KİMSEYE SÖYLEMEMENİZ GEREKEN ON BİR ŞEY

    Kimseye Söylememeniz Gereken On Bir Şey (Ve Aptalın Biri Size Bunları Söylerse Nasıl Tepki Vereceksiniz) – Dr. George J. Thompson & Jerry B. Jenkins

    1. “GEL BURAYA!”
    Tuhaftır ki, bu emir aslında “Git buradan!” anlamına gelir, özellikle de korkutucu bir otorite figürü tarafından sarf edildiğinde. Sokaktaki pek çok kişi bu emri otomatik olarak “Şeytan gibi koş!” biçiminde yorumlar.

    Benim ve sizin için “Gel buraya!” pek de tehdit edici bir ifade değil. “Benim dediğimi dinlemedin, ben de istediğim zaman hareket etmeni istiyorum,” anlamına gelmektedir.
    Birine rahat bir biçimde yaklaşıp, “Özür dilerim ama seninle bir saniye konuşmam gerek,” ve hatta “Seninle bir iki dakika muhabbet edebilir miyiz?” diye sormak çok daha etkili. Karşımdaki insana başka bir seçeneğinin daha olduğunu hissini veriyorum fakat ima ettiğim şey oldukça açık.
    Bulunulan yerin kontrolü bu tip karşılaşmalar için en iyisi. Samuray dövüşçüleri dövüş yerini rakiplerinin seçmemesi konusunda öğrencilerini uyarırlardı. Sebebi ise basit: Seçimi yapmayanlar kendilerini güneşin gözlerine geldiği ve/veya gevşek bir toprak zeminde bulurlardı.

    Eğer hiçbir yetkisi olmayan biri size, “Buraya gel!” diye emir verirse ve makul bir sebebi de yoksa, “Neden?” diye sorun. Eğer tatmin edici bir cevap almazsanız tıpkı bir sokak adamı gibi davranın ve şeytan gibi koşun.

    2. “ANLAMAZSIN”
    Sizi bilmem ama ben bu ifadeyi öyle küçük düşürücü bulurum ki adeta virgülün ardından cümlenin sonunda ima edilen “aptal” sözcüğünü duyar gibi olurum. Bu kim söylenirse söylensin dinleyen kişinin keyfini kaçırır. “Bunu anlamak biraz güç olabilir fakat…” ya da “Bak açıklayayım…” demek daha iyidir.

    Söyleyeceğiniz şeyin karmaşık olduğu konusunda insanları uyarmanın hiçbir sakıncası yoktur ve bunu ilk seferde anlamazlarsa da bu normaldir. Hatta suçu kendinize de atabilirsiniz: “Umarım bunu açıklayabilirim…” Sadece karşınızdakinin anlama yeteneğini önceden yargılamayın. Ve tabii ki, önceden paylamaya da kalkışmayın çünkü bu yaptığınız bir iletişim hatası olabilir.

    Eğer açıklamak istemediğiniz bir şeye dair üzerinizde baskı varsa karşınızdaki kişinin anlamayacağı şeklindeki geleneksel yalandan kaçının. Sadece, “Buna cevap vermesem daha iyi,” ya da daha empatik bir biçimde, “Bunu cevaplamak istemiyorum,” deyin. Eğer biri sizi, “Anlamazsın,” diyerek fırçalarsa ısrar edin: “Hayır, anlarım. Bir dene. Yardımcı olmak istiyorum.”

    3. “ÇÜNKÜ KURALLAR BÖYLE”
    Bu cümle hemen hemen herkeste kusma isteği uyandıracaktır. Fakat eğer iyi sebeplerden ötürü var olan bazı kuralları uyguluyorsanız onları açıklamakta tereddüde düşmeyin. Dinleyici kitleniz aynı fikirde olmayabilir fakat en azından bir cevapla onurlandırılmış olurlar.

    Örneğin, eğer çocuklara belirli bir saatte yatmaları gerektiğini söylediğinizde neden diye sorarlarsa yeterli uyku almaları durumunda ertesi gün daha az huysuz olup daha fazla eğlenebileceklerini söyleyin. Bir anne ya da baba olarak işinizi yaparken onların yardımına ihtiyaç duyduğunuzu anlatın. “Sağlıklı ve mutlu çocuklar yetiştirmek benim sorumluluğum. Sen kendi üzerine düşeni yap, ben de benimkini.”

    Eğer “Çünkü kurallar böyle,” tuzağına düşerseniz duygusuz ve anlayışsız bir ayı olarak yargılanabilirsiniz. Karşınızdaki insanın refahından ziyade kendi otoriteniz ile daha çok ilgileniyor izlenimi bırakabilirsiniz. Size cevap olarak “Peki, ne olmuş? Kurallar yanlış,” denilebilir.

    Eğer tüm yapabildiğiniz “Kural kuraldır ve bunlar da kurallar,” diye yinelemekse, sizi dinleyen kişi güçsüz olduğunuzu ve emrinizi mantığınızla destekleyemediğinizi anlayacaktır.
    Umutsuz bir hal aldığınızda kendinizi, “Açıklamak mecburiyetinde değilim; burada patron [anne, baba, yetkili, emirleri veren kişi] benim,” derken bulabilirsiniz. Fakat eğer kuralları ya da politikaları bağlama oturtabilir ve herkesin refahına nasıl bir katkıda bulunduklarını açıklayabilirseniz sadece insanların anlamasını sağlamakla kalmaz üstelik güvenlerini de kazanmış olursunuz. Ve büyük ihtimalle de gönüllü bir uyum göstermelerini de sağlarsınız. Bu kitabı okuma şansına erişememiş bir kişi size, “Çünkü kurallar böyle,” diyecek olursa, ona şöyle yanıt verin: “Lütfen bana bu kuralın neden koyulduğunu açıklar mısın? Bana mantıklı gelmiyor ve eğer neden konulduğunu anlamama yardım edebilirsen kavramam çok daha kolay olur.”

    4. “SENİ İLGİLENDİRMEZ”
    İşte sözlü suiistimalin ağır topu. Genellikle hayal kırıklığına uğramış bir anne ya da baba tarafından söylenir fakat zaman zaman arkadaşlar arasında da duyulur. Bu cümle insanları öfkelendirir çünkü onları olayın dışındakiler olarak belirlerken kesin bir biçimde çizgiyi çizer. Aynı zamanda sizi de soruyu yanıtlamak için iyi bir cevabı olmayan biri olarak ortaya koyar. Bulunduğunuz pozisyonun gerisinde hiçbir gücü olmayan biri olarak görünmenize sebep olabilir.

    “Seni ilgilendirmez,” demek yerine bu bilginin neden verilemeyeceğini açıklayın. Genellikle bunu vermek istediğiniz bilgiden daha fazlasını vermek zorunda kalmadan yapabilirsiniz. Eğer son derece özel bir mesele ise neden olduğunu açıklayın. Örneğin “Olayın tarafları bilgileri ya da izinleri dışında herhangi bir şey söylemememi istediler ve ben de buna anlayış göstermenizi istiyorum.”
    Eğer yalnızca bir bilgiyi ifşa ediyor olmaktan rahatsızsanız diğer kişinin kendini bir aptal gibi hissetmesine neden olmaktansa itiraf edin. Karşınızdaki kişiye, “Seni ilgilendirmez,” demek yalnızca anlaşmazlığa yol açacaktır. Siz hiç birinin “Haklısın. Bu beni sahiden ilgilendirmez, zaten sormamalıydım,” diye bir cevap verdiğini duydunuz mu? Hayır, genellikle öfkeyle tepki verir ve söylememeniz gereken bir şey ağzınızdan çıkana dek sizi rahatsız etmeye devam eder.
    Eğer biri size herhangi bir şeyin sizi ilgilendirmediğini söylerse ve siz de aynı fikirde değilseniz kibarca fakat kararlı bir biçimde, “Beni ilgilendirir ve işte bu da sebebi,” diyerek yanıt verin.

    5. “PEKİ, BU KONUDA BEN NE YAPAYIM?”
    Aman ne cesurca! Hemen hemen her zaman kinayenin eşlik ettiği bu sözde soru bir tür sorumluluktan kaçma olarak görülür. Aynı zamanda bitip tükenmiş olduğunuzun da göstergesidir. Bunu genelde eğitimsiz tezgahtarlar şikayetler karşısında söylerler fakat ayrıca sabırlarının son noktalarına geldiklerinde arkadaşlardan, eşlerden ve iş arkadaşlarından da duyulabilir.

    “Peki, bu konuda ben ne yapayım?” dediğinizde iki sorunu cepte bilebilirsiniz: Başladığınız sorun ile sorumluluktan kaçan bir izlenim bırakarak az önce yaratmış olduğunuz sorun. Bunun yerine, sorunu çözme teklifinde bulunun ve bir çözüm arayışına girin. Eğer gerçekten
    de sizin sorumluluk alanınız içinde değilse şikayette bulunan kişiyi doğru departman ya da kişiye yönlendirin. Eğer yardım etme olasılığınız ya da yetkiniz yoksa ve bu kişiye nasıl yardımcı olacağınıza dair bir fikriniz bile yoksa kibarca bunu açıklayın ve özür dileyin. Yanlış bir şey yapmadınız fakat bir özür her zaman oracıkta bir yandaş kazanmanızı sağlar. Hiç kimse sizin hatanız olmayan bir şey için kendinizi kötü hissetmenizi istemez.

    “Üzgünüm. Gerçekten de size ne söyleyeceğimi ya da tavsiye edeceğimi bilmiyorum, keşke bilseydim. Yardım etmek isterdim fakat edemiyorum,” deyin. Endişeli bir ton güvenilirliğinizi
    arttıracak ve aslında gizliden gizliye bu işi atlatmaya çalışmadığınızı karşı tarafa gösterecektir.

    Eğer biri size “Peki, bu konuda ben ne yapayım?” diye sorarsa ‘!Beni dinlemeni ve bana yardım etmeni istiyorum,” diyerek açıklamaya başlayın. Ardından kibar bir biçimde bu kişinin nasıl yardımcı olabileceğini anlatın.

    6. “SAKİN OL!”
    Özellikle polis memurlarına ama aynı zamanda hizmet personeline verdiğim seminerlerde bu doğası gereği çelişkili emirle bir hayli dalga geçiyorum. Yüzümü kaba bir biçimde ekşitiyor ve karşımdakilere “Sakin ol!” dediğimde (ya da bağırdığımda) ne kadar sakin göründüğümü soruyorum.

    Bu emir doğrudan doğruya işe yaramaz. Aslına bakılacak olursa, hemen hemen her zaman insanları daha da gergin yapar. Eğer bunu arkadaşlarınız ya da aileniz üzerinde bir kez  lsun
    denemişseniz bilirsiniz. “Sakin ol!” kişilerin davranışının bir eleştirisidir ve gergin olmaya hiçbir hakları olmadığını ima eder. Karşınızdaki kişiyi her şeyin daha da iyi olacağına dair yatıştırmak yerine ki sizin de amacınız tam olarak bu yeni bir sorun yaratmış oluyorsunuz
    Başlangıçta gergin oldukları konunun yanı sıra şimdi bir de size karşı tepkilerini savunmak zorundalar.

    Bunun yerinde, sakin bir yüz ifadesi ve tavır takının, karşınızdakinin gözünün içine bakın, eğer uygunsa hafifçe dokunarak “Her şey düzelecek. Konuş benimle. Sorun nedir?” deyin. Eğer biri size “Sakin ol!” derse, şöyle yanıt verin: “Bak, belli ki sakin filan değilim ve bunun da sebepleri var. Bunlardan konuşalım.” Bu, söz konusu insanın yardım etmesi için kapıyı aralayacaktır fakat daha anlayışlı bir biçimde tepki vermezse daha fazla tartışmak muhtemelen anlamsız olacaktır. Ve eğer sakin değilseniz oradan ayrılmak muhtemelen yapılacak en iyi şeydir.

    7. “SENİN DERDİN NE?”
    Bu kibirli, gereksiz cümle sorunu yardıma ihtiyacı olan kişiye geri döndürür. Bu soru cümlesi olayın “biz” tartışmasından ziyade “bana karşı sen” savaşı olduğu sinyalinin verir. Tipik tepki savunmaya yöneliktir. “Benim bir derdim yok, dert olan sensin!”  Dert sözcüğündeki sorun, insanların kendilerini eksik ve hatta çaresiz hissetmesidir. Bu sözcük karşınızdaki insanı yanlış anlaşıldıkları ve küçümsendikleri lise yıllarına döndürebilir.

    Hiç kimse bir derdi olduğunu kabullenmeyi sevmez. Kişiler çözümleri düşünmeyi tercih ederler. “Senin derdin ne?” onlara zaten başarısız oldukları hissini verecektir. Bunun yerine “Mesele nedir? Nasıl yardım edebilirim?” diye sorun. Ardından meseleye dair gerçek bir tartışma başlatabilirsiniz.
    Eğer biri size “Senin derdin ne?” diyecek kadar cahilse, siz de “Bu bir dert değil, bu sadece
    tartışıp konuşmam gereken bir konu. Konuşabilir miyiz?” diye cevap verin.

    8. “SEN ZATEN HİÇ…” YA DA “SEN ZATEN HEP…”
    Bu mutlak genellemeler yalandır. Bir çocuğun odasını hiç toplamadığı doğru olabilir mi? (Tamam kötü bir örnek. Bu, doğru da olabilir!) Eşinizin “hep geç kaldığı” doğru mu? Suçlayıcı genellemeler nadiren doğrudur ve hem bakış açınızı yitirdiğinizi hem de yakın zamanda sizi dinleyen kişinin ilgisini de yitireceğinizi gösterir.

    Birine sizi hiç dinlemediğini söyleyin. Bu kişi ya sizi dinlediği pek çok zamanı anımsatacak  ya da kinle dolarak sizi haklı çıkarmak isteyecek ve sizi yok sayacaktır. Ayrıca bu kişiyi öfkelendirir ve sizi mutlu etmenin hiçbir yolu olmadığı hissini verirsiniz.
    Yükü kendinize atıp karşınızdakinin yardımını istemek daha iyidir. “Sen haber vermeden geç
    kaldığında beni ya da benim programımı umursamıyormuşsun gibi geliyor.” Bu, bir özrü ya da en azından bir açıklamayı getirecektir. Fakat “Hiç haber vermiyorsun zaten…” diyerek lafa atlarsanız karşınızdaki de geçen ay size gerçekten haber verdiği iki ya da üç seferi hatırlatacaktır.

    Eğer biri size bu denli mutlak bir cümle kurarsa söylemek istediği şeyi anlamaya çalışın. “Biliyorum hiç yardımcı olmuyormuşum gibi görünüyor çünkü genelde olmuyorum. Ama bu konuyu konuşalım. Esas mesele bu mu yoksa başka bir şeye mi sinirlendin?” deyin.

    9. “BİR DAHA SÖYLEMEYECEĞİM!”
    Bu ilk bakışta neredeyse her zaman bir yalandır çünkü yukarıdaki cümlenin arkasından genelde ne gelir? Bir daha söylemeyeceğinizi söylediğiniz şey! Ve çok büyük ihtimalle bunu tekrar ve tekrar söyleyeceksiniz. Bu tehdit sizi tuzağa düşürür çünkü eğer gerçekten de kendinizi yinelemeyecekseniz elinizde tek bir seçenek kalır: Eylem. Eğer herhangi bir eyleme geçmeye hazır değilseniz güvenilirliğinizi yitirirsiniz.

    Eğer eyleme geçmeye hazırsanız, rakibinizi uyardınız ve artık size tepki vermek ya da alt etmek için plan yapabilir. Tüm seçeneklerinizi bir anda ortaya dökmemek daha akıllıca olur.
    Eğer sözcüklerinizin ciddiyetini vurgulamak istiyorsanız “Bunu anlaman önemli, dolayısıyla bir daha söyleyeyim. Ve lütfen beni dikkatle dinle,” deyin. Eğer biri size “Bir daha söylemeyeceğim,” derse, sadece “Peki, anladım,” diyerek samimiyetle cevap verin.

    10. “BUNU SENİN İYİLİĞİN İÇİN YAPIYORUM”
    Bu cümle, sizi dinleyen herkesi anında alaycı birine dönüştürme garantisine sahiptir. Buna kimse inanmaz. Söylenmesi üzerine alaycı, “Yaa, tabii tabii. Eminim öyledir,” karşılığını zorunlu olarak getirir.

    Eğer yaptığınız şey gerçekten de karşınızdakinin yararına ise, bunu ona gösterin. Sebepleri açıklayın. Yaptığınız şey sayesinde hayatının nasıl daha iyi olacağına dair somut örnekler verin. Benim polisleri, geceyi hapishanede, yemek masalarından, sıcak yemeklerinden ve sevdiklerinden uzakta geçirmemeleri için faillere önceden teslim olmalarını söylemelerini önerdiğim gibi; kendi çıkarı için bir şey yaptırmak istediğiniz bir kişiyi ikna etmek için de kullanılabilecek bir unsur vardır.

    Eğer biri size, “Bunu senin kendi iyiliğin için yapıyorum,” derse, detaylara inin. Eğer söyledikleri sizin kendi iyilik kavramınız ile uyuşmuyorsa bunu söyleyin. Karşınızdakine “Kimse beni benden daha iyi tanıyamaz. Benim için neyin olduğunu en iyi ben bilirim. Tıpkı senin için neyin en iyi olduğunu senin bilmen gibi,” diyerek hatırlatma yapın.

    11. “NEDEN MANTIKLI OLMUYORSUN?”
    Hayatımda bir kez olsun biri bana gelip de, “Baksana, bugün solumdan kalktım, tümüyle mantıksız bir haldeyim,” demedi. İnsanlar biraz da olsa unutkan, savruk ya da akıllarının başka yerde olduklarını bilebilir fakat mantıksız olduklarını kabul etmeyeceklerdir. Bu durumda böyle bir soru sorarak tek yaptığınız şey uzlaşmazlığa davetiye çıkarmak olacaktır. Bunun yerine, insanlara makul davranarak onların daha mantıklı olmalarını sağlayın. Temin edici bir dil kullanarak, “Bakalım durumunu anlamış mıyım,” gibi şeyler söyleyin ve ardından karşınızdakinin söylediklerini başka bir biçimde ifade edin. Bu yalnızca onları doğru anladığınızı belirtmez üstelik durumlarını sizin nasıl gördüğünüzü de belirgin hale getirir. Bu yaklaşım insanların gerilimini alır ve desteğinizi hissetmelerini sağlar. Bundan sonra, soruda ima edilen aşağılayıcı ithamda bulunmaksızın karşınızdaki kişinin daha mantıklı ve daha yapıcı bir biçimde düşünmelerine yardım edebilirsiniz.

    Eğer biri size, “Neden daha mantıklı olmuyorsun?” diye sorarsa, kendinizi bir an için durmak üzere zorlayın. Derin bir nefes alın ve yavaş, düşünceli, tehditkar olmayan bir tonla, “Nasıl olunacağını bildiğim gibi mantıklı oluyorum ve eğer şansım varsa çok daha iyi olacağım. Fakat öyle görünüyor ki ben meseleyi senin gördüğünden daha farklı görüyorum,” deyin. Karşınızdaki kişiyi daha fazla aleyhinize çevirmeden sizi alt etme hamlesini tersine çevirmiş oluyorsunuz.

    Eğer bu on bir tane savaş sözcüğü örneğini dağarcığınızdan çıkarıp atmaya başlarsanız, empatik ikna yoluyla gönüllü bir uyum sağlamanın ılımlı sanatı olan Sözlü Dövüş’te oldukça büyük adımlar atmış olursunuz.

    Cevap Ver

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz