ÖLÜMSÜZLÜĞÜN ÖLÜMÜ – THEODOR ADORNO

Flaubert, söylentiye göre, elde etmek için bütün yaşamını yatırdığı ünden tiksindiğini öne sürermiş; ama bu tür çelişkilerin bilinci, Madame Bovary’yı yazan o tuzukuru burjuvanınki kadar kunt bir gönül rahatlığı içinde yaşamaktan alıkoymamıştır onu. Kari Kraus’la aynı tepkiyi gösterdiği yozlaşmış kamuoyu ve basın karşısında geleceğe güveniyor, aptallıktan kurtulmuş bir burjuvazinin kendi sahici eleştirmenine sonunda şapka çıkaracağına inanmak istiyordu. Ama aptallığı fazla küçük görmüştü: Temsil ettiği toplum bugün kendi adını bile telaffuz edememektedir ve toplum topyekûnlaştıkça tıpkı zekâ gibi aptallık da mutlaklaşmıştır. Aydının güç aldığı kaynaklan kemiren bir gelişmedir bu.

Ancak konformizme gömülmek pahasına -bu konformizm, büyük düşünürlerle anlaşmaktan ibaret olsa bile yine de konformizmdir- geleceğe güvenebilir artık. Ama böyle umutları bir yana bıraktığı anda kendi yapıtına da belli bir körlük ve dogmatiklik sızar: Onu öteki uca, sinik ve ikiyüzlü teslimiyete savuracak bir dogmatiklik. Piyasa toplumundaki nesnel süreçlerin ürünü olan ün -her zaman rastlansal ve çoğu zaman hedeflenmemiş, ama yine de belli bir haklılık ve özgür seçiş aylası taşıyan ün- tasfiye edilmiştir. Artık sadece ücretli propagandacıların çabasına bağlıdır ve bir adın sahibinin veya onun ardındaki çıkar grubunun göze aldığı yatırımla ölçülmektedir.

KİRALIK ALKIŞÇI, SİSTEMİN RESMİ GÖREVLİSİ OLARAK SAYGINLIĞA KAVUŞTU

Daumier’nin dışkı olarak gördüğü kiralık alkışçı, aradan yüz yıl bile geçmeden, kültürel sistemin resmi görevlisi olarak saygınlığa kavuşmuştur. Meslekte ilerlemeye kararlı yazarlar, tıpkı daha eskilerin yayıncılarından söz edişi gibi, son derece doğal bir tavırla ajanlarından söz etmektedirler bugün (ama eskilerin de bir ayaklarının daha o zamandan reklam sektöründe olduğunu unutamayız). Ünlü olmayı ve böylece bir bakıma öldükten sonra da yaşamayı -çünkü tümüyle örgütlenmiş toplumda ancak şu anda tanınan şeylerin gelecekte de anımsanma şansı olabilir- bir kişisel sorumluluk gibi üstlenmekte ve geçmişte Kilise’den dilenen ölümsüzlük vaadini tröstlerin uşaklarından satın almaya gitmektedirler. Ne ki bunun getirdiği bir kutsanma yoktur.

Tıpkı iradi bellekle mutlak unutuşun her zaman birlikte gitmesi gibi, örgütlü ün ve anımsama da kaçınılmaz biçimde hiçliğe, bir önsezisini şöhretlerin o çok dolu ve telaşlı gündemlerinde bulabileceğimiz yokluğa mahkûmdurlar. Ünlüler mutlu değildir. Bir marka olmuşlardır, kendilerinin de anlayamadığı yabancı bir meta ve kendi yaşayan imgelerine dönüştükleri ölçüde de ölüdürler. Çevrelerinde oluşan aylayı korumakla uğraşırken, kalıcılığın tek kaynağı olan çıkarsız enerjiyi boşa harcarlar. Kültür endüstrisinin yıkılmış putlarının anında karşılaştığı o soğuk kayıtsızlık ve horgörü, ünlerinin hakikatini de ortaya koyar – ama bu ünü küçümseyenlere daha güçlü bir kalıcılık umudu da sağlamaksızın. Öyleyse çabalarının ardındaki gizli saikin gayri meşru olduğunu keşfeden aydının da bu keşfi kayda geçirmekten başka çıkış yolu yoktur.

Theodor Adorno
Kaynak: Minima Moralia

SAHTELİĞİN ÇEKİCİLİĞİ: ASIL YANLIŞLIK, AŞIRI DÜRÜSTLÜKTÜR! – THEODOR ADORNO

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz