı…“Aklını kullanma cesareti göster” Aydınlanma nedir? (1784) – Immanuel Kant

“Gerçek hiç bir zaman şiddet ile çürütüIemez” Kendini Savunan İnsan – Erich Fromm

Erich FrommAydınlanma düşüncesi, insana ahlaki kurallar geliştirmesi için ne vahiylere ne de kilisenin otoritesine ihtiyaç duymadığını, kendi mantığını rehber olarak kullanabileceğini ve tüm bunların sonucunda iyi ile kötüyü ayırt edebileceğini öğretmiştir. Aydınlanmanın ana fikri olan “bilme cesareti” sözüyle ima edilen ‘bilgine güven’ anlayışı, çağdaş insanın gösterdiği çabalar ve başarılar için bir teşvik olmuştur. İnsanın özerkliğine ve mantığına duyulan ve gittikçe büyüyen kuşku, insanı ahlaksal bir karışıklığa sürüklemiş ve onları hem vahiysiz hem de mantıksız bırakmıştır. Psikolojiyi doğal bir bilim dalı olarak kurma çabasındaki psikanaliz, psikolojiyi felsefe ve ahlak konularından uzaklaştırma hatası yapmıştır. Gözden kaçırılan nokta insan kişiliğinin bireyi bir bütün olarak incelemedikçe, anlaşılamayacağıdır. Buna bireyin varoluş nedenini araştırma ihtiyacı ve onlara uyarak yaşayacağı normları keşfetme ihtiyacı dahildir.*

Devamı…“Gerçek hiç bir zaman şiddet ile çürütüIemez” Kendini Savunan İnsan – Erich Fromm

David Hume, İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme: Kuşkuculuk Üzerine Birkaç Gözlem – Aziz Yardımlı

David Humeİngiltere’de kölecilik 1772’de yasadışı kılındı. Kant’ın ölümünden (1804) yarım yüzyıl sonra bu görüşün akladığı kölelik düzeninin yeryüzünden olmasa da Anayasalardan silinip atılması uğruna verilen kavgada 30 milyonluk Birleşik Devletler’de yarım milyon Amerikalı yaşamını yitirdi. Süreçte Afrikalının yitirdiklerinin ve acılarının bir duygusuna yaklaşmanın olanağı yoktur. Ve gene de, bir 50 yıl daha geçmesine karşın, yine kafatası ölçütü ‘gözlem’ ve ‘deneyim’ üzerine dayalı ‘bilimciliğin’ insanı anlamadaki biricik ölçütüdür…

Devamı…David Hume, İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme: Kuşkuculuk Üzerine Birkaç Gözlem – Aziz Yardımlı

Türk Aydını ve Kimlik Sorunu | Türk Aydınının Kendini Tanımlama Sorunu – Ayşe Azman

Gerek Osmanlı aydını gerekse Türk aydını hem genel aydını hem de kendini tanımlarken esas ölçü olarak Batı aydınını referans almaktadır. Batı’da aydının en önemli özelliği onun “endividualizm” bireyin özgürlüğüne önem veren ve genellikle kendine yeterli, kendi kendini yönlendiren, görece özgür bireyi ya da benliği vurgulayan kişi olarak tanımlanabilecek  özelliklere değer vermesi olarak ifade edilirken,  Osmanlı ya da Türk aydınının bu anlamda gelişmediği ve mensubu olduğu toplumun ve  egemen güçün,  değerlerinden ayrı olarak eleştirel yönü bulunmadığı görülmektedir.

Devamı…Türk Aydını ve Kimlik Sorunu | Türk Aydınının Kendini Tanımlama Sorunu – Ayşe Azman

Türkiyede Aydınlanma ve Bektaşiliğin Rolü – Irene Melikoff (Çeviri: Server Tanilli)

Yüzyıllar boyu öncü ve ilerici bir hareket rolünü oynamış olan Bektaşilik, Osmanlı İmparatorluğu’nun değişme ve Batılaşmasına katkıda bulunan büyük reformlar hareketine de katılmamazlık edemezdi. Bektaşiler, çoğu kez Genç Osmanlılar safında, sonra da Jön Türkler kuşağı içinde yer aldılar.
Bununla beraber, Bektaşilerle bu ilerici hareketler arasında, göz ardı edilemeyecek bir etken görüle gelmiş, bilindiği gibi, Türk reform hareketinde önemli bir role sahiptir.
1826’dan sonraki yıllarda Bektaşi Tarikatına ayırdığımız bir yazıda, Bektaşilerle Masonlar arasındaki ilişkilerden söz etmek fırsatını daha önce bulmuştuk. (1) Bugün, bu konu üzerine yeniden döneceğiz; çünkü Masonluk, yasaklanıp kovuşturulan Bektaşilerle reform hareketleri arasında bir bağ hizmetini görmüştür çoğu kez.

Devamı…Türkiyede Aydınlanma ve Bektaşiliğin Rolü – Irene Melikoff (Çeviri: Server Tanilli)

Kültür Endüstrisi: Kitle Hilesi Olarak Aydınlanma – Theodor W. Adorno

Nesnel olarak nitelenen dinin desteğinin yitimi, kapitalizm öncesi kalıntıların feshi olan sosyolojik teori, teknolojik ve sosyal farklılaşma ya da uzmanlaşmayla birlikte kültürel bir kaosa öncülük ederek her gün yanlışlanıyor; üstelik şimdi aynı etkiyi herşey üzerinde yaratıyor. Filmler, radyo ve dergiler her parçada ve bütünde hep aynı kalan bir sistem oluşturuyor! Politik karşıtların estetik aktiviteleri bile kesin olan sistemin ritmine gayretli bir itaat içerisinde… Otoriter ülkelerde etkileyici endüstriyel yönetim büroları ve sergi merkezleri hemen hemen birbirleriyle aynı. Uluslarararası şirketlerin dahiyane planlaması olan; her yerde boy gösteren muazzam parlaklıktaki kuleler ivme kazanmış olan serbesleşmiş girişimci sistemin dışardan görünümleri… Şimdi betondan yapılmış şehir merkezlerinin yanında daha eski evler gececekondu görünümünde ve dayanıksız yapılarıyla dağın eteklerindeki yeni evler teknik ilerlemelerinin övgüleri içerisinde bir teneke gibi kenara atılmayı bekliyor. Şehir iskan projeleri, bireyi; küçük yaşam alanlarında bağımsız görünen, rakibine daha önemsizmiş gibi davranan biri haline getirdi bile; işte kapitalizmin gerçek gücü…

Devamı…Kültür Endüstrisi: Kitle Hilesi Olarak Aydınlanma – Theodor W. Adorno

Yazıncı-Aydın; Devrimci Öğretmen Sabahattin Ali – Rıfat Oymak

“Parazit aydınlarımız, bunlar balın üzerine üşüşen eşek anları gibidir. Bir araya geldiklerinde, konuşmakta adeta birbirleriyle yarışırlar. Başkasını değil ölülerle kendilerini överler. İçlerinden biri güzel bir söz söylerse, ötekiler niçin biz söylemedik diye üzülürler, gözlerini yere indirir, dudaklarını ısırırlar. Hem uşaklık etmek isterler hem de büyük adam gibi ün salmak isterler. Hiçbir zaman bir araya gelmezler. Böyle aydınların olup/olmaması pek kayıp sayılmaz. Görünmeye en az layık olduklarından saygısızca kendilerini gösterirler..”
L. Tolstoy

Devamı…Yazıncı-Aydın; Devrimci Öğretmen Sabahattin Ali – Rıfat Oymak

Aydın metalaşmasına karşı ‘biraz daha ışık’! – Prof. Dr. İzzettin Önder

“Biraz daha ışık”! Ampullerin bu denli yaygınlaştığı bir ortamda, daha fazla ışık istemenin anlamı, ünlü Alman entellektüeli ve şairi Goethe’yi hatırlamanın dışında ne anlama gelebilir ki! Bu yazının konusu ampul değil, aydınlanma ve aydınlardır. Goethe, toplumsal uygulamaların, akılcılıktan çok, toplumların tarihsel ve coğrafî koşullarından kaynaklandığını ileri sürerek, bir anlamda rasyonalizme karşı çıkmış olmakla beraber, bu düşüncesini, müthiş bir felsefe geleneği üzerine geliştirmiş olduğu da ortadadır.

Devamı…Aydın metalaşmasına karşı ‘biraz daha ışık’! – Prof. Dr. İzzettin Önder

Sanatta Aydınlanma | Sanat hareketleri temel felsefesi ve genel özellikleri

Sanat, insanın üretim ilişkileri temelinde toplumsallaşmasının yarattığı bütün kurumlar gibi, hayatın maddi üretiminden bağımsız olarak belirlenmez. Ancak bu kurumlar, basitçe, üretim ilişkilerinin bir sonucu değil; hayatın maddi üretiminin belirlenimiyle ortaya çıkan birer üründür.Sanat, bilim ve felsefe ile birlikte hayatı anlamanın, anlamlandırmanın ve ilerletmenin bir aracıdır. Sanat, bilim ve felsefe gibi gelişmek için özgür ortam arar ve özgürleştiricidir.

Devamı…Sanatta Aydınlanma | Sanat hareketleri temel felsefesi ve genel özellikleri