TARKOVSKİ’NİN GÜNLÜKLERİNDE DOSTOYEVSKİ: KİTAPLARI DEĞİL, KENDİSİ HAKKINDA BİR FİLM YAPMALIYIZ

İki Rus sanatkâr arasındaki ilişki malumunuz. Edebiyat ya da sinemadan yalnız biriyle dahi ilgileniyorsanız, söz gelimi Tarkovski filmi izlediyseniz Dostoyevski’yi, büyük yazarı okuduysanız da Tarkovski’yi bilirsiniz. Usta yönetmen, kendisinden yüzyıl önce yaşamış yazarın peşinden gider ve sinemasında ondan izler taşır. Hatta bizzat onun hayatını çekmeyi düşünür. Dostoyevski, edebiyatın en yüksek noktasında nasıl yaşıyorsa, Tarkovski’nin de sinemanın en iyi örneklerini verdiğini söylemek yanlış olmaz. İkili arasındaki ilişkiyi aydınlatan düşünür ve yazar Ulus Baker şöyle der: “Rusların edebiyatlarını yok etmek için ellerinden geleni yaptıklarını artık biliyoruz. Bunu filmlerini yeraltına gömdükleri Eisenstein, Vertov ve Dovjenko için de yaptılar. Ama birdenbire Tarkovski çıkıverdi ve sadece tek şeyin garantisiyle, hayatın ifadesini Dostoyevski’nin yaptığı gibi yaparsanız onu siz ifade etmekle uğraşmak zorunda kalmazsınız, o gelir sizin ifade araçlarınızı doldurur, taşar ve kendini sizin aracılığınızla ifade eder. Dostoyevski – Tarkovski bağının sırrı işte budur. (…) Tarkovski’nin Dostoyevski’yi bir ‘yakını’ gibi gördüğü biliniyor. Hayatı boyunca onun bir romanını çekmek istemiş ve anlaşılan buna ya fırsat bulamamış ya da -bu daha doğru ve haklı bir neden herhalde- cesaret edememiş… Ama benim gördüğüm her imajının içine Dostoyevski tamtamına işlemiştir.” İkili arasındaki bağa, Tarkovski’nin günlüğünde aldığı notlarla biraz daha bakalım.

1. 30 Nisan, Moskova

Saşa Mişurin’le yine Dostoyevski hakkında konuştuk. Tabii ki film hakkında önce yazılmalı, nasıl yönetileceği konusunu konuşmak için çok erken. Dostoyevski romanlarının filmini yapmanın hiç mi hiç anlamı yok. Adamın kendisi hakkında bir film yapmalıyız. Kişiliği hakkında, tanrısı, şeytanı, çalışması hakkında. Tolya Solonitsin’den harika bir Dostoyevski olur.

2. 18 Şubat

Dostoyevski’nin Suç ve Ceza notlarından: “Estetik korkusu zayıflığın ilk belirtisidir.”

“Sosyalizmin en yüce fikri makineleşmedir. İnsanı mekanik bir insana çevirir. Her şey için bir kural vardır. Yani insan kendi elinden alınmıştır, yaşayan ruhu götürülmüştür. İnsanın Doğu felsefesinin dinginliğinde sükûnete ermesi anlaşılabilir, fakat bu adamlar buna ilerleme diyorlar! Tanrım! Eğer bu ilerlemeyse, eee peki Doğu dinginliği ne!”
“Sosyalizm insanın oluşturulmasında başarılı olabilme umudu en az olan kurumdur. O, insan için Tiranlığı oluşturup adına da özgürlük der!”

3. 12 Temmuz

Aydınlık Günü de yapabilsem ne iyi olur! Büyük bir olasılıkla o flashback ve normal sahnelere göre yan siyah-beyaz yarı renkli olacak. Dostoyevski için de en azından malzeme toplamaya başlamak iyi olacak. Karaborsadan kitap da temin eden “Hippopotam” adlı bir tip varmış. Dostoyevski’nin günlükleri de dâhil toplu eserleri 250 ruble. Mutlaka almalıyım.

4. 13 Eylül, Zvenigorod

Liuka Fayt ilk Dostoyevski kitaplarımı sete getirdi: Cornfeld ve Remizov’un Dostoyevski üzerine yaşadıkları, makaleler (1921) Kızının yazdıkları, L. Dostoyevski (1922) 1883 basımı toplu eserlerinin ilk cildi. İkinci karısı A.G. Snitkina’ya mektupları evde.

5. 14 Eylül, Zvenigorod

Dostoyevski, mum ışığında okurmuş. Lamba sevmezmiş. Çalışırken çok sigara içip arada sırada da koyu demli çay içermiş. Karamazov’un yaşadığı Staraya Russya kentinden başlayan ve monotonlukla devam eden bir yaşam. En sevdiği renk denizin dalgaları. Kadın kahramanları hep o renkte giysiler giyer.

6. 19 Eylül, Zvenigorod

24’ünde Japonya’ya gidiyoruz ve hâlâ güneşi çekmedik. Hava kötü. Güneş sahneleri biz gittikten sonra çekilmek üzere devredilecek herhalde. Japonya’da neyi ve nasıl çekeceğiz; buna karar vermeliyiz. Soru; tam anlamıyla ne çekeceğiz? Yavaş yavaş Dostoyevski’nin olağanüstü ihtiyatlı ve bilgiç bir yaradılışa sahip olduğu izlenimine kapılıyorum. Aslında dışarıdan bakıldığında neredeyse kasvetli. Senaryoyu yazmak zor olacak. Senaryo için: Budala’dan bir sahneyle iç içe geçmiş bir gerçeklik. Rogoşin ve Prens Mişkin. Bahçe makası. Turgenyev’in Avrupalılaştırılmasına duyulan hiddet. Bir Düşmanlığın Öyküsü. Mektuplar…

7. 27 Ocak

Aydınlık Gün’ü çekmeyi başarırsam, Dostoyevski filmi için bir tretman ya da en azından bir senaryo yazmalıyım. Bu iyi bir zaman… Ya da her şeyin canı cehenneme mi demeliyim?

8. 2 Şubat

Budala birkaç bölüm yapılabilir. Dostoyevski de –Sergey Baba– televizyon için olabilir. Budala’yı yedi bölüm yapmak iyi olur. Bu aralar para kazanma yolları bulmam lazım. Saşa Mişurin’le senaryoları çabucak yazabiliriz. Fakat eğer üç saatlik senaryolar için iki ya da üç anlaşma imzalayabilirsek. Valeri K. yardımcı oluyor. Moldovya’dan biriyle konuştu bile.

9. 4 Şubat

Budala’yı yeniden okuyorum. Bunu çekmek kolay diyemem. Senaryoyu yazmak zor olacak. Roman “kabaca” sahnelere ve “sahne betimlemelerine” ayrılmış. Yani olay örgüsünün gelişiminde önem taşıyan her ayrıntının yeri var. Bu betimlemeler tamamıyla atılamaz. Bazıları sahnelerde yer almalı. Fakat bu daha sonra yapılacak. Şu an için en önemli şey Aydınlık Gün. Aslında Dostoyevski’nin eserleri içinde yapısal olarak en oturaklı, kendi içinde en uyumlu ve uyarlamaya en uygun olanı Suç ve Ceza. Fakat bunu Lyova Kulidahanov yaptı. Aydınlık Gün’ü isim olarak beğenmiyorum. Çok zayıf. Martiroloji daha iyi, fakat onun da ne anlama geldiğini kimse bilmez. Öğrenince de izin vermezler zaten. Feragat bir parça düz. Vera Panova’yı andırıyor biraz. İtiraf da çok fazla tantanalı. Niye Böyle çok daha iyi, ama fazla belirsiz.

“Kendi içinde değişmez sabit kuralları da olsa hemen hemen her gerçeklik her zaman olası olmayan ve umulmayandır. Aslında gerçek ne kadar çok gerçekse o kadar da olasılık dışıdır.”
Lebedev, Budala

10. 18 Şubat

Gün geçtikçe birlik (bütünlük adına) ilkelerinin sinemada büyük önemi olduğunu daha çok hissediyorum, belki de daha da ileri giderek diğer sanat formlarından bile çok diyebilirim. Demek istediğim, tek bir düşünceye inatla sarılmak söz gelimi. Kendimi daha anlaşılır kılmak için bir örnek vereyim: Suç ve Ceza bu yapısal ideale biraz yakın sayılırsa, o zaman Budala bundan oldukça “uzak” bir yerdedir. Çünkü onun zemini daha oynak.
“… Toplumun biz yazarlara vermeye hazır olduğu, yazarların da canla başla sarıldıkları avantajların keyfini çıkardık ve çıkarıyoruz. Bildiğimiz gibi yazarlar kafalarında ve vicdanlarında taşıdıkları dışında hiçbir şeye bağımlı değiller, hiçbir kimseye mecbur da değiller.”
1862; 1861-1882 yılları arası, Strakhov

“… O zamanlar Herzen’e olan tutumu (Dostoyevski’nin) epey samimiydi, hatta Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları’nda yazarın etkisi az çok hissedilebilir; fakat sonra, yaşamının sonuna doğru, nedense Herzen’e öfkelendi ve onun Rus insanını anlama ya da onların yaşam tarzlarındaki bazı unsurları takdir etme duyarlılığından yoksun olduğunu sık sık vurgulamaktan geri durmadı. Bilgili insanın sergilediği kibir, sıradan basit insana duyulan horgörü… Herzen’de tespit ettiği bu özelliklere Fyodor Mihayloviç çok sinirlenirdi. Ve sadece devrimciler ve küçük burjuvalar değil, Griboyedov bile bu öfkeden payını almıştı.”

“… Fransızlar sessiz, dürüst, kibar fakat sahteler ve para onlar için her şey.”
Strakhov’a mektuplardan biri, Paris, 26 Haziran 1862

“… Fyodor Mihayloviç büyük bir gezginci değildi; en göze çarpanları dışında doğaya ya da tarihi anıtlara ya da sanat çalışmalarına ilgisi yoktu. İlgisinin tümü insanlarda yoğunlaşmıştı. Tek anlamak istediği onların doğası ve karakteriydi. Bir de sokaktaki yaşamın genel bir izlenimi. Bir keresinde hararetle bana, elinde gezi kitabıyla ünlü yerleri ve turistik mekânları gezmenin ona ne kadar sıradan ve banal geldiğini açıklamıştı.”
Strakhov, Anılar

11. 27 Ocak, Moskova

Budala. Smoktunovskiy projeyi takip ediyor. Bu yüzden Leningrad’a gitti. Niye Leningrad? Henüz hiçbir karar alınmadı, en azından Moskova kurulu tarafından. Budala için hiç vakit geçirmeden şahsen uğraşmalıyım. Pazartesi Yermaş’a gideceğim. Kuşnerev’e göre Almanların benimle Doktor Faustus hakkında konuşacakları varmış. Smoktunovskiy gidip “Dostoyevski” projesini mahvetmese! Buna mani olmak gerek. Hemen gidip Şauro’yu görmeliyim. Dün, Sovyet Kültür Merkezi’nin yazı işlerinden, benden Soljenitsin üzerine bir şey yapmamı isteyen bir telefon aldım. Larissa (neyse ki telefona o cevap vermişti) benim çekimde olduğumu söyledi. Pazartesiye kadar bir kopya istiyorlar. Piçler! Yanlış insana çattılar.

12. 25 Aralık

Acaba Budala’yı gerçekten yapmak istiyor muyum? Uyarlama benim prensiplerim çerçevesine sıkışıp kalıp romanın organik yapısını bozmaz mı? Belki, titiz bir güncelleştirmeyle İvan İlyiç’in Ölümü benim için bana yardımcı olacak klasik bilgimle daha uygun olurdu. İçindeki her şey yeniden yaşanmak üzere hayata dönüştürülürdü. En önemlisi bu. Tabii ki “Dostoyevski Üzerine”, yapısal bazı eksiklere karşın benim için en uygunu. Kafamda olanı bir araya getirmek, aynı eskiden olduğu gibi. Değişik katları, şimdiyi, geçmişi ve ideali bir araya getirmek.

13. 17 Ağustos

Dostoyevski’nin notlarından:

“Güç, kanın sıkıştığı yerde yatar. Fakat bu gücün kan akıtanlarda değil de kanı akıtılanlarda olduğunu yalnızca üçkâğıtçılar fark edemiyorlar. Bu dünyanın kan kanunu budur.”

“… Almanlar, Polonyalılar ve Yahudiler işbirlikçidirler ve birbirlerine yardım ederler… Bir tek Rusya’da böyle bir dayanışma yoktur, bir tek Rusya parçalanmıştır. İnsanlar toplumumuzun tutucu olmadığını söylüyor. Bu doğru, olayların tarihi seyri (Peter’den bu yana) bu sonucu doğurmuştur. Fakat önemli bir nokta da şu: Toplum neyi tutup muhafaza edebilir ki? Her türlü üstünlük de dâhil her şey elinden alınmıştır. Rus insanı yalnızca negatif haklara sahiptir. Ona pozitif bir şeyler verin de görün, nasıl tutucu olacağını. Yeter ki elinde koruyacak bir şey olsun. Tutucu olmamasının tek nedeni koruyup saklayacak bir şeyi olmamasıdır. En kötü şeyler en iyi olanlarıdır. Bu tamamen boş bir söz değil bu ülkede, ne yazık ki gerçeğin ta kendisi. Paris Komünü ve Batı sosyalizmi iyilik değil, eşitlik talep ediyor, Shakespeare ve Raffael’i kürsülerden aşağı indiriyorlar…”

14. 18 Ağustos

Dostoyevski’nin notlarından:

“… Nasıl da kansız ve kibirliler. Bir türlü basit yazmayı beceremiyorlar. Tanrıtanımaz derecede kibirliler, başkalarını aşağılayıp kendilerini şan şöhret bulutlarıyla sarıyorlar.”

15. 12 Şubat

Thomas Mann, Tanrı’dan çok fazla şey “anlarken”, Dostoyevski Tanrı’ya inanmayı ister fakat beceremez; ilgili organ dumura uğramıştır. Tonino’yu görmeye gidip ona film konusuyla ilgili aklıma gelen fikri söyledim: Bir yazar, büyük spritüel derinlikleri olan bir adam, ölüme hazırlanmış, dürüst, erdemli, başarıyı da onunla birlikte gelen o kargaşayı da küçük gören tek başına bir adam; bir gün aynaya bakar ve yüzünde o korkunç hastalığın izlerini görür. Cüzam. Tam bir yıl hastalığın sessizce ilerleyen izlerinin kendini göstermesini bekler. Ve bir yılın sonunda, doktor ya da uzmanlar ona iyileştiğini söylerler. Eve, o her yerin toz altında kaldığı yere döner. Artık küflenmiş not defterine gider eli ve tam bir şey yazacakken kalemi kâğıdı delip geçer. “Boş ver!” der güçlü bir şekilde. “Boş ver!” diye tekrar eder yüksek sesle, gerçekten hayatta olduğunu onaylar bir tavırla aynadaki yaşayan aksine bakarak. Fakat bomboştur. Bir kelebeğin çıktığı koza kadar boş. Ve en büyük günahın gurur olduğunun farkına varır. Bir zamanlar kendinin ulu ruhani bir mertebeye eriştiğini düşlemişti ama şimdi o hiçbir şeydi. Hastalığı süresince onu ölümün bilgisi yiyip bitirmişti. Mukaddes Kitabı açar ve okur:

“Ve Tanrı yere ait bütün yaratıkları topraktan yarattı ve havadaki tüm kuşları da ve onları Adem’in huzuruna getirdi, onlara ne ad vereceğini görmek için…”

“Başlangıçta söz vardı,” dedi mutsuz adam.

16. 16 Nisan

Sabahın ikisi. Rus dâhileri düşünüp taşınmışlar, kendi büyüklüklerinin dümdüz uzanan verimsiz topraklardan çıkıp gelişemeyeceğine karar vermişler ve hemen ülkelerini “büyük” ilan etmişler, geleceği de mesihvari. Kendilerini “halkın sesi” olarak gördüler ve “çölde haykıran” olmak istemediler ve madem halkın özünü temsil ediyorlardı o zaman halkın da “büyük” olması, ülkenin geleceğinin “parlak” olması gerekirdi. Puşkin diğerlerinden daha alçakgönüllüydü. Anıt ve Çaadayev’e mektuplarında Rusya’nın kaderinin Avrupa için koruyucu bir tampon olmaktan öte bir anlam taşımadığından söz eder. Bu böyle, çünkü Puşkin’in dâhiliği uyumlu. Bu huzur ve uyum ne Tolstoy ve Dostoyevski ne de Gogol’de var: Onların dehası huzursuzluk ve uyumsuzlukla dolu çünkü bu, yazarın kendisiyle olmak istediği insanın görüntüsü arasındaki çelişki şekillenip ortaya çıkıyor. Dostoyevski tüm isteğine karşın Tanrı’ya inanmadı. İnanma eyleminden yoksundu fakat inanç hakkında yazdı. Puşkin geri kalan hepsinden daha üstündü çünkü Rusya’ya mutlak bir anlam yüklemedi.

17. 30 Ağustos, Roma

Dostoyevski sahnesini yazdım. Senaryo bitti.

Mert Bekçi
Listelist

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz