Eğlence-Mizah | Muhteşem Ucubeyim Bu Aralar – Akli Denge

Şahsen ben, artık içkiyi miçkiyi bıraktım. Artık ne “aksırıyorum” ne de “tıksırıyorum”. Her keşe tavsiye ederim. Bedavaya kafa yapıyorum. Hem de % 70 vergi ödemeden. Salı günleri açıyorum meclis grup konuşmalarını. Allaaaah! Vur patlasın çal oynasın. Nerde uyuyup nerde uyandığımı hatırlamıyorum yemin ederim. Ama şu vergiyi ödeyememek beni tedirgin ediyor. Vicdanım inim inim inliyor. Kendimi suçlu hissediyorum. O yüzden içmediğim içkilerin parasını gidip direkt vaziyette Western Union’dan Fethullah hocamızın City Bank’ın Pensilvanya şubesindeki hesabına yatırıyorum. Anca bu şekilde rahat uyuyabiliyorum ne yapayım?

Kızlara da 45 cm’den fazla yaklaşmıyorum artık. Gerçi öncesinde de yaklaşamıyordum zaten, bu durum bahane oldu. Kendimi daha iyi hissediyorum. “Ulan acaba ben dallamanın teki miyim?” sorusu kafamda daha az yankılanıyor. Tam tersine erkeklerle çok yakınlaşıyorum bu aralar. Günde beş vakit hem de. Omuz omuza “Arapça olduğu düşünülen bir dilde” bi’şeyler söylüyor önümüzdeki pelerinli birisi biz de sırası geldikçe “eyivallah bilader çok güzel söyledin, katılıyoruz” anlamında yine aynı dilde bi’şeyler söyleyip çeşitli vücut hareketleri yapıyoruz. İnanılmaz huzur buldum. Çünkü “yakınlaşamıyorum ulan” diye düşünmemi gerektirecek hiçbir kadın olmuyor ortalıkta.

Yumurta yemeyi de bıraktım. Patolojik bir durumum da yok yani. Yumurtadan alamadığım proteini Tayyip sultanımın TOKİ konutlarının kuralarındaki konuşmalarından alıyorum. Hatta sultanım, geçen gün Kılıçdaroğullarından Kemal’e laf soktuğunda protein zehirlenmesi geçirdim hastaneye zor yetiştirdiler. Öbür tarafa adam gibi girmek için parolayı hatırlamadım, bi an kıçım, Semih Kaplanoğlu’nunki kadar olmasa da “Yusuf Üçlemesi”ni çekti. Tam bu günlerde bahçemde “muhteşem” adında bir horozumun 360 tavuktan oluşan bir haremi vardı ve inanır mısınız hiç biri yumurtlamadı. Demek ki değişim benle sınırlı değil. Özel hayata müdahale inanılmaz boyutlarda. Tavuklardan bazıları “mahalle baskısı var” gibi öttü ama ben aşırı proteinin verdiği kafa güzelliğiyle pek idrak edemedim olayı.

“Wonderful Süleyman”ı da seyretmiyorum. Kimsenin mahreminde ya da hareminde gözüm yok. Zaten kadınlara 45 ceme’den fazla yaklaşmadığımı daha önce dile getirmiştim bu sayfada. Ekranda olsa bile yaklaşmıyorum. Bu konuda çok muhafazakar demokrat tavırlar içindeyim. Bana ne kardeşim Muhteşem’in memeli sürüsünden! Süleyman’ın “muhteşemleri” onundur onun kalacak! Yalnız şunu altını çizerek belirtmek isterim; söz konusu dizi TV’de oynarken bi ara gözlerim bukalemun gözü gibi birbirinden bağımsız hareket etmeye başladı. Yeni kimliğime tam alışamadım hala. Bi gözüm bakıyor diğeri bakmıyor. Hangisi doğru yapıyor karar veremedim ama bakan gözümün sabahında çapaktan yapış yapış olup açılmadığını hatırlıyorum. Bir işaret bu bence.

Gördüğüm bütün heykel ve heykelcikler de bugünlerde çok ucube gözüküyor gözüme. Ayrıca güzal san’atlar mezunu olmama da hiç gerek kalmadan bu kanıya varıyorum. Evet sayın Ertuğrul Günay, hiç boşuna yalamayın beni gerçekten bu heykellere ucube dedim ben. Mesela geçenlerde bir heykel gördüm, tövbe yarabbi one yav! Heykel küçücük ama çük kocaman. Adı da “Bereket Tanrısı”ymış. Hemen oracıkta tükürdüm öyle sanatın içine ve hızla olay yerinden ayrıldım. Beşiktaş’taki Götkafes çok pardon Gökkafes binası da gözüme çok güzel gözüküyor bu günlerde. Ne güzel bir bina yarabbim! Anlatamam. Görmeniz lazım. Dolmabahçe Sarayı’nın hemen gerisinden “Bereket Binası” gibi ne güzel uzanıyor öyle göklere. Adeta troposferi yalıyor. Ucube demişken şu Haydarpaşa Garı şehrimizin siluetini çok bozuyor diye düşünüyorum. Adeta selülit gibi duruyor deniz kıyısında. Hazır yanmışken bu ucube yapıyı da yıkıp şöööle yerine Yiğit Bulut’un jölesi gibi parlayan bir bina yapsak diyorum. Hem otomatik yangın söndürücü de taktırırız. Ne o öyle mezar taşına benzeyen binaları seyrediyoruz vapurlardan. O kadar ucube duruyor ki vapurda gözümü Kanal 24’ten ayırmak zorunda kalıyorum yanından geçerken.
Sultanımın partisine AKP demeyi de bıraktım geçen günlerde. Artık gerçek ve hak ettiği ismiyle hitap ediyorum; AK Parti diyorum. Hemen bakıyor artık. Eskiden kendisine hitap ettiğimi anlamazdı bile.

Bütün bu değişimlerden sonra üst dudağımda tanımlayamadığım çeşitli hareketlenmeler baş gösterdi. Direkt burnumun doğrultusunda ileriye doğru bi’şeyler yeşermeye başladı. Kılda keramet olduğunu o zaman anladım. Yalnız işin garip tarafı bu yeşerme devamlılık göstermiyor. Bir yere kadar dik dik uzuyor ve belirlenmiş gibi bir yerde duruyor. İnanılmaz. Takdir-i ilahi işte. Geçenlerde uyandığımda fark ettim bu söz konusu oluşumu. Aynalar yalan söylemez. Eski gömleğimi yırtıp atmışım artık. Benim de üç numara bir bıyığım var. Sevimli fok Badem’inki gibi biraz ağız içine doğru kıvrık olsa da güzel olurdu ama neyse. Bu bir gösterge. Hissediyorum.

Sabahın köründe aynaya baktığım için tam idrak edemedim olayı. Lavaboya eğildim yüzümü yıkadım ve yüzümü usulca kuruladıktan sonra tekrar aynaya baktığımda kafa şeklimde de muhafazakâr bir değişme olduğunu fark ettim. Kafam 60’lık ampüle benziyordu. Şimdilik 60’lık ama eminim bu değişim ikliminde ilerledikçe 100’lük olacak.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Bilim ve Din | Çatışmanın Temelleri (Birinci bölüm ) – Bertrand Russell

Bilim ve din toplumsal yaşamın iki görünümüdür; din, insanlığın düşünce tarihinin bildiğimiz geçmişi boyunca önemli olmuş, bilim ise, Antik Yunan'da...

Kapat