BİR KİTABI İKİNCİ, ÜÇÜNCÜ KEZ OKUMANIN NEDENLERİ – CEMAL SÜREYA

İki Kez, Üç Kez

Kişinin bir kitabı ikinci, üçüncü kez okumasının nedenleri değişik oluyor. Ayrıca herkese göre de değişiyor bu. Birkaç kez okuduğum kitapları düşünüyorum. Bunların, bir bölüğüne gerçekten bir yapıtı yeniden edinme, onun daha derinlerine inme gereksinmesiyle yeniden yanaşmışım. Sözgelimi Dostoyevski’nin yapıtları böyle: Suç ve Ceza’yı iki, Karamazovlar’ı dört, Budala’yı iki kez okumuştum. Bunları yeniden okurken yazarın daha birinci kez okumadığım yapıtları da vardı. Sözgelimi Milli Eğitim klasiklerinde yayımlanan Ecinniler’i çok sonra okumuşumdur. Sonradan bu kitabın Varlık Yayınları’nda Cinler adıyla çıkan yeni çevirisini de okumadan edemedim. Karamazovlar’ı ikinci okuyuşumun nedeni ilk okuyuşumunun bilinçsiz olduğu kanısındandı. Üçüncü okuyuşumu ise 1955’te askerlik son yoklamalarının gelip çatışına borçluyum. Eskişehir’deydim. Hava Hastanesi’nin önünde sonsuz asker adayı “muayene” kuyrukları vardı. Kimi zaman bir kuyrukta öğleye ya da akşama dek bekliyor, ama bir türlü hekimin yanına varamıyordunuz. Oysa hekimle işiniz bir dakika bile sürmüyordu sonunda. Dahiliye için ayrı kuyruk, hariciye için, bevliye için ayrı kuyruk… O ara, kuyrukta beklerken bir şeyler okurum diye düşündüm. Üçüncü Karamazovlar serüvenim böyle başladı. Dördüncü kez Cem Yayınevi’ndeki yeni çeviri çekti beni. Bu kez büyük tat alamadım. Alışmıştım o eski çeviriye, onu arıyordum belki de.

Bir kitabı yeniden okuyuşumda çocukluktan kalma ve yoksunluğun doğurduğu bir geleneğin de payı olmuştur kuşkusuz. Yeni kitaplara uzanamadığımız için, ayrıca yeni kitaplar üstüne pek bir bilgimiz olmadığı için elimizdekileri döndüre döndüre okurduk. Kötü serüven romanlarını üst üste okuduğumu anımsıyorum. 1001 Roman’ları yüzlerce kez okumuştum. “Geceleri okumayınız” dizisinden Lastik Yüzlü Adam adlı polisiye bir kitabı her yaz bir kez okurdum. Cinsel duygulanma içinde olmak için piyasa aşk romanlarını yeniden yeniden elden geçirirdim.

Edebiyat beğenisiyle yeniden okuduğum kitaplarda, yazılarda da dipte hep başka bir kaygım olmuş galiba. Ya da geriye doğru baktığımda bunun böyle olduğunu görüyorum şimdi. Eliot’un Denemeler’ini ilk okuyuşumda ondaki yazarlık tavrı gözümü iyice almıştı. O kitabı bitirdikten sonra üst üste birkaç kez daha okudum. Bu kitap benim düzyazımı etkilemiş sanıyorum. Eskiden daha alaycı bir anlatımla yazardım. Giderek bu nitelik yazılarımdan eksilmeye başlamışsa bunda Eliot’un payı olmuştur. Üstelik Eliot’u da bütünüyle bilmem.

Sait Faik’in hemen bütün öykülerini birçok kez okumuşumdur. Özellikle öğrencilik yıllarımda tanımlayamadığım bir tat duyardım, boğazımda tuhaf bir kuruma olurdu onun öykülerini bitirince. İstrati’nin yapıtlarında da öyle olurdu. Oktay Akbal’ın ilk öykülerinde de aynı tadı duymuşumdur. Sait Faik’i Alemdağı’nda Var Bir Yılan’da bitirdim. O mu değişmişti, ben mi değişmiştim, pek sevemedim o kitabındaki öyküleri. Steinbeck’in 1955’lerde Varlık’ta yayımlanmış “Azize Kathy” adlı bir öyküsünü belki on beş kez okumuştum. Orhan Kemal’in Murtaza’sını ve Cemile’sini ikişer kez, daha çok beğendiğim halde Bereketli Topraklar Üstünde’sini bir kez okudum. Demek salt beğenme itisiyle okumuş değilim, beğendiğim ve yeniden okuduğum kitapları.

Şimdi bakıyorum, son on yıl içinde ikinci, üçüncü kez okuduğum kitapların sayısı azalmış. Sayabilirim de bunları: Kemal Bilbaşar’ın Cemo’sunu üç, Memo’sunu iki kez okudum; Ahmet Say’ın Kocakurt’unu iki kez okudum; Buyrukçu’yla birlikte Kabusname’yi iki üç kez okuduk (sokaklarda yürüyerek ve sesli olarak). Bu azalma neden? Yazarlık, okurluk tadını biraz köreltiyor belki de. Belki de kitaplar çoğaldı, okunacak kitaplar. Yazar kişi bir kitaba, n’olsa, profesyonel bir tavırla yaklaşıyor. Salt okur olmak gibi var mı?

Şiir ayrı elbet. Yeniden yeniden okunmak şiirin doğasıyla birlikte gelen bir şey. Bir şiir kitabını yüz kez okursunuz da, okudum demezsiniz. Ben burada düzyazıdan söz ediyorum. Daha çok da romandan.

Bir de tuhaf, eğlenceli kitaplar var. Gerçekte ciddi olarak kaleme alınmış olup da, sonuçta eğlenceli olan kitaplar. Ben en çok onları yinelemişim. Tek Çıkar Yol adlı bir kitabı belki kırk kez –her seferinde ayrı kişiyle, ona da göstermek amacıyla– okumuşumdur. Liman Lokantası müstahdemlerinden birinin yazdığı bir kitap var; “devri daim makinesi”ni bulduğunu anlatıyor. Belki on kez okudum onu. “Mesleki sapma”nın yarattığı bir tattır böyle kitapları okumak.

Lisede bir yaz tatilinde baş ve son sayfaları olmayan bir kitabı, nerden elime geçtiyse, iki kez okumuştum. Yıllar sonra öğrendim adını: Uyandırılmış Toprak.

28 Temmuz 1976
Cemal Süreya
Günübirlikler/Toplu Yazılar

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz