SİGMUND FREUD: BÜTÜN CİNSEL SÜREÇLERDE, GERİLİMLE ZEVK, AYNI ZAMANDA BULUNMAKTADIR

0

ÜREME BÖLGELERİNİN ÜSTÜNLÜĞÜ VE İLKEL HAZ

Anlatmış olduğumuz evrimin başlangıcı ve son amacı bize açıkça görünmektedir. Ara evreleri ise hâlâ karanlıktır. Erginliğin yürüyüşünü belirlemek için, en ilgi çekici olarak, büyüme ile bağlantılı duraklaması, çocuğun cinsel gizlilik dönemine karşılık veren dış üreme aracının gelişmesi seçilmiştir. Aynı zamanda iç üreme organlarının gelişmesi, üreme ürünlerini olgunluğa eriştirmiş, yeni bir varlık meydana getirme yeteneği vermiştir. Böylece, büyük bir karmaşıklıkta kullanılmaya hazır bir araç oluşmuştur. Bu araç, uyarımlarla harekete geçirilebilir. Gözlem, bu uyarımların üç ayrı biçimde doğabildiklerini bize göstermektedir. Ya, önceden tanıdığımız erojen bölgenin uyandırılması ile dış dünyadan ileri gelirler, ya organizmanın içinde henüz incelenmemiş olan yollarla çıkarlar ya da onların hareket noktaları bir dış izlenimler haznesi ve iç uyarmalar için bir alıcı radyo aracı gibi görünen psişik yaşamdır.

Bu üç mekanizma, «cinsel uyarılma» dediğimiz bir durumu belli ederler. Bu durum kimileri psişik, kimileri somatik (bedensel), iki düzendeki semptomlarla kendini gösterir. Psişik semptomlar, özellikle baskı yapıcı karakterde bir gerilim durumundan ibarettirler. Çok sayıdaki fiziksel semptomlar arasında, en başta anlamı kuşku götürmeyen bir dizi üreme organı değişikliklerini, cinsel eyleme bir hazırlanışı (erkeklik organının sertleşmesi ile vajina salgısını) sayacağız.

Cinsel Gerilim — Cinsel uyarılma geriliminin karakterine dikkatle bakınca, cinsel sürecin yorumlanması için çözümlenmesi güç olduğu kadar da önemli olan bir sorun ortaya çıkar. Modern psikolojide bulacağımız fikir ayrılıkları ne olursa olsun, bir gerilim duygusunun her zaman bir hazsızlık karakterine sahip olduğunda diretiyorum. Bana bunu kabule karar verdiren, gerilim duygusunun, psikolojik durumun, değiştirilmesi amacına yönelmesidir; bu da hazza büsbütün yabancıdır. Fakat cinsel uyarılmadan doğan gerilimi haksızlık duyguları arasında sayarsak, bu gerilimin, hiç kuşkusuz bir haz gibi duyulduğu olgusuna çarpıyoruz. Her yerde, bütün cinsel süreçlerde, gerilimle zevk, aynı zamanda bulunmaktadır; hatta üreme aracının hazırlayıcı gösterilerinde bile bir tür doyum ortaya çıkmaktadır. Öyleyse bir hazsızlık karakterine sahip gerilimin ve haz duygusunun nasıl uyuşabildiğini öğrenmek kalıyor.

Haz ve hazsızlık sorununa ilişkin olan şey, modern psikolojinin en duyarlı noktalarından birine değinmektedir. Bu incelemeden, bize verebildiği bilgileri çıkarmakla yetineceğiz ve sorunun kendisinin tümünü göz önüne almaktan kaçınacağız. Erojen bölgelerin yeni düzene uyuş biçimlerine uyarılmanın ilk aşamasında erojen bölgelere önemli bir rol düşer.
Cinsel nesneden en uzak bir bölge olan göz, bize güzellik duygusunu veren özel uyarılma niteliğini aktararak, cinsel nesnenin ele geçirilmesinde önemli bir rol oynar. Cinsel nesnenin niteliklerine, uyarıcılar diyeceğiz. Bu uyarıcı, bir yandan bir hazzı belli eder; öte yandan cinsel uyarılmanın şiddetini artırır, ya da henüz yoksa onu oluşturur. Eğer bu ilk uyarılmaya, değişik bir erojen bölgeden, sözgelişi, elle dokunmadan gelen bir başkası katılırsa etki aynı kalır: Haz duygusu çok geçmeden, hazırlayıcı değişikliklerden ileri gelen yeni bir hazla güçlenir ve cinsel gerilimin artması, az sonra, eğer daha sonraki zevke varmasına izin verilmezse pek belirli bir hazsızlık karakteri alır. Bu durum, özel bir erojen bölge (örneğin, kadında meme) uyarıldığında, cinsel olarak heyecanlanmamış bir kimsede belki daha da aydınlıktır. Bu dokunma, aynı zamanda cinsel kamçılanmayı uyarmaya başka her şeyden daha elverişli olduğundan, daha fazla haz duyma gereksinimine yol açan bir haz duygusu doğurmaya yeter. Haz duyarak, daha büyük bir haz istemek nasıl oluyor? İşte bütün sorun bu.

İlkel Hazzın Mekanizması — Şimdi sözünü etmiş olduğumuz bu durumda, erojen bölgelere düşen rol açıktır. Onlardan biri için doğru olan öbürü için de doğrudur. Onların hepsi, elverişli bir uyarılma sonunda gerilimin hareket noktası olan belirli bir haz toplamı doğurmaya yararlar; bu da, sırasında cinsel eylemin sonuca varması için gerekli enerjiyi sağlar. Sondan bir önceki evresi, bir erojen bölgenin gerekli biçimde uyarılmasıdır: yani penisin başının kendisine en elverişli bir nesne olan vajina mukozası tarafından uyarılmasıdır; bu uyarılmanın sağladığı haz, bu kez refleks yolu ile üreme maddelerinin boşaltılmasına kumanda eden hareket verici enerjiyi doğurur. Bu en son haz yani şiddeti en yüksek noktaya çıkmış olan haz, mekanizması ile kendinden önce gelmiş olandan ayrılır. Şu hazzın tümü, bir gevşeme ile son bulur; bu, tatmin üzerine oturan bir hazdır ve onunla birlikte bir süre için libidonun gerilimini yok eder.

Erojen bölgelerin uyarılmasından doğmuş hazla, üreme maddelerinin haz arasındaki ayrılığı değişik terimler kullanarak belirtmek bana haklı gibi görünmektedir. Bu hazlardan birincisi, son haz’a karşıt olarak ilk haz diye tanımlanabilir. İlk haz, henüz ilkel bir halde ise de çocuk onu, cinsel dürtülerinin varabildiği sonuçta bile bulur. Görünen yeni şey son hazdır, dolayısıyla bu, bütün olasılıklara göre, ancak erginlikte kendilerini gösteren bazı koşullara bağlıdır. Erojen bölgelerin yeni işlevi şöyle açıklanabilir: Çocukta elde edildiği gibi ilk haz yoluyla en üstün dereceyi temsil eden tatmin-hazzını doğurmaya yarar.

Tüm değişiklik psikolojik bir alandan çıkarılmış başka bir örneği kullanarak benzer bir hali az önce açıkladım; bunda en az şiddette bir haz duyusu aracılığıyla üstün bir zevke varılır, ki bu bir tür çekicilik hammaddesi değeri alır. Bu örneği hazzın temelini daha yakından analiz etmek için kullandım.

İlk Hazzın Tehlikesi — İlk haz ile çocuğun cinsel yaşamı arasında kurmuş olduğumuz bağlantı, bu hazzın yapabileceği patojen (hastalık doğurucu) bir etki ile doğrulanır. İlk hazzın katıldığı mekanizma içinde açıktan açığa bir tehlike bulunur; cinsel eylemin normal sonuçlanması ile ilintili olan bu tehlike, hazırlayıcı cinsel sürecin herhangi bir evresinde, gerilim payı pek güçsüz kaldığı halde ilk hazzın pek büyük bir hal aldığı andan başlayarak kendini gösterir. Bu durumda, dürtüsel güç gevşer, öyle ki, cinsel süreç yürümez; gideceği yol kısalır, hazırlayıcı işleyiş, cinselliğin normal amacının yerini alır. Deneye göre bu kısmi dürtünün karşılık verdiği sözkonusu erojen bölgenin çocuk yaşamı boyunca çoktan aşırı bir şekilde haz üretimine katılmış olduğunu kabul ettirir. Eğer, daha sonra, bir bağlanım yaratmaya eğilim gösteren bazı koşullar eklenirse, ilk hazzın yeni mekanizmaya katılmasına karşı duracak olan bir zorlama görülecektir. Çok sayıda sapıklıklar böyle hazırlayıcı eylemlerde takılıp kalmakla karakterize edilirler.

Üreme bölgesi çocukluk sırasında erken gelişmiş olduğu zaman, ilk hazdan ileri gelen cinsel mekanizmanın bu başarısızlığı daha iyi önlenebilir. İkinci çocukluk boyunca (sekizinci yaştan erginliğe dek), bütün hazırlıklar bu etkiye tutulmuş gibi görünürler. Bu yıllar süresince, üreme bölgeleri aşağı yukarı olgunluk çağındaki gibi hareket ederler.

Bunlar, herhangi bir erojen bölgenin doyumundan ileri gelen bir haz duyulduğunda, ve bu henüz ereksiz olmakla, yani cinsel süreci devam ettirmeye yararı dokunmamakla birlikte, uyarmaların ve hazırlayıcı değişikliklerin merkezi halini alırlar, çocukluk süresince, tatmin-hazzının yanında, daha az kararlı ve daha az şiddetli olmakla birlikte, beli bir cinsel gerilim oluşur. Böylece, cinselliğin kaynaklarını tartışırken, sözkonusu sürecin hem cinsel doyum, hem de cinsel uyarılma olarak etki yaptığını ileri sürmemizin yanlış olmadığı ortaya çıkmış bulunuyor. Bu bize önce, çocuğun cinsel yaşamıyla yetişkinin cinsel yaşamı arasındaki ayrılığı abarttığımızı kanıtlamıştı; buna gerekli düzeltmeyi getiriyoruz. Cinselliğin çocuksu gösterileri yalnız sapmayı değil, aynı zamanda yetişkinin cinsel yaşamının normal oluşumunu da belirlemektedir.

Sigmund Freud
Cinsiyet Üzerine
Türkçesi A. Avni ÖNEŞ

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz