“Bir daha ölmek için doğmak ister mi insan?” Hüznün ağır işçisi, şiirin ustası; Metin Altıok

.

“Heybesinde yılan
İşaretleri,
Baldıran zehiri
Yüzüğünün içinde
Ve yanında
Kav taşıyan ben;
Tekinsizim size göre
İbret için yakılması gereken”

Yukarıda okuduğunuz sözcükleri sıralayan bir kahin değil, şairin kendisidir. Ve şair yazdığı şiirin önem ve anlamına uygun  şekilde 16 yıl önce bir çok aydınımızla birlikte “ibret için” Sivas’ta sekiz saat süren yarı resmi bir törenle yakılmıştı.
Metin Altıok 14 Mart 1941’de İzmir, Bergama’da doğdu. Çocukluğunu ve gençliğinin ilk dönemlerini geçirdiği Karşıyaka’da ilk, orta ve lise öğrenimini tamamladı. 1971’de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nden mezun oldu. 1976 yılında ilk şiir kitabı olan ‘Gezgin’i yayınlanıncaya kadar resimle uğraştı, kişisel resim sergileri açtı, karma sergilere katıldı. 1979 yılında öğretmenliğe başlayıp, Bingöl ve Karaman’da felsefe öğretmenliği yaptı.

Altıok kendini şiire adayan, şair olmanın günün tehlikesini bir sis çanı gibi duyurmak olduğunu vurgulayan bir şairdir. 13 Ocak 1991 tarihinde Cemal Süreya Şiir Ödülünü aldığı gün, “Ben hayatla tam anlamıyla karşı karşıyayım. Aydın olmak karşıt olmayı gerektirir. Aydın karşı koyan insandır, emir alan, boyun büken kafa sallayan insan değil,” diyordu. Metin ALTIOK 2 Temmuz 1993 yılında Sivas ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak otelinde yobazlar tarafından acımasızca katledilen 37 kişiden biridir. Bu toplu kıyımından yaralı olarak kurtulan tek kişi olmasına rağmen, komadan çıkamamış ve 9 Temmuz 1993 günü yaşamını yitirmiştir.
Metin Altıok Hüznün şairi ve işçisidir. Kendine has bir şiir dili ve sözcük bileşimleri vardır. Acı, hüzün yalnızlık, gezginlik, yerleşik yabancılık şiirlerinin ana temasını oluşturur.
Şiirlerinde en çok da yalnızlık, eller, yüz güvercin, kedi, ayna, rüzgâr, ilmik, gölge, gidiş, ahşap evler, yıldız, yangın, yol -yolcu- yolculuk, vb. sözcüklerini kullanır. Bu sözcüklere, bildiğimiz anlamlar dışında simgesel anlamlar yükler, şiiri bu sözcüklerin yüklendiği simgeler ile var eder zenginleştirir. Bazı şiirlerini resim yapar gibi biçimsel şekillerle ifade etmesi bulmacamsı bir tat verir. Kimi zaman içinden çıkılmaz sorular sorar okuyucuya. mesela “yeniden ölmek için doğmak ister mi insan?” gibi.

Metin Altıok, Kafka’nın bu topraklarda şair olmuş halidir. Henüz dinlemeyenler Piyanist Fazıl Say’ın derlediği Metin Altıok Oratoryumu  ‘ölmeden önce mutlaka dinlemesi gereken  eserler’ listemizde ön sıralarda olduğunu hatırlatmakta fayda var.

YERLEŞİK YABANCI

Kiminin dikenleri vardır
Katlanamaz üstüne.
Hep dikine durur
Delmemek için gövdesini.Kiminin yoktur bir tek kemiği,
Doğrulamaz ayaklarının üstünde.
Ona göre varsa yoksa kendisi,
Dürülüdür ütülü bir mendil gibi

Ben eğilmem gündüz ama
Geceleri kanatırım kendimi

Ben bir söz söylediğim zaman,
Kendine küçük bir pıtrak edinir.
Çok sürmez anlar başına geleceği,
Çarşılarda pazarlarda ondan selam kesilir.

Ben birini sevdiğim zaman
Göğünü durmadan genişletir.
Ama herkes rahattır kozasının içinde,
O sevgi artık kimsesizdir.

Ölsem ayıptır, sussam tehlikeli
Çok sevmeli öyleyse, çok söylemeli

……..
yeni ölmüş birinin gözlerini örter gibi,
siyah uzun saçlarından
usulca geçirdim üzgün elimi.

———-

Kimi zaman çocuğum
Bir müzik kutusu başucumda
Ve ayımın gözleri saydam.
Kimi zaman gardayım
Yanımda bavulum, yılgın ve ihtiyar.
Ne zaman bir dosta gitsem,
Evde yoklar. 
 

HANCERİN SAPI

Bekliyorum kaç zamandır;
Uykusuzum, sabırsızım.
Başımı acıtıyor
Geceleri yastığım.
Dilim kurumuş
Bir su yatağı,
Katı sözcüklerle
Dolu tozlu ağzım.
Bakıyorum eski
Fotoğraflara.
Hafız Burhan dinliyorum
Taş plaklardan.
Bir pencere çarpıyor
Viran yüreğimde,
Sıvalar dökülüyor
Pervazından.
Dörtnal giden
Ürkek bir attan
Düşüyorum da sanki,
Takılı kalıyor
Ayağım üzengiye.
Sürükleniyorum
Sirtüstü
Çalılar, dikenler içinde.
Mevsim kışa dönüyor,
Hizar sesleri geliyor
Dört bir yandan.
Odun taşıyor
Yorgun kamyonlar.
Kuşlar da gitti.
Çiçekler gelecek bahara
Tohum saçıyor.
Yüzünün kavruk engebesinde,
Bir çatlak durmadan ilerler
Kırık çizgileriyle.
Bir yerden uzaklaştıkça,
Yaklaştıkça bir başka yere.,

ARTIK BENİM

Artık benim onurum
Çamurlara batarak,
Kendini aşınmaktan
Güç bela koruyacak.
Kirletecek çaresiz
Taammüden kendini;
Çarşı pazar gün boyu
Kentleri dolaşarak.
Artık benim onurum
Eğri pervazında,
Ahşap bir kapı gibi
Gıcırdayıp duracak.

BEN ŞİMDİ BİRAZ

Ben şimdi biraz da
Senin için görüyorum;
Gökyüzünün parlak,
Bakış seken mavisini.
Ben şimdi biraz da
Senin için duyuyorum;
Gecenin o sarsak,
Yokuş çıkan ezgisini.
Ben şimdi kanayarak
Senin için yaşıyorum;
Sazan derisi gibi
Günlerimi külle soyarak

BERABERKEN

Beraberken kıymetini bilmedimdi
Elim ayağımdın sanki zora koştuğum.
Bir yetim şiir kaldı yanımda şimdi,
Kaybetmekten deli gibi korktuğum.
Bir kum saatiyim sensiz geceden gündüze
Altı durmadan üstüne getirilen.
Bu nasıl zaman ki çakılı kalmış güze,
Doğmamış çocukları evlatlık verilen.
İşte böyledir gülüm bazı şeylerin
Hiç hissedilmez varlıkları ama,
Yoklukları bir uçurum kadar derin
Baş döndürür kıyısında nasıl da.

Ey bir hüznü büyüten solgun anne!
Sen de düşün benden sana kalan ne.

BİR YALNIZLIK İŞARETİ

Bir cam gibi önünde
Yüzümü elinle sil,
Hohlayarak üstüne.
Seyret boş bir sokağa
Hüzünle yağışını yağmurun.
Sonra kaplasın yavaşça,
Ilık buğusu soluğunun
Yüzümü baştanbaşa.

Ve bırakıp gittiğinde
Bir küçük boşluk kalsın
Alnını dayadığın yerde;
Bir yalnızlık işareti
İşleyen ta içime.

GÜNLERDEN ÖYLE BİR GÜN

Günlerden öyle bir gündü;
Üstüne tarih düştüğüm.
Gözümün önüne geldi birden
Balkıyan güzel yüzün.

Ve yüreğim yandı söndü,
Ter bastı avuçlarımı.
Bir işlek kovan uğultusu
Kapladı kulaklarımı.

Uzandım usulca cigarama;
Yavan ömrüme katık.
Ben o gün öldüm gülüm,
Bir daha ölmem artık..

İKİLEM

Bir kabuk içinde
Birbirinden ayrılmaz
(  : )
Aşk ve acı yüreğimde
İkiz badem içidir.

GÖZ..

Şu bizim dışa dönük gözümüz,
Bir daldan bir orman çıkaran
Usumuza her zaman.
Şu bizim bulup seçen gözümüz,
bir kuşu yüzlerce yapan.
Bir kanatla göğünü durmadan kımıldatan,
Bak çapak tutmuş sevgiyi çoğaltmaktan.

Şu bizim çok arayan gözümüz,
Baktığında karıştıran kendini.
Aldatılan, yadsınan, başımıza vurulan.
Bir yas çıkarır ortaya yaşamasından;
Suskun ve gizemli,
Küflü bir kitap gibi yazısı okunamayan

GERİYE KALAN

Bir anahtar verdindi bana
Kabaran yüreğimi bilerek.
Kullanıp durdum onu gönlümce,
Aşkıma kenar süsü diyerek;
Aşındırdım dişlerini zamanla.

Geriye ben kaldım işte.

Yalan olur sevmedim dersem;
Ama yolcu yolunda gerek.
Ey ömrümün uğuldayan durağı;
Yanlış hesaptan dönerek,
Benli günlerini sil istersen.

Geriye sen kaldın işte.

BÖYLE BAŞLAR SEVİŞMEK

İlk önce :
Benli gözlerini öptüm
Sonra gözlerimin değdiği heryeri
Böyle başlamaz mı
Sevişmek

Bir sevda için ölüp ölüp dirilmek
Yanlızlığına inanıp
Bir anıyı hatırlayıp
Bir bukle öpücük kondurmak
Yanağına

Deli gibi ölürcesine
Hatıralarla sarılıp
Ufuklara dalmak gibi
Bir kez sevip
Bin defa ölmek gibi yaşam

Söylesene çiçeğim

Böyle başlamaz mı
Sevişmek

EKSİLEN

Öyle yıpranmış ki
Bir forması eksik içinden,
Sahafa düşmüş bir kitap
Gibi sararmış üzüntüsünden.
Bir ay doğuyor usul usul
Karanlığın göğsüne,
Dünden bugüne kendini
Biraz daha eksilterek getiren
Küsmüş göğüne besbelli
Geleceği göremediğinden
Taşıyor oysa hüzünlü bitişinde
Doğuşunu yeniden

SEVMEYE BAŞLAYINCA BİRİNİ

sevmeye başlayınca birini
kendimi yıkıp yeniden kurarım
çünkü;
bu yeni bir aşktır
ve temeldeki yerini mutlaka alacaktır.
dikkat! ..
yabancıların inşaat alanına girmesi tehlikeli ve yasaktır…

SİS

Özenle boyadım ipliğini sevginin,
Gidip de bulamamanın incinmiş rengine.
Sisi gümüş bir rüzgarla tepelerden eğirdim,
Dokudum yalnızlığın bu serin kumaşını,
Sesime ayrılıklardan bir gömlek diktim.
Ölümü tastamam ezberledim de geldim,
Dilimde bu buruk türkü tadıyla
Bilmem ki buradan nereye giderim.

Sonunda kendime bir top yangın edindim,
Soluğumla besledim dudağımın ucunda.
Ömrümün külüydü savrulan hep ardımda,
Örterek yavaş yavaş bıraktığım izleri
Yanmış bir günün sürüklenen kanatlarıyla.
Koştum, durmadan koştum o küçük yangınımla,
Adımın çaresiz kıyılarında kendi göğümü bulmaya.

YÜZÜN

Yüzün müdür acaba yolumu dolaştıran?
Acının bu solgun haritasında,
Kendime yeni duraklar bulduğum.
Ulaştığım ıssız dağ doruklarında
Yüzün müdür hep sorular sorduğum,
Bakışının titrek aydınlığında?

Aslında ne bulunur bir gezginin yanında
Kendi yüzünden başka,
Hüzünle bileyen direncini.
Bir suyun ürpermiş aynasında
Apansız gözgöze geldiğim.
Ayakları ayaklarıma bitişik
Kımıltısız bir gövdeyle rüzgârın sildiği.
Bir bulup bir kaybettiğim
Yani bir gezginin hep gittiği,
Senin yüzün benim yüzüm değil mi?
   
Metin Altıok Oratoryusunu dinlemek için tıklayınız
Şiirlerin devamı https://www.cafrande.org/?p=163

““Bir daha ölmek için doğmak ister mi insan?” Hüznün ağır işçisi, şiirin ustası; Metin Altıok” üzerine bir yorum

  1. harika şiirler.bu kadar güzel duygulara sahip bir insan daha doğrusu insan nasıl yakılır.şiirlerini her okuduğumda bu kadar mı suskunuz diyorum.metin altıok sakin ve uzaklara dalarak okurum şiirlerini her dizesinde vazgeçilmezliğini hissederek okuyorum.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Yas İçinde Göçebenin Türküsü: Cemal Süreya’nın ‘şiire dahil’ Hayatı ve Şiiri Üzerine bir İnceleme

Giriş: Katılma cesareti Rilke, Genç Şaire Mektuplar'da, “Yaratan için yoksulluk olmadığı gibi, yoksul, verimsiz bir yer de yoktur... hiç değilse...

Kapat