İKİ GÖÇ BİR TÜRKÜ: “DEUTSCHE FREUNDE” – ELİF YALAZ

“Biz işçileri çağırdık ama gelenler insandı.”

Yıllar önce Türkiye’den Almanya’ya gerçekleşen göçü anlatmaya Max Frisch’in bu çok bilinen sözü ile başlanır çoğu zaman.

 Münih istasyonuna gideno  trenler sadece dönemi için değil, hala süregelen gurbet öykülerini yazmak için hareket ediyordu Sirkeci Garı’ndan. Bugün ise Almanya’da sanat, siyaset, akademi dünyasında varlığını güçlü bir biçimde hissettiren son nesil ve yeni dalga göçmenlerin yolları birinci neslin temizlediği sokaklarda, muhit edindikleri köşe başlarında kesişiyor…  Hangi ülkeden gelirse gelsin, misafir işçilerinin izi duruyor neredeyse Almanya’nın her sokağında.

Hem o aileden, hem de dönemin göçmen müziğinin ilk temsilcilerinden biri Ata Canani… Otuz küsur yıl önce, Almanya’daki göçmenliği anlattığı gurbet şarkısı “Deutsche Freunde” ile tanıyoruz kendisini. Şarkı, Almanya’da yaşayan yeni nesil göçmen Türkiyeli gençler tarafından tekrar gün yüzüne çıkarıldı. Canani’ye yıllar sonra şarkısına gelen bu ilgi sorulduğunda şöyle yanıt veriyor:

“Çünkü yaşadım; yaşadığım şeylerin türküsünü yapıyorum.”

Elektro Hafız ise İstanbul’da doğup büyüyen, daha sonra Almanya’ya yerleşen bir müzisyen. Elektro Hafız, Ozan Ata Canani’nin “Deutsche Freunde” şarkısını yıllar sonra kendi tarzıyla yorumluyor.

”Deutsche Freunde”yi  yıllar sonra tekrar yorumlamak istemesinin nedenini ise Almanya’da yaşayan yabancıların hala benzer zorlukları ve sıkıntıları yaşıyor olması olarak açıklıyor.

”Sözlerin içeriği hala geçerliydi”

Almanya´ya taşındıktan sonra elektro bağlama enstrümanının hakim olduğu “Elektro Hafız” adli projemi hayata geçirdim. İlk albümümü hazırlama aşamasında birgün Youtube ´da gezinirken “Deutsche Freunde”ye rastladım. Ve çok ilgimi çekti.  Anadolu aksanı ile söylenen Almanca bir türkü… Sözlerin içeriği, hala geçerli olan, misafir işçilerin sıkıntıları ve çektikleri zorluklar.

Almanya yabancıların geri dönmesi için hala teşvik kampanyaları yapıyor. Yani, “eski hurda makineler çöpe” gibi. Almanya’nın yabancı politikası rahatsız edici. Mesela ben buraya gelirken birçok formaliteyi aşmam gerekiyordu. Almanya’da iş bulma dairesi vardır, oraya başvuru yapabilirsiniz örneğin. Fakat eğer bir iş boş ise önce Alman vatandaşları alınır. Sonra diğer EU vatandaşları… Sonra, Türkiye’den ve diğer Ortadoğu ülkelerinden gelenler alınır işe. Aynı kitapçıkta şu yazar : “Almanya’da ayrımcılık yoktur . Rastlarsanız şu numarayı arayın.” Zaten en başta devletin kendisi yapıyor yukarıda verdiğim örnekle ayrımcılığı…  Ayrıca, tren istasyonlarında “yabancılar dışarı” diye bağıranlar… Hala her şey aynı.

Ata Canani de tıpkı Elektro hafız gibi, Almanya’da yaşayan göçmenlere sürekli ”entegrasyon sorunu” yaratan insanlar imajı verildiğine, oysa bunun karşılıklı çözülmesi gereken bir sorun olduğuna dikkat çekiyor. Canani, her şeye rağmen yeni neslin kendilerini sahiplendiğini ve onlardan umutlu olduğunu anlatıyor. 

”Burada insanlar para kazandı. Ama çok yoruldu”

Entegrasyon, karşılıklı bir sorun. Tek başına entegre edilemez iki ayrı kültür. Duvarlarda “Türkler dışarı” yazısı okuduğunuz bir yerde çok samimi değil entegrasyon sorununu konuşmak. Fakat şimdiki nesil öğreniyor, araştırıyor. Umutluyum Bu nesilden. Kendi geçmişlerini dışlamayıp araştırıyorlar burada büyüyen son nesil. Bizi sahipleniyorlar. Burada insanlar para kazandı, ama çok da yoruldular… Şarkıda da tamamen buraya gelen göçmenlerden bahsediyorum. Fakat şarkının ana temasını anlayabilmek için, Almanya’daki 70’li yılları bilmek gerekiyor.  Özellikle Gastarbeiter’ları  (misafir işçi) bilmek gerekiyor. 60’ların başında gelen ilk kafilenin neredeyse nesli tükenmek üzere.Şimdi “migranten”  yani göçmen diyorlar insanlara; o dönemlerde biz hiç öyle bir kelime duymazdık; bizim adımız “Gastarbeiter”dı. Biz birgün “zaten geri dönecek” misafir işçilerdik.  Şimdi de gerçi sadece isim değişti ama her şey aynı…

Sanatçı Canani’nin Almanya hikayesi diğer ikinci nesil göçmenlerle aynı. O, işin sanat yanına odaklanmış. Yaşadığı toplumsal bir derdi, misafir işçi olmayı müziği ile anlatmak istemiş. Almanca şarkı fikri ise verdiği bir konserde bir Alman’ın yanına gelmesi ile doğmuş…

”Deutsche Freunde” Alman siyasetine bir göndermeydi”

Şarkıda birinci jenerasyonun sorunlarını Almanlara anlatıyordum. Fakat birinci nesil benim ne demek istediğimi hiç anlamadı, gülüp geçtiler bana… “Deutsche Freunde” derken, Alman siyasetine bir gönderme yapıyordum aslında. Biz bunları yaşarken sizin keyfiniz yerinde, demek istiyordum bir taraftan…

Almanya’da 70’li yıllarda ekonomik kriz oldu. İşçi alımını durdurdular. Sonra misafir işçilere geldi sıra. “Bu işçiler artık gidebilirler.” tartışmaları başladı.  Ellerine biraz para tutuşturup gelen insanları geri yollamak istediler. Oysa gelen insanların burada bir hayat düzenleri oluşmuştu. Bu ülkeye çalışırken kolunu bacağını kaybetmiş, hastalanmış insanlar vardı mesela, onlar ne olacaktı? Gelenler tabii daha sonraları çocuklarını da getirdiler; çocuklar büyüdü. Fakat ülkeye bir anda emek veren göçmenler, neredeyse ülkeye sığdırılamaz hale geldi. biz de bu arada ”yabancı” olarak büyüyorduk. Birgün bir dergide bir başlık dikkatimi çekti: “İşçiler çağrıldı, gelenler insandı”. Bu başlık beni çok etkiledi. Sonra tabii araştırdım, Max Frisch’e aitti söz. Siz yeni yetme bir gençsiniz ve Discolarda, “Türkler giremez” yazıyor. Bu kötü bir duygu. Ben böyle bir dönemde müzik yapıyordum. Birgün konser sonrası bir Alman yanıma gelip, neden Almanca da yazmadığımı sordu. Böylece biz de sizi anlayabiliriz, dedi. Bunun üzerine düşünmemiştim o güne dek. Yabancı düşmanlığını çok yakından hissettiğim zamanlarda sormuştu bu soruyu o Alman arkadaş. Sonra derdimi bir de Almanca anlatmak istedim. Almanca yazmayı denedim. “Deutsche Freunde” şarkısı da işte böyle doğmuş oldu…

Elektro Hafız göçmenlik durumu ile ilgili başka bir konuya dikkat çekerek yeni dönem göçmenler ve eskiler arasındaki etkileşimsizliğe vurgu yapıyor. Ona göre yeniler, eskilerle pek de anlaşamıyor…

Benim gibi buraya sonradan gelenler, buradaki göçmenleri aşağılayarak onlarla çok da muhattap olmak istemiyorlar. Dönemin misafir işçilerinin çocuklarının, torunlarının yaptığı çok önemli işler var oysa. Yeni dalganın bunlardan haberi yok pek. Onlar için Mercedes’le gelip Euro ya da Nutella getiren basit kodlamalar var sadece. Bu kodlamaların değişmesi gerekiyor. Sayıca çok fazla önemli işler yapmış misafir işçi çocukları var dünya, Avrupa ya da Almanya çapında… Dj İpek, Yönetmen Fatih Akın, Sosyal Pedagog Ahmet Sinoplu , Müzisyen Küratör Tuncay Acar, İmran Ayata ve daha niceleri… Bir bakılmalı bu insanların kariyerlerine. Hepimizin, her milletin, kadının erkeğin eşit olduğunu anlatmaya çalışırız bizler oysa.

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz