OKUMAK VE YAZMAK: YAZMAK İSTEYEN, SÜREKLİ OKUMAK ZORUNDADIR – İNCİ ARAL

İnsanın ayırt edici en önemli yeteneği olan dil, öncelikle konuşmayı içerir ve duyumlarımızı genellemeler yoluyla aktarmaya olanak sağlar. Bilincimiz, dış dünya ile değişken, karmaşık ilişkilerimizi gündelik dille kurma ve düzenleme yeteneğine sahiptir. Gündelik dil basit ve alışıldıktır, fazla düşünmeden kalıpları, şablonları kullanırız.

Bilindiği gibi dil, yazının da temel gerecidir. Sanatsal kaygıyla yazma uğraşına giriştiğimizde kendimizi duyguların, düşüncenin, kişisel birikim ve özelliklerin devreye girdiği farklı bir dil alanının içinde bulur, yazı dilinin, üzerinde çalışmayı, yapıp bozmayı gerektiren deneyimsel bir alan olduğunun farkına varırız. Sözcüklerin genişlik ve çok anlamlılığını, geçişliliğini, yan yana gelerek görüntüler oluşturma gücünü yaza yaza keşfeder, sözün çok farklı biçim ve seslerle ifade edilebileceğini sezeriz. Önemli bir mektup yazmaya oturduğunuz anı düşünün, ne demek istediğimi anlarsınız.

Yazarken uygun dili ve kendimize özgü söyleyiş biçimini ararız. Metnin sesini, tınısını, rengini belirleyecek ve onu kişiye ait kılacak söylemi oluşturmak, kullandığı dili çok iyi bilmek, tüm incelikleriyle ruhuna hakim olmakla mümkündür. Dil kendini onunla yoğun olarak uğraştığınız oranda ele verecek, böylece yazarın metniyle ilişkisi tutarlı ve bütünlüklü hale gelecektir.

Unutmamalı ki sözü edebiyata dönüştüren, öncelikle nasıl anlatıldığıdır. Özgün ve yeni olabilmek için de tek başına dil duyarlılığı yeterli değildir. Yazma yeteneği okuma birikimi ve sağlam bir dünya görüşüyle dengelenip gelişir. Okumadan yazamayız. Okuma zevki almamış, kitaplarla arasında şöyle böyle bir sevgi ilişkisi kurulmamış biri yazmayı aklına bile getirmez. Zaten onun için uzak, azıcık kafadan çatlaklara özgü boşuna bir uğraştır yazmak.

Yazmaya özenmenin, anlatmayı öğrenmenin ve yazının derinliğini kavramanın öteki ayağı okumaktır. Okumanın ve yazmanın insanın olgunlaşma ve kendini yeniden yaratma sürecindeki etkisi kesinlikle yadsınamaz.

Benliğimiz yaşamımız süresince devam eden ve bize model olan yaşamsal, ruhsal içerik ve biçimlerden oluşmuştur. Yaşanmış, yorumlanmış, anlatılmış durumlar, düşünceler, işaret ve semboller bizde iz bırakırlar. Hayatımıza yön veren, hayallerimiz, umutlarımız, inançlarımız doğrultusunda bu görünümler arasından yaptığımız seçimlerdir. Meraklı, tutkulu bir okuyucu isek işimiz biraz daha kolaylaşır. Çünkü okumak algılarımızı keskinleştirir, yazma sanatıyla ilgili yaratma ve keşiflerimizi tetikler.

Yeryüzünde yazılmamış söz ve hikâye yoktur. Önemli olan sayısız kez anlatılmış bir şeyi sizin nasıl söyleyeceğinizdir. Başka yazarları tanımadan, bilmeden farklı olamayız. Ustaların zihnimizde yaktığı ışıklar yolumuzu aydınlatır, bizden öncekilerin ayak izlerine basarak ilerleriz ve onların satırları gözümüzün önünde yepyeni imgeler uyandırır.

Her türlü yazma girişimi kesinlikle okumayla bütünlenir. Okumayla yazma arasındaki diyalektik ilişki moral cesaretin temelidir. Yazmak isteyen, sürekli, bıkmadan, tutkuyla, yutarcasına okumak zorundadır. Sistematik düşünme yetisine ve ayıklayıcı belleğe böyle sahip olur, sözün sınırsızlığını ve edebiyatın anlamlar zenginliğini ancak böyle öğreniriz.

İnci Aral
Yazma Büyüsü

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz