Kafka: Benim olan herşey benden uzaklaşmış gibi

Altıbuçuğa dek fabrikada sonuçsuz olarak ve her zamanki gibi çalıştım, yazdırdım, dinledim, yazdım. Aynı anlamsız doygunluk duygusu sonra da. Başağrısı, kötü uyku. Sürekli ve yoğun çalışma durumlarında yetersiz kalıyorum. Açık havaya da çok az çıkmaktayım. Bütün bunlara karşın yeni bir öyküye başladım, eskileri bozmaktan korkuyordum. Dört ya da beş öykü, şu an arka ayaklan üzerinde dikilmiş önümde durmaktalar, tıpkı gösterinin başlangıcındaki sirk patronu Schumann’ın önünde dikilen atlar gibi.*

3 – Ağustos – 1917
Bir kez daha avazım çıktığı kadar bağırdım dünyanın içine. Sonra ağzıma bir tıkaç tıkıp, ellerimi, ayaklarımı ve gözlerimi bağladılar. Birkaç kez ileri geri yuvarlatıldım, birkaç kez beni ayağa dikip sonra tekmelerle alaşağı ettiler, bacaklarımı hızla büküp beni acı içinde sıçrattılar; bir an için sessizce uzanmama izin verdiler ancak beklemediğim bir anda derinlerime dek işleyen sivri bir şeyle oramdan buramdan şişlediler.
Yıllardır büyük dörtyol ağzında oturmaktayım, ama yarın, yeni İmparator geleceğinden, yerimi bırakmayı düşünüyorum. Eğilimim olmadığı gibi ilke nedeniyle de çevremde olan bitenle hiç ilgilenmem. Uzun süredir dilenmeyi de bıraktım; gelip geçen eskiler, bağlılık ve dostluk duygularından kalma alışkanlıkları nedeniyle bana birşeyler veriyorlar ve yeni gelenler de onları örneksiyorlar. Yanımda bir sepet var ve herkes uygun gördüğünce birşeyler atıyor içine. Ancak bu nedenle olacak, kimseyle ilgilenmediğimden, caddenin hayhuyu ve anlamsızlığı içinde dünyaya bakışımı, iç dinginliğimi koruyorum, herkeslerden daha iyi anlıyorum beni ilgilendiren şeyleri, durumumu ve hak ettiğim sonu. Bu konular tartışılmaya gelmez, burada önemli olan, kendi görüşümdür. İşte bu nedenledir ki doğal olarak beni çok iyi tanıyan, aynı doğallıkla hiç ayırdına varmamış olduğum bir polis yanımda durup da “Yarın İmparator gelecek; buralarda olmamaya bak,” dediğinde “Kaç yaşındasın?” sorusuyla yanıtladım onu.

Akbaba

Bir akbaba vardı, ayaklarımı gagalıyordu. Çizme ve çoraplarımı didik didik etmiş, sıra ayaklarıma gelmişti. Durup dinlenmeden gagalıyordu; arada bir havalanıp çevremde tedirgin dolanıyor, sonra yine çalışmasını sürdürüyordu. Derken bir Bay geçti karşıdan, bir vakit durumu izledi, sonra niçin akbabaya ses çıkarmadığımı sordu.
“Ne yapabilirim ki!” dedim. “Geldi ve gagalamaya başladı; kuşkusuz ilkin kovmak istedim, hatta boğacak oldum kendisini; ancak böyle bir hayvanın gücüne diyecek yok.

Baktım hemen suratıma atlayacak, ben de ayaklarımı gözden çıkarmayı uygun buldum; artık didik didik edilmelerine de bir şey kalmadı.”

“Vallahi bilmem ki neden bunca işkenceye katlanıyorsunuz!” dedi Bay.
“Bir kurşun akbabanın işini görür hemen.”
– “Ya?” diye sordum ben. “Peki bunu siz yapar mısınız?”
– “Hayhay!” dedi Bay.
“Yalnız eve kadar gideyim de silahımı alıp geleyim. Bir yarım saat daha bekleyebilir misiniz?”
– “Bilmem,” diye yanıtladım ben ve bir süre acıdan kaskatı kesildim, ardından dedim ki:

“Ne olur, siz gene bir deneyin!”
– “Peki, peki!” dedi Bay. “Bir koşu gider gelirim.”

Biz konuşurken, akbaba gözlerini bir Bay’a, bir bana çevirmiş, sessiz sakin bizi dinlemişti. Şimdi görüyordum ki, bütün söylenenleri anlamıştı; ansızın havalandı,hız almak için alabildiğine geriye kaykılıp usta bir mızrak atıcısı gibi gagasını ağzımdan içeri daldırdı, derinlere gömdü.

Ben sırtüstü yıkılırken, onun tüm çukurları dolduran, tüm kıyılardan taşan kanımın içinde kurtuluşsuz boğulup gittiğini görerek rahatladım.

Franz Kafka

Kızılderili Olma İsteği
Bir kızılderili olsa insan.
Koşan bir at üzerinde boşlukta eğilmiş,
titreyip duran yer üzerinde kısa sürelerle aralıksız titreyip dursa,
üzengilerden çekse ayağını, yani üzengi diye bir şey olmasa,
dizginleri atsa elinden, yani dizgin diye bir şey olmasa
ve önünde uzanan araziye dümdüz biçilmiş bir kır gözüyle baksa
ve derken atın bir boynu ve bir başı olduğunu anımsasa.

F. Kafka

Prometheus ve dört söylence

Prometheus’tan söz eden dört söylence bulunuyor elimizde: Birincisine göre, Prometheus, tanrılara ihanet ederek sırlarını insanlara ilettiği için Kafkas dağlarındaki kayalıklara kıskıvrak zincirlenmiştir ve tanrıların yolladığı kartallar tarafından karaciğeri yenmektedir; ama Prometheus’un ciğeri yendikçe büyümekte, büyüdükçe yine kartallara yem olmaktadır.
İkinci söylenceye göre, Prometheus, kartalların acımasız gagalamasının acısıyla, zincirlendiği kayaların giderek daha içerisine gömülmüş, sonunda kendisi de bir kaya parçasına dönüşmüştür.
Üçüncü söylenceye göre, Prometheus’un tanrılara ihaneti aradan geçen binyıllar içinde unutulmuş, kartallar unutmuş, Prometheus’un kendisi unutmuştur.
Söylencenin dördüncüsüne göre, anlamını yitirip havada kalan olaydan bezilmiş, tanrılar bezmiş, kartallar bezmiş, yara bezgin, kapanmıştır.
Kala kala geriye açıklanamayan kayalar kalmıştır.- Söylence, açıklanamayanı açıklamaya uğraşıyor. Bir gerçeklik temelinden çıkıp geldiği için, yine ister istemez açıklanamaz’da sonlanacaktır.

Franz Kafka


Kafka’nın en mutlu günleri
Franz Kafka, tüberküloz belirtileri göstermesi üzerine kızkardeşi Ottla Kafka’nın, Kafka’nın deyimiyle biricik kızkardeşi Ottilie’nin yanına kalmaya gitti. 1917 yılının sonlarından, ertesi yıl Haziran ayına kadar, Prag’ın kuzeybatisinda Zürau’da kızkardeşiyle yaşayan Kafka, kendi söylediği kadarıyla hayatının en mutlu günlerini burada yaşadı.

Gürültüye karşı aşırı duyarlı, sosyal fobileri olan, verem olmuş ve son derece kırılgan, içe kapanık Kafka, burada enerjik, huzurlu, dingin ve son derece esprili haliyle çevresine neşe verdi. Yeryüzünde belki de en sevdiği kişi olan [kızkardeşi Ottla] ile burada geçirdiği birkaç ay sırasında, pek popüler olmayan kitabı Mavi Oktav Defteri’ni yazdı. Bu kitapta, çeşitli sözler, metin fragmanları ve skeç çizimlerini toplamıştı.

“Her insan içinde bir oda taşır… Diyelim ki gecedir, dört bir yanda sessizlik hüküm sürerken biri seri adımlarla ilerlemektedir; bir kulak kabartan çıkarsa, duvara tam tutturulmamış bir aynanın takırdamasını işitebilir…”

Böylece, Kafka’nın mutlu günleri sekiz ay sürmüş oldu. Yaşamının en mutlu sekiz ayını geçirdiği bu dönem sonrasında Kafka Prag’a döndü. Hezeyanlar içinde, Avusturya’da tamamlanacak ömrünü tüketmek üzere…

Kızkardeşi ise, Kafka’nın tersine, olabildiğince mutlu olmaya çalışan bir kadındı. Kafka’nın yıllar içinde gönderdiği sayısız mektubu, fotoğrafları ve çizimleri saklayan kızkardeşi Ottla ise, güzel bir beraberliği bulunan kocası Josef David’den bir Nazi kampında alıkoyulmak için alınınca ayrıldı. Bohemia’nın kuzeyindeki Terezin kampındayken, Ottla, Nazilerin bir tren dolusu çocuğu başka bir yere nakledeceklerini öğrenince, çocuklara eşlik edip onları yalnız bırakmamak için gönüllü oldu. Böylece 1.260 Yahudi çocuk ve aralarında Ottla’nın da olduğu 56 bakıcı trene bindi. Varılacak yer Auschwitz kampıydı, ve tren kampa vardığı gün, hepsi gaz odalarında katledildi.

1924 yılında hayatını kaybetmiş olan Franz Kafka, kızkardeşinin başına gelecekleri bilmeden gitmişti. Arkalarında ise, Kafka’nın kızkardeşiyle gülümserken poz verdiği belki de tek gülümsediği anları gösteren fotoğraflar kaldı.**

*Kafkanın güncesinden
**Futuristika

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Aydın metalaşmasına karşı ‘biraz daha ışık’! – Prof. Dr. İzzettin Önder

“Biraz daha ışık”! Ampullerin bu denli yaygınlaştığı bir ortamda, daha fazla ışık istemenin anlamı, ünlü Alman entellektüeli ve şairi Goethe’yi...

Kapat