FREUD: ÖLÜMDEN SONRA YAŞAMI ARZULAMAMIZ ÇOK ÇARPICI BİR GERÇEKTİR!

Çocukluktaki çaresizliğin dehşet verici izlenimi baba tarafından giderilen bir korunma -sevgi yoluyla korunma- gereksinimine yol açmıştı; ve bu çaresizliğin tüm yaşam boyu sürdüğünün bilinmesi, bir babanın -ama bu kez daha güçlü bir babanın- varlığına bağlı kalmayı gerekli kılmıştır. Böylelikle ilahi bir Tanrının iyiliksever egemenliği yaşam tehlikelerinden kaynaklanan korkumuzu bertaraf eder; ahlaki bir dünya düzeninin kurulması, insan uygarlığında büyük oranda düzeninin kurulması, büyük oranda göz ardı edilmiş olan adalet talebinin yerine getirilmesini garanti eder ve dünyadaki varlığımızın gelecekteki bir yaşamla sürmesi bu arzu doyumlarının gerçekleşeceği zaman ve mekân çerçevesini belirler.

Evrenin nasıl oluştuğu veya bedenle ruh arasındaki ilişkinin ne olduğu gibi insanı meraklandıran bilmecelerin yanıtları, bu sistemin temelinde yatan varsayımlarda uyum içinde geliştirilmişlerdir. Baba kompleksinden kaynaklanan -ve çocuğun hiçbir zaman tümüyle yenemediği- çocukluğa ait çalışmaların akıl alanından soyutlanıp evrensel kabul gören bir çözüme ulaştırılmaları bireyin ruhu için çok büyük bir rahatlık sağlar.

Bu düşüncelerin yanılsamalar olduğunu söylediğime göre bu sözcüğün anlamını da açıklamalıyım. Yanılsama, hata ile aynı şey değildir. Aristo’nun böceklerin gübreden oluştuğu biçimindeki (cahil insanların hala korudukları) inancı bir hataydı; bizden önceki hekim kuşağının frenginin aşırı cinsel faaliyetin sonucu olduğu biçimindeki inancı da bir hataydı. Bu hatalara yanılsama adını vermek doğru olmaz. Öte yanda Kolomb’un Hindistan’a ulaşan yeni bir deniz yolu bulduğunu sanması bir yanılsamaydı. Bu hatada Kolomb’un arzularının oynadığı rol çok açıktır. Hint-Alman ırkının uygarlık yaratabilecek tek ırk olduğu yolunda bazı milliyetçiler tarafından ileri sürülen iddia veya çocukların cinselliği bulunmayan yaratıklar olduğu biçimindeki psikanalizin çürüttüğü inanç birer yanılsama olarak tanımlanabilir. Yanılsamalar için niteleyici olan nokta, insan arzularından kaynaklanmalarıdır. Bu yönleriyle yanılsamalar psikiyatrik hezeyanlara yakın düşerler. Ama hezeyanların yapısının daha karmaşık olması bir yana, bir başka ayrım daha gösterirler. Hezeyanlar söz konusu olduğunda, gerçekle çelişki halinde olmalarının temel bir nokta olduğu vurgulanır. Yanılsamaların yalan olması gerekmez. Yani gerçekleştirilmeleri olanaksız veya gerçekle çelişkili değildirler. Örneğin orta sınıftan bir genç kız, bir prensin gelip kendisiyle evleneceği yanılsamasına sahip olabilir. Bu mümkündür ve az sayıda da olsa böyle şeyler gerçekleşmiştir. Ama, Mesih’in yeryüzüne inip altın bir çağ başlatması daha küçük bir olasılıktır. Bu inancın bir yanılsama olarak mı, yoksa, hezeyan benzeri bir şey olarak mı sınıflandırılması örneklerini bulmak kolay değildir, ancak simyacıların tüm madenlerin altına dönüştürülebileceği biçimindeki yanılsaması gerçekleşmiş bir yanılsama olabilir. Çok miktarda, mümkün olduğu kadar fazla miktarda altına sahip olma arzusunun, zenginliği belirleyen şeyler hakkındaki bugünkü bilgimiz tarafından epeyce küllendirilmiş olmasına rağmen kimya bilimi madenlerin nitelik değiştirerek altına dönüştürülmesinin artık olanaksız olmadığını kabul etmektedir. Dolayısıyla, güdülenmesinde arzu doyumu başlıca unsur olan inançlara yanılsama adını vermekteyiz. Böylelikle, tıpkı yanılsamanın doğrulanmayı hiç de değerli saymaması gibi, biz de onun gerçeklikle olan ilişkisini görmezlikten geliriz.

Tavrımızı bu şekilde ortaya koyduktan sonra, bir kez daha dinsel doktrinler sorununa dönebiliriz. Şimdi bu doktrinlerin tümünün birer yanılsama olduğunu ve kanıtlanamaz olduklarını tekrarlayabiliriz. Hiç kimse bunların gerçek olduğunu düşünmeye, bunlara inanmaya zorlanamaz. Bunların bazıları o kadar olasılık dışı, dünyanın gerçekliği hakkında çabalayarak keşfettiğimiz her şey de o kadar uyumsuzdurlar ki -psikolojik ayrımlara dikkat etmek koşuluyla- bunları hezeyanlarla karşılaştırabiliriz. Bunların çoğunun gerçeklik değeri konusunda bir yargıya varamayız, ispat edilmedikleri gibi çürütülemezler de. Bunlara eleştirel bir yaklaşımda bulunmak için halen bilgimiz yeterli değildir. Evrenin bilmecelerinin çözümü bizim incelemelerimizle çok yavaş olmaktadır; bugün bilimin yanıtlayamadığı birçok sorun vardır. Ama dışımızdaki gerçeklik hakkında bize bilgi verebilecek tek yol bilimsel çalışmadır. Sezgi ve iç gözlemden herhangi bir şey beklemek yalnızca bir yanılsamadır; sezgi ve iç gözlem bize zihinsel yaşamımızın yorumlanması güç ayrıntılardan başka bir şey veremez, dinsel doktrinin çok kolayca yanıt bulduğu sorunlar hakkında ise herhangi bir bilgi sunamaz. İnsanın kendi keyfi iradesinin yardıma gelip gene kendi kişisel düşüncesine göre dinsel sistemin şu veya bu bölümünün, daha az veya daha fazla kabul edilebilir olduğunu ilan etmesi küstahça bir şey olur. Bu tür sorunlar, bu şekilde davranılmayacak kadar ciddidirler; ya da kutsaldırlar da diyebiliriz.

Bu noktada bir itirazla karşılaşma beklenebilir: “Peki öyleyse en sert kuşkucular bile dinsel iddiaların mantık yoluyla çürütülemeyeceğini kabul ettiklerine göre, bunlara neden inanmayayım? Gelenek, insanlığın genel kabulü ve sağladıkları büyük huzur gibi birçok şey şu değerlerin safında yer alıyor.” Gerçekten neden inanılmasın? Hiç kimsenin inanmaya zorlanamayacağı gibi hiç kimse de inanmamaya zorlanamaz. Ama buna benzer tartışmaların bizi doğru düşünüş yoluna götürdükleri aldatmacasıyla kendimizi tatmin edemeyiz. Kabul edilmez özür diye bir şey varsa, bu işte odur. Cehalet cehalettir; cehaletten herhangi bir şeye inanma hakkı çıkarılamaz. Aklı başında hiçbir insan, diğer konularda bu derece sorumsuz davranmayacak veya görüşlerinin ve aldığı tavrın bu kadar zayıf bir temeli olmasına rıza göstermeyecektir. Aslında bunlar yalnızca, dinle olan bağlarını çoktan koparmış bir insanın dine hâlâ sıkı sıkıya bağlı olduğunu kendisine ve diğer insanlara gösterme çabalarıdır. Din sorunları söz konusu olduğunda, insanlar mümkün olan her türlü üçkâğıtçılığa ve entelektüel cambazlığa girişirler. Felsefeciler, özgün anlamlarından hiçbir iz kalmayıncaya kadar kelimelerin anlamını çekip uzatırlar. Kendileri için yarattıkları belirsiz bir soyutlamaya “tanrı” adını verir, bunu yaptıktan sonra da artık tüm dünyaya karşı tanrıcı (deist), Tanrıya inanç duyan kişi pozunu takınabilir ve hatta Tanrılarının arık dinsel doktrinlerin güçlü kişiliği olmayıp yalnızca zayıf bir gölge haline geldiğini kavramaksızın daha yüksek ve saf bir tanrı kavramını kabul etmeleriyle övünürler. Eleştirmenler, evren karşısında insanın duyduğu önemsizlik ve güçsüzlük duygusunu kabul eden herkesi “aşırı dindar” olarak -tanımlamakta ısrar ederler, oysa dinsel tavrın özünü oluşturan şey, bu önemsizlik ve güçsüzlük duygusu değil bunu izleyen aşama, bunlara çare bulmaya çalışan tepki aşamasıdır. Koca dünyada insanların oynadığı küçük rolü alçakgönüllülükle kabul edip daha aşırıya kaçmayan kişi, umulanın aksine sözcüğün gerçek anlamıyla dinsizdir.

Dinsel doktrinlerin gerçeklik değerini saptamak bu soruşturmanın alanı içine girmez. Bu doktrinleri psikolojik nitelikleri itibariyle yanılsamalar olarak kabul etmiş olmamız bizim için yeterlidir. Ama bu buluşumuzun, çoğu kişinin tümünden önemli olduğunu kabul edeceği soruna karşı, tavrımızı kuvvetli bir biçimde etkilediği gerçeğini de gizleyemeyiz. Dinsel doktrinlerin hangi dönemlerde ve ne türden insanlar tarafından yaratılmış olduklarını aşağı yukarı biliyoruz. Ek olarak buna yol açmış güdüleri de keşfedebilirsek din sorununa karşı tavrımızda dikkate değer bir değişiklik olacaktır. Dünyayı yaratan ve rahim ve rahman olan bir Tanrı mevcut olsaydı, evrenin ahlaki bir düzeni bulunsaydı ve ölümden sonra yaşam gerçek olsaydı ne kadar güzel olacağını kendi kendimize söyleyip duracağız; ama bütün bunların, gerçekliğini arzulamaya mecbur olduğumuz şeyler olması çok çarpıcı bir gerçektir. Zavallı, cahil ve ezilmiş atalarımızın evrenin bütün bu zor bilmecelerini çözmeyi başarabilmeleriyse daha da dikkate değer bir şey olurdu.

Sigmund Freud
Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları
Bir Yanılsamanın Geleceği
Çev. Aziz Yardımlı, İdea Yayınları

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz