Turgut Uyar’ın oğlu* anlatıyor: Bir yalnızlık hissi vardı babamın

turgut-uyarBabamın ölümünün temel nedeni karaciğer; annemin ölüm nedeni de karaciğer. İkisindeki problem de karaciğer yetmezliği. Başka birtakım sorunlar tedavilerine engel oldu. Babamda siroz var ama ölüm nedeni dalak yetmezliği, karaciğer yetmezliğinden ötürü dalağına müdahale edilemiyor.  

Devamı…Turgut Uyar’ın oğlu* anlatıyor: Bir yalnızlık hissi vardı babamın

Çocuklarının gözünden ‘Baba’ Turgut Uyar – Ezgi Görgü

turgut uyarÖncelikle sıkı bir şair Turgut Uyar. “Büyük şair” lafı, galiba Turgut Uyar’ı biraz rahatsız ederdi. Hiçbir zaman “büyük şair” olarak düşünmedim Uyar’ı. Cemal Süreya’nın Nazım Hikmet içinde kullandığı “cins” şair sıfatı daha doğru olur sanki. Kişiliğini bulmuş şair anlamında cins şair olarak Turgut Uyar.

Devamı…Çocuklarının gözünden ‘Baba’ Turgut Uyar – Ezgi Görgü

Fyodor Dostoyevski’nin “Yeraltı Adamı” Üzerine Bir Deneme – Derviş Aydın Akkoç

dostoyevski“Hiç kuşku yok ki, her insanın içinde bir öfke canavarı, acı çeken kurbanın haykırışlarından aşırı zevk duyan bir şehvet canavarı, zincirinden boşalmış bir canavar; hastalıkların, romatizmaların, hasta böbreklerin verdiği acılarla beslenen bir canavar yatar.”  (Dostoyevski, Karamazov Kardeşler)
Dostoyevski romanlarında olay örgüsünün içinde aktığı mekân, kendi aralarında çatışmalı, gerilimlerle yüklü olan iki düzlemden oluşmaktadır. Bu çatışma halinde olan mekânlardan bir “yeraltı”; öteki ise yeraltına karşıt ve kimi durumlarda ona kaynaklık eden, boşluktan ziyade dolulukla yüklü olan “şölen” alanıdır. Mekânlar arası çatışma, iç içe geçme, birbirine dayanak oluşturma gibi durumlar anlatı boyunca kesintisizdir. Mekânsal yer değiştirmelerin belirleyici etkilerilerini ruhsal dünyalarında taşıyarak kurulan karakterler Dostoyevski’nin ilk romanından son romanına değin kimi özellikleri açısından neredeyse değişmeden kalmışlardır:

Devamı…Fyodor Dostoyevski’nin “Yeraltı Adamı” Üzerine Bir Deneme – Derviş Aydın Akkoç

“Umut gibi umutsuzluk da öğrenilmesi gereken bir şey olmasın?” Ölüm Üzerine Düşünceler

ölüm
Rus yazar Vasili Rozanov’un sözü insanı sakinleştiriyor: “Bütün dinler gelir geçer, sonunda bir iskemleye oturup uzaklara bakmak kalır.” Ölümden korkmak için hiçbir sebep yok. Ama ölümden korkmak da, Nâzım’ın dediği gibi “ayıp” değil. Mevzu ölümden ziyade hiçliktir aslında. Kadim dinler, insandaki hiçlik duygusunu (“boşluk duygusu” mu demeli yoksa) teskin etmek üzere kurulmuşlardır. Nereden geliyoruz, nereye gidiyoruz,

Devamı…“Umut gibi umutsuzluk da öğrenilmesi gereken bir şey olmasın?” Ölüm Üzerine Düşünceler

Pro Patria Mori: Vatan İçin Ölmek (Öldürmek) ya da Vahşetin Estetiği

Tüm toplumlar “savaş kurbanlarını” şu ya da bu şekilde estetize etmişlerdir. Siyasi, hukuki ya da dini bir değer uğruna “hayatını ortaya koyan” ve ortaya koyduğu bu hayatı, savaş esnasında yitiren kişiler ya tanrılaştırılmış ya da kahramanlaştırılmışlardır. Gerek Antik Yunan’da gerekse Roma İmparatorluğu’nda “vatan için ölmek” (pro patria mori) genel siyasi düşüncenin önemli bir bileşenini oluşturuyordu. Patria, yani vatan, Yunan’daki polis ya da Roma’daki respublica kavramlarıyla doğrudan ilişkiliydi. Öte yandan vatan için ölmeye, siyasi ve hukuki söylemin bir parçası olması hasebiyle manevi bir içerik yüklenmişti. Kantorowicz’in belirttiği üzere Antik dönemde patria salt coğrafi bir anlama sahip değildi. Vatan kavramı daha ziyade yurttaşların (politai) içinde yaşamlarını sürdürdükleri “evren” (kosmos) anlamında kullanılıyordu. Bu kosmos, Yunan’da polis, Roma’daysa respublica’da cisimleşiyordu.

Devamı…Pro Patria Mori: Vatan İçin Ölmek (Öldürmek) ya da Vahşetin Estetiği