Hayali Cemaatler Kürtler ve Milliyetçilik – Metin Kaygalak

2
23

“Özellikle zorunlu göçle metropollerde ortaya çıkan orta ve yaşlı kuşak Kürtlerdeki statü kaybı ve değersizlik duygusunun giderek aynı evi paylaşan çocuklar ve genç kuşakta öfke söylemine dönüşmüştür. Örneğin sokak olaylarındaki çocuk ve genç Kürtlerin sıkıştıkları değersizlik duygusunu, bir haysiyet aracına dönüştürerek, bu durumu, neredeyse ontolojik bir kaygıya yüklemişlerdir: ‘Burada’ değil ‘orada’ doğmuş olmak.

Hayali Cemaatler Kürtler ve Milliyetçilik – Metin Kaygalak

Kültürel hakların elde edilmesiyle, Kürtlerin zihninden ‘ulus söyleminin düşmesi’ aynı zamanda milliyetçi paradigmadan çıkılması demektir. Kürt sorunundaki söylem kontekstinin nasıl ifadelendiği konusunda oldukça karmaşık bir durum olduğu ortada. Buna dair saikları biraz düşünecek olursak;

Mağduriyet söylemi

Kürt meselesinde mağduriyet söylemi, görünmeyen yönüyle aslında entegrist bir söylemdir. Mağdur olmanın araçlarının ortadan kaldırılmasına yönelik geçici önlemlerden öteye gitmeyen, bağımsız çalışan bir zihin örgütlenmesi olarak belirir. Devlet için Kürt meselesinin mağduriyet söylemi etrafında dile gelmesi, entegrist-asimilasyoncu araçların görünürlüğünü azaltan bir pozisyon sağlamıştır. Örneğin Kürtçe dil kursları, TRT Şeş uygulamalarıyla Kürtlerdeki negatif psikolojik eşiğin giderilmesine yönelik araçlarda olduğu gibi. Bunun geçici psikolojik bir rahatlama sağladığı da görülüyor.

Bu söylem, sürekli bir söylemdir. Ya da siyasi sonuçlar doğuracak olan durumlarda, daha az zarar görmeyi vaat eden bir söylem olması nedeniyle, en çok başvurulan yöntemdir. Meşruiyetini siyasal aktörsüzlük üzerinden edinir, bu nedenle daha çok münferit bir söylem olarak kullanılan bir araçtır. 1938 Dersimi’nden ta 1970’lerin sonuna dek, mağduriyet söylemi üzerinden ifadelenen bir Kürt zihniyet evreni olduğu söylenebilir. 70’ler ortası sosyalist Kürt hareketlerinin ulus söylemiyle zaman zaman bu söylem gerilese de, yaygın olarak kullanılmıştır. Ulus, etnik aidiyet gibi parçalı iktidar talebi içermediğinden ve total bir çözüm önermediğinden; mevcut, yaşanan lokal problemin giderilmesini kâfi görmüş; problem aktarma aracına dönüşmüş bir söylemdir. Devlet özellikle, Kürtlerin mağduriyet söyleminde kalmalarını; Kürtlerin bu söylem üzerinden sorunlarını dile getirmelerinin sağlanmasına gayret etmiştir. Lokal yöneticilerin (vali, kaymakam ve güvenlik güçlerinin idarecileri vb.) becerisiyle üretilen geçici çözümler buna örnektir. Haydi kızlar okula, baba beni okula gönder, İstanbul burjuvazinin beş yıldızlı otellerde Doğu’daki okullara yardım için yaptığı resim müzayedeler bunlara örnek olarak verilebilir.

Modern milliyetçi söylem

Kürtlerin modern milliyetçiliğin ‘büyülü biz’ inşasına yakalanmaları hayli geç olmuştur. Modern söylemin ulus paradigması etrafında geliştirdiği homojenleşme vaadi, milliyetçi paradigmanın geleneksel söylemden kopmasına ivme kazandırmıştır. Sol Kürt hareketlerinde ulus söylemi, pozitif bir söylem olarak algılanırken; milliyetçilik negatif bir söylem olarak görülmüştür. Tıpkı Türk ulusalcılığın ‘biz milliyetçi değiliz’ söylemindeki paradokssal tutumda olduğu gibi. Modern Kürt hareketlerinin çoğu, kendilerinin milliyetçi olmamalarıyla övünürler. Dolayısıyla, milliyetçilik söylemi Kürtler arasında modern anlamda ‘yeterince’ bir karşılık bulamamıştır. Öyle olsaydı PKK’nın başlangıçta bir leitmotif üzerinden geliştirdiği ulus söylemi vaadi; hızla demokratikleşme, vatandaşlık hakları, kültürel haklar gibi pozitif haklar söylemine taşınamazdı. Bunda, konjonktürün kazandırdığı önermeler kadar, Kürtlerin Türk modernleşmesindeki kazanımlarının ve giderek Türk kültürünün de bir parçası olmalarının payı büyüktür. Zira Kürt siyasal öznelerinin neredeyse tümü Türkçe düşünerek, entelektüel dünyalarını bu dille kurmuşlardır. Dolayısıyla ‘dar anlamda’ bu siyasal özneler için denebilir ki ‘müstakbel entegrist Türk’ olarak kendilerini inşa etmişlerdir. Bu öznelerin çoğu sadece siyaseten Kürt’türler.

Başlangıçta Lenin’in ‘ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı’ önermesi, aynı zamanda geç modernlik problemlerini gideren bir basamak olarak görülse de; bugün Kürtler için bir hayali cemaat olarak, sağlanılması güç teorik bir homojenleşme talebinden öteye gitmemektedir. Bunda ulus söyleminin giderek itibar kaybeden bir söylem olmasının da payı büyüktür. Ulus söylemi, iktidar talep eden siyasal bir söylemken; etnik aidiyet söylemi, kısmen dar siyasal bir söylem olarak hakların elde edilmesinde makul bir talep olarak belirir. Bu, aynı zamanda, uluslaşma talebinin geriletilmesi anlamına da gelir. Ya da başlangıçta ulus söylemiyle yola çıkan bir siyasal fikrin ‘etnik aidiyet haklarının demokratik talepte kalarak giderilmesi’ söylemine dönüşmüştür. Bir bakıma, ulus söyleminin hacminin daraltılması yoluyla ‘hak arama söylemi’ne doğru evrilerek, ‘düşük profil’ ulusçu bir söyleme dönüşmüştür. Kültürel hakların elde edilmesiyle, Kürtlerin, büyük bir çoğunluğunun zihninden ‘ulus söyleminin düşmesi’ aynı zamanda milliyetçi paradigmadan çıkması ya da uzaklaşması demektir.

Kürt siyaset aktörlerinin Kürt milliyetçiliğini dışlayan siyasal dil geliştirirken; diğer taraftan özü itibariyle milliyetçi paradigmanın bir önermesi olan ‘anadilde eğitim’ istemektedirler. Milliyetçiliği ‘gerici’ bir söylem olarak gören, buna vurgu yapan Kürt siyaset kurumları; ideolojik Türk milliyetçiliğini bir nebze dahi olsa aşındıramamışlardır. ‘Sağ’ Türk milliyetçiliğinin yanı sıra ‘ulusalcılık’ adlandırmasıyla, seküler, sol Kemalist refleksler gösteren hayli tutucu, tırnak içinde ‘sol’ Türk milliyetçiliği doğmuştur. Bunda genel olarak yükselen siyasal İslam’ın ve AKP’nin İslamcı reflekslerinin payı kadar; kendini milliyetçi paradigmada görmeyen Kürt siyasal cenahının, ideolojik bağlamda Kürdî bir amentü oluşturamamasının  payı vardır.

Kürtlerde milliyetçiliğin ideolojik bir tutum olarak konmamasındaki diğer saik; Kürtlerin biraradasızlığının tarihsel koşullar nedeniyle deneyimlediği farklı modernleşme süreçleridir. Ortadoğu’nun birkaç ülkesinde yaşayan Kürtlerin, hayali cemaat fikri kadük bir leitmotif olarak görülse de; Türkiye’deki Kürtler bu leitmotifi pozitif haklar üzerinden ilerleterek, ‘düşük milliyetçi vaat’e bağlamışlardır. Böyle olunca, Türkiye gibi kendini sürekli rejim ve bölünme kaygısında tutan bir ülkede, etnik aidiyet talebine dair anayasal güvence istemi, kırılması güç bir refleks olarak durmaya devam edecektir. Devletin bu katı tutumu yüzünden, kurumsal Kürt siyaset ve zihninden farklı olarak milliyetçilik; Kürt tabanında popüler söylem araçları üzerinden gövdeleşerek, demokratik entegrist vaadi terse çevirmektedir. Örneğin zorunlu göçle metropollere gelen Kürtler, entegre olma araçlarına sahip olamadıklarından, asimile olmaya başlamışlardır. Bu psikolojik sıkışmanın derin yaralar açtığı aşikârdır.

Popüler söylem

Milliyetçilik söylemi, Kürt entelektüel ve siyasal aktörlerince itibar görmemesine karşın; bu defa tersinden, devletin katı ideolojik tutumu yüzünden Kürt tabanında giderek milliyetçi bir damar oluşturmaya başlamıştır. Kürtlerin zorunlu göçle metropollerde görünürlük kazanmalarıyla ortaya çıkan, ayrımcılık üzerinden oluşan bir söylemdir. Bir güç, iktidar söylemi içermemesine karşın, buna içkin bir söyleme de dönüşebilir. Özellikle zorunlu göçle metropollerde ortaya çıkan orta ve yaşlı kuşak Kürtlerdeki statü kaybı ve değersizlik duygusunun giderek aynı evi paylaşan çocuklar ve genç kuşakta öfke söylemine dönüşmüştür. Örneğin sokak olaylarındaki çocuk ve genç Kürtlerin sıkıştıkları değersizlik duygusunu, bir haysiyet aracına dönüştürerek, bu durumu, neredeyse ontolojik bir kaygıya yüklemişlerdir: ‘Burada’ değil ‘orada’ doğmuş olmak.

Ezcümle

Bugün, İslamofobia üzerinde gelişen ve sol ideolojiden koparak, daha Kemalist bir reflekse oturan ulusalcı yeni ‘sol’ milliyetçilik; Kürtlerdeki görünürlük ve hak talepleri yüzünden, nefret söylemiyle karışık Kürtfobia’ya evrilerek, ana aks sağ milliyetçiliğe rahmet okutmuştur: ‘Sağ’ Türk milliyetçiliği, Kürtleri hâlâ kendinin bir parçası gördüğünden makul bir retoriği dillendirirken; ‘sol’ Türk milliyetçiliği, Kürtleri kendinden görmediğinden, giderek nefret söylemine kaymıştır. Milliyetçiliği giderebilecek yeni araçlar (kültürel hakların tanınması) oluşturmadıkça; Kürt tabanında, mütekabiliyet üzerinden oluşacak yeni bir milliyetçilik gelişecektir. Bu durum, yaşanan problemlerin giderek bir ontolojiye indirgenerek nefret söylemini tetikleyecektir. Bu kendine kapanma ve diyalog kuramama halleri, giderek Kürt sorununu ‘sağcılaştırmaktadır’.

08.03.2010 – Taraf
Yazar / mkaygalak@gmail.com

2 Yorumlar

  1. bencede güzel bir yazı.yaşananları yüzeysel bi açıdan güzel ortaya koymuş yalnız bikaç yerde anlam kayması var.!! kültürel hakların elde edilmesi ulus olmanın terk edileceği anlamını taşımazki?… veya bazı amaçlardan dönüldüğünüde ifade etmez.bu sadece gelişen konjektöre göre politikanın ve çıkarların değişmesi,ona göre şekillenmesi durumudur…yoksa atı alan halklar üsküdarı geçmişlerdir zaten…

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz