Kararlarımızın ne kadarını biz veriyoruz, özgür irade diye bir şey var mıdır? – Doç. Dr. Tuğrul Atasoy

gözÖzgür İrade ve Sinirbilim
Özgür irade var mıdır, yok mudur? Bir eylemi tamamen özgür irademizle mi gerçekleştiriyoruz? Yoksa o eylemi yapmamızı belirleyen başka etkenler mi var? Bir eylem ya da bir davranış kararının ne kadarı özgür irademize bağlı? Eylem veya davranışlarımızı özgür irademizle gerçekleştiremiyorsak, özgür irademizin olduğu ve kararlarımızı alırken özgür irademizi kullandığımız yani özgür olduğumuz yanılsamasının kaynağı nedir?

Devamı…Kararlarımızın ne kadarını biz veriyoruz, özgür irade diye bir şey var mıdır? – Doç. Dr. Tuğrul Atasoy

Sait Faik: İnsanın olumsuz özelliklerini görsek de insana güvenmek zorundayız

sait_faikSait Faik’in insana bakışı

Sait Faik insan sevgisiyle örülmüş öyküler yazdı. Öykülerinde kimi zaman insanın güldürücü yanlarını da yakalayıp okuyucuya verdi. Zaman zaman öykülerinde yaşamdaki yalnızlıkları duyurdu. Havada Bulut’ta, Yorgiya’nın Mahallesi’nde, “Her yerde belki yaşamadan yaşadım” diyerek bunu yansıtır. Toplumsal sıkıntılarla ilgili kaygısını da çokça dile getirdi. Zaman zaman aşırı belirlemeler gibi görünse de, hep insanlığın bugününün ve geleceğinin tedirginliğini yaşadı. Son kuşlar kitabının aynı adlı öyküsündeki şu cümle belki de en iyi biçimde onun insanlıkla ilgili kaygılarını yansıtıyordu:“Bizim için değil ama, çocuklar için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikâyesi.”

Devamı…Sait Faik: İnsanın olumsuz özelliklerini görsek de insana güvenmek zorundayız

İnsanın iyi tarafını bulmağa ondan istifade etmeğe mahkumuz, mecburuz | Sait Faik’in insana bakışı

sait_faikSait Faik insan sevgisiyle örülmüş öyküler yazdı. Öykülerinde kimi zaman insanın güldürücü yanlarını da yakalayıp okuyucuya verdi. Zaman zaman öykülerinde yaşamdaki yalnızlıkları duyurdu. Havada Bulut’ta, Yorgiya’nın Mahallesi’nde, “Her yerde belki yaşamadan yaşadım” diyerek bunu yansıtır. Toplumsal sıkıntılarla ilgili kaygısını da çokça dile getirdi. Zaman zaman aşırı belirlemeler gibi görünse de, hep insanlığın bugününün ve geleceğinin tedirginliğini yaşadı. Son kuşlar kitabının aynı adlı öyküsündeki şu cümle belki de en iyi biçimde onun insanlıkla ilgili kaygılarını yansıtıyordu:“Bizim için değil ama, çocuklar için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikâyesi.”

Devamı…İnsanın iyi tarafını bulmağa ondan istifade etmeğe mahkumuz, mecburuz | Sait Faik’in insana bakışı

Muazzez İlmiye Çığ İle Yapılmış Bir Söyleşi: Sümer’den Tevrat’a, Tevrat’tan Kuran’a Söylenceler

bilim ve gelecekSümerliler günümüzden hemen hemen 6 bin yıl önce Mezopotamya’ya yerleşmiş büyük bir uygarlık. Yazıyı ilk kez kullanan Sümerliler önceleri taşlar üzerine resim şeklinde yazmışlar, daha sonra Dicle ve Fırat Nehirleri’nin getirdiği kil üzerine yazılarını geçirmişler. Yumuşak kil üzerinde biçimi değişen Sümer yazısı, çizgileri çiviyi andırdığı için çiviyazısı şeklinde anılmaya başlanmış. Çiviyazılı on binlerce tablet, Mezopotamya’da, Anadolu’da ve Suriye’de yapılan kazılarla ortaya çıkarılmış. Bu yazılar okunmuş, çözülmüş, yorumlanmış. Büyük bir sabır ve titizlikle bu tabletlerin peşine düşmüş değerli Sümerologlarımızdan Muazzez İlmiye Çığ, üç büyük dinin Sümer söylencelerindeki benzerliklerini ortaya çıkarmış. Bu çok önemli bulguları yıllardır her fırsatta yazan, anlatan yüzyılımızın  Muazzez İlmiye Çığ ile Bilim ve Gelecek dergisinden Ruken Kızıler’in yaptığı söyleşiyi aşağıdan okuyabilirsiniz.  

Devamı…Muazzez İlmiye Çığ İle Yapılmış Bir Söyleşi: Sümer’den Tevrat’a, Tevrat’tan Kuran’a Söylenceler

Büyü, Cincilik ve Tıp, İnsanlık Tarihinde Ruh İnancının Ortaya Çıkışı – Bertrand Russell

Kör inançların çoğu Hıristiyanlık öncesi çağlardan kalmaydı ama, çok yakın zamanlara dek bütün Kilise yetkilileri bunları savunmakta direndiler. Papazların yazılarındaki “cinler”, Hıristiyanlığın yayılmasıyla büyük bir öfkeye kapıldıkları düşünülen pagan tanrıları anlamına gelir. İlk Hıristiyanlar Olimpos’lu tanrıların varlığını hiç bir zaman yadsımamakla birlikte onları şeytanın uşakları olarak düşünmüşlerdi. Kutsal nesnelere inanç çoğunlukla değişmeden sürer gider. Örneğin, Palermo’ daki St. Rosalia’nın kemiklerinin çağlar boyunca birçok hastalıkları iyileştirdiği görülmüş; ama saygısız bir anatomi bilgini ortaya çıkıp bunların bir keçinin kemiklerini olduğunu açığa vuruvermiştir. İyileştiren “mucizeler” de yok değildir şüphesiz, ama bilimsel olmayan bir ortamda gerçek, masallarla abartılır, bu yolla iyileştirilebilecek isterik hastalıklarla hekimliğin konusu olan hastalıklar arasındaki ayrım ortadan silinir.

Devamı…Büyü, Cincilik ve Tıp, İnsanlık Tarihinde Ruh İnancının Ortaya Çıkışı – Bertrand Russell

İnsanlar Neden Saçma Şeylere İnanır? | Sahte Bilim, Batıl İnanç ve Sapmalar – Michael Shermer

Dinlerin, mistisizmin, tinselciliğin, Yeni Çağ hareketinin ve EDA ile psişik güçlere olan inancın arkasındaki itici güçlerden biri, maddi dünyayı aşma, şu anın ötesine adım atma ve görünmeyenin içinden duyuların ötesindeki diğer dünyaya geçme isteğidir. Ama bu diğer dünya nerededir ve oraya nasıl geçeriz? Hakkında kesinlikle hiç bir şey bilmediğimiz bir yerin cazibesi nedir? Ölüm, sâdece bu diğer tarafa geçiş midir?
İnananlar, perithanatik ya da ölüme yakın olma deneyimi (ÖYOD) denen bir olgu yoluyla diğer taraf hakkında bir şey bildiğimizi iddia etmektedirler. Açıkçası, ölümle yakın bir karşılaşmadan sonra bâzı bireylerin deneyimleri, bir çok insanı ölümden sonra yaşam olduğuna ya da ölümün hoş bir deneyim olduğuna veya her ikisine inanmaya yönledirecek kadar benzerdir. Olgu, 1975’te Raymond Moody’nin “Yaşamdan Sonraki Yaşam” adlı kitabının yayınlanmasıyla popüler oldu ve başkalarından gelen onaylayıcı kanıtlarla doğrulandı.

Devamı…İnsanlar Neden Saçma Şeylere İnanır? | Sahte Bilim, Batıl İnanç ve Sapmalar – Michael Shermer

Önyargıların bilimle desteklenmesi | Irkçılık, Zeka Testleri ve Psikoloji – Alâeddin Şenel

1905 yılında, Fransa’da Alfred Binet ile Theodore Simon, zekâ düzeyini ölçecek testler geliştirdiler. Günümüze kadar uygulanagelen ve Binet-Simon adıyla anılan bu testler, yaş gruplarına göre hazırlanmıştı. Binet, 1908 yılında, yaş grubunun sorularının yüzde yetmiş beşini yanıtlayanların o yaşın zekâsında, azını yanıtlayanların, yaşının zekâsının altında, daha fazlasını yanıtlayanların üstünde olduğunu söyleyerek “zekâ yaşı” kavramı ortaya attı. Bu testleri hazırlayanlar, çevresel etmenlerin zekâyı etkilediğini kabul ederek, testlerin benzer çevrelerde yetişmiş kimselere uygulandığı durumda bile, geçerliliklerinin kesin olmayacağı yolundaki uyarıları, zekânın kalıtsal olduğu inancının ağır basmasından dolayı dinlenmedi.

Devamı…Önyargıların bilimle desteklenmesi | Irkçılık, Zeka Testleri ve Psikoloji – Alâeddin Şenel

Türlerin Kökeni nasıl yazıldı?, Darwin devrimi nasıl algılandı? – Prof. Dr.Cemal Yıldırım

Dinsel törenlerde her zaman ustaca başvurduğu yöntemle konuşmasının etkisini yükseltmek, karşı tarafa ölüm darbesini vurmak için Huxley’e döner, alaycı bir gülümsemeyle şu soruyu yöneltmekten kendini alamaz: «Şimdi öğrenmek istiyorum, sizin maymunla akrabalığınız anne tarafından mı, yoksa baba tarafından mı?» Konuşmak niyetinde olmayan Huxley artık sessiz kalamazdı, Piskoposa ağzının payını vermek fırsatı doğmuştu. Yavaşça yerinden doğrulur, sakin, kararlı bir ifadeyle, «Maymunla şu ya da bu yoldan akraba olmayı düşürücü bulmuyorum. Beni asıl utandıran şey, söz söyleme ustalığıyla gerçeği saptıran biriyle şu anda karşı karşıya kalmış olmamdır.»

Devamı…Türlerin Kökeni nasıl yazıldı?, Darwin devrimi nasıl algılandı? – Prof. Dr.Cemal Yıldırım

Evrim Kuramının Bilimsel Konumu | Darwincilik yıkıldı mı? – Julian HUKLEY

Darwin’in başyapıtı, Türlerin Kökeni, iki temel noktayı kapsamaktadır. Bunlardan biri türlerin değişmezliği öğretisine ilişkindir. Darwin çok sayı ve çeşitte olgusal kanıtlar getirerek, kilisenin resmi görüşünü de yansıtan o yerleşik öğretinin dayanaksız olduğunu gösterir. Belli doğa olgularını açıklama bir evrim kuramı oluşturmayı gerektirmekteydi. Canlı dünyada, sürekli yeni türlere yol açan ama yavaş giden değişim genel kuraldı.
İkinci nokta, Darwin’in “Doğal Seleksiyon” dediği evrim sürecinin düzeneğine ilişkindir. Buna göre, tüm ereksel görünümüne karşın, canlıların evrimi doğrudan ve de yalın bir biçimde hiçbir amaç içermeyen mekanik terimlerle açıklanabilirdi.

Devamı…Evrim Kuramının Bilimsel Konumu | Darwincilik yıkıldı mı? – Julian HUKLEY

Dört yüzyıl ileriye bakmayı başarmış bir deha: Leonardo Da Vinci ve Makineleri

Leonardo, 1499’da şehir Fransızlar tarafından alınıncaya kadar 17 yıl boyunca Milano Dükü için çalıştı. Dük için sadece resim ve heykeller yapmak, festivaller organize etmekle uğraşmadı, aynı zamanda bina, makine ve silah tasarımları yaptı. 1485 – 1490 yıllarında doğa, mekanik, geometri, uçan makinelerin yanı sıra, kilise, kale ve kanal yapımı gibi mimari yapılar ile ilgilendi, anatomi çalışmaları yaptı, öğrenciler yetiştirdi. 1490 – 1495 yıllarında çalışmalarını ve çizimlerini deftere kaydetme alışkanlığı geliştirdi. 1499’da Milano’yu terkeden ve yeni bir koruyucu (hami) aramaya başlayan Leonardo, 16 yıl boyunca İtalya’da seyahat etti. Pek çok kişi için çalıştı, İlgi alanı geniş olmasından dolayı çoğu eserini yarım bıraktı. İnsanlık tarihinin en iyi resimlerinden birisi kabul edilen Mona Lisa’yı  tamamladıktan sonra hiç yanından ayırmadığı, tüm seyahatlerinde yanında taşıdığı rivayet edilir.  Jorge Angel Livraga’nın  “Atlantik Kodeksi” işığında kaleme aldığı makeleyi aşağıdan okuyabilirsiniz.

Devamı…Dört yüzyıl ileriye bakmayı başarmış bir deha: Leonardo Da Vinci ve Makineleri

İnsan Ailesinin Biyokültürel Evrimi | İnsan ailesi öncesinde ne vardı? – Metin Özbek

Yeryüzünde 65-70 milyon yıl öncesinden itibaren başlayan başdöndürücü evrimsel süreç aşağı yukarı 20-25 milyon yıl öncesinden itibaren hominoid (insanımsı) adı verilen yepyeni bir üst ailenin tarih sahnesine çıkmasıyla beraber heyecanlı bir dönemece girmiştir. Aslında bu üst aile, bizi de yakından ilgilendirmektedir. Çünkü insan ailesiyle (hominid) iri primat ailesi (pongid) bu üst aile içinde toplanır. İnsan ailesinin oluşum biçimi ve bu oluşumda rol oynayan koşulları daha iyi anlayabilmemiz açısından insan ailesi öncesinde ne olup bittiğini bilmemiz Çok önemlidir. Gerek insan, gerekse iri primat ailelerinin evrimsel potansiyelini bünyesinde taşıyan ortak atasal formla temsil edilen hominoid üst ailesi zaman ve mekân içinde nasıl bir dağılım gösteriyordu? Bu amaçla zaman tüneline girerek miyosen cağın başlangıcına kadar gidelim. Zamanımızdan aşağı yukarı 25 milyon yıl önce başlayan ve 5,5 milyon yıl önce de sona eren miyosen çağı sadece biz insanoğlu için değil, aynı zamanda goril, şempanze, orangutan gibi iri primatların ait olduğu ailenin de kaderini belirleyen kritik bir zaman dilimidir (Kottak, 1997). İnsan ve iri primat ailelerinin ortak yazgısı bundan aşağı yukarı 25-30 milyon yıl önce başlamış bulunmaktadır (Relethford 1990; Tattersall, 1995).

Devamı…İnsan Ailesinin Biyokültürel Evrimi | İnsan ailesi öncesinde ne vardı? – Metin Özbek

Elektriğin unutulmuş babası, eksantrik dâhi Nikola Tesla’nın izinde

Elektrik üzerine yaptığı sayısız mucizevî deneyler ve buluşlardan ötürü ‘elektriğin tanrısı’ ya da ‘elektrotanrı’ lakabıyla anılan Nikola Tesla papaz babanın, okuma yazma bilmemesine karşın halk arasında pratik ev gereçleri mucidi olarak bilinen bir annenin oğlu olarak doğdu. Babası her zaman papaz olmasını iste de O, annesinin isteğine uyarak mühendislik okudu. Dünyadaki bilim ve teknoloji yapısını tam anlamıyla ‘kökünden’ değiştirebilecek birçok ‘kullanılan ve kullanılmayan’ deneye/buluşa da imza atmasına rağmen, ders kitaplarında adı nadiren geçmesi onun Florasan lambayı, neon ışıklarını, hızölçeri, otomobillerdeki ateşleme sistemini, radarın temellerini, elektron mikroskobunu ve mikrodalga fırını icat ettiği gerçeğini değiştirmedi. Edison ile süren  bilimsel mücadelesini özellikle ‘elektriğin kablosuz taşınabilmesi’ gibi bir mucizevî  buluşu ile benzersiz bir mucit olduğunu kanıtladı. 7 Ocak 1943 yılında patentini aldığı 700 buluş ile en çok patent sahibi olan kişi olarak bilim tarihine geçti.

Devamı…Elektriğin unutulmuş babası, eksantrik dâhi Nikola Tesla’nın izinde

Ender Helvacıoğlu: “Hukuktan umudumuzu kestik. On gram mantık, bir gram vicdan…”

Baha’ların davasının iddianamesinde suç delili olarak gösterilenler gerçekten suçsa/ Türkiye nüfusunun en az yarısını da tutuklamak gerekir. Ama zaten böyle iddianameler bunun için yazılıyor, böyle davalar bunun için açılıyor, böyle düzmece örgütler bunun için kuruluyor… Türkiye’yi kocaman bir F tipi cezaevine çevirmek için! Bakalım hâkimler bu faşizan uygulamanın aracı olmaya devam edecekler mi? On gram mantıkları ve bir gram vicdanları kalmış mı kalmamış mı?

Devamı…Ender Helvacıoğlu: “Hukuktan umudumuzu kestik. On gram mantık, bir gram vicdan…”

Louıs Pasteur: Sıradan bir öğrenciden büyük bir bilim adamına | Dünyayı Değiştiren Deneyler

Pasteur, kimyager ve daha sonra bakteriyolog olarak görev yaptığı süre boyunca, tıbbın ilerlemesine büyük katkılarda bulundu. Tıp doktoru olmadığı için, 1800’lü yılların Tıp’çıları teorilerine karşı çıkmalarına rağmen çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Bakterilerin ya da mikropların gerçekten var olduklarına inananarak, kendi bildiği yöntemle yaptığı işe ve araştırmalara devam etti. Başkalarının söyledikleriyle değil, kendi doğrularıyla yaşayan ve sezgilerine güvenen bir bilim insanı olan Louis Pasteur, fermantasyon (mayalanma) sırasında meydana gelen bakterileri bularak tıp bilimine yepyeni ufuklar açtı.  Birçok hastalığın nedenlerinin keşfi konusunda büyük aşamalara önayak oldu. Havadaki mikropları da keşfederek antibiyotikler konusundaki çalışmalara ışık tuttu.  Kuduz, Şarbon gibi çok tehlikeli hastalığın dehşetinden insanlığı kurtardı.  Bilim tarihinde pek az  kişi, Pasteur ölçüsünde insan yaşamım doğrudan etkileyen buluşlar ortaya koymuş olsa da 1895 yılında hayata gözlerini yumduğu güne kadar son derece alçak gönüllü, gösterişsiz ve sade bir yaşam sürdürdü.

Devamı…Louıs Pasteur: Sıradan bir öğrenciden büyük bir bilim adamına | Dünyayı Değiştiren Deneyler

Ünlü bilimadamı Stephen Hawking, “Evreni Tanrı yaratmadı” dedi ve tartışma başladı

Geçmişte bir yaratıcıya inanmanın, bilimle çelişmeyeceğini savunan İngiliz fizikçi ve evrenbilimci Stephen Hawking, yeni kitabında ‘Evren’in var olması için Tanrı’ya gerek olmadığını’ öne sürdü. Stephen Hawking’in Amerikalı fizikçi Leonard Mlodinow ile birlikte yazdığı ve 9 Eylül’de piyasaya çıkacak olan “The Grand Design” (Büyük Tasarım) isimli kitaptan bazı bölümler, Times gazetesinin bilim ekinde yayımlandı. Bu bölümlerde: “Yerçekimi kanununun varlığı, Evren’in kendisini yoktan var etmesine olanak tanıyor. Evren’in ve bizim var olma nedenimiz ‘kendi kendini yaratmadır’. Tanrı’nın fitili ateşleyip Evren’i harekete geçirmesine gerek yok” deniliyor. Hawking “Big Bang’in anlaşılamaz bir olay dolayısıyla Tanrı’nın bir mucizesi değil, fizik kurallarının kaçınılmaz bir sonucu” olduğunu belirttiyor.

Devamı…Ünlü bilimadamı Stephen Hawking, “Evreni Tanrı yaratmadı” dedi ve tartışma başladı