ADORNO: KURBANLAR NE KADAR ESMERSE UYGULANAN ZULME DUYULAN ÖFKE DE O KADAR AZALIR!

İnsanlar sana bakıyor

Kurbanlar normal okurlara ne kadar az benzerse, ne kadar esmer, “kirli” ve göçmen tipliyse, uygulanan zulme duyulan öfke de o kadar azalır. İzleyiciler kadar suçların da doğasını aydınlatan bir etkendir bu. Belki de anti-Semitlerde algının toplumsal şematizasyonu, Yahudilerin insan olarak görülmesine izin vermeyecek türdendir. Şu sürekli karşılaştığımız iddia, vahşilerin, siyahların, Japonların hayvan gibi olduğu, diyelim maymuna benzediği iddiası, pogromun anahtarıdır. Ölümcül yara almış bir hayvanın bakışı insanınkiyle karşılaştığı anda, pogromun yapılıp yapılmayacağı da belli olur. Bu bakışı reddedişindeki zorlama inat -“sonuçta sadece bir hayvan”- insanlara uygulanan zulümlerde de karşı konulmaz biçimde ortaya çıkacaktır: Suçlular onun “sonuçta sadece bir hayvan” olduğunu tekrar tekrar kendilerine anımsatmak zorunda kalıyorlardır, çünkü bir hayvanın bile sonuçta sadece bir hayvan olduğuna tam olarak inanamıyorlardır aslında. Baskıcı toplumda, insan kavramının kendisi de tanrının suretinde yaratılmanın bir parodisidir. “Marazi dışa yansıtma” mekanizması, iktidardakilerin, insani olanı tam da farklı olandan kendilerine geri yansıtmak yerine, ancak kendi yansıtılmış imgelerini insan olarak algılamalarına yol açar. Öyleyse cinayet de bu sahte algının çılgınlığını daha da büyük bir çılgınlık yoluyla mantığa doğru çarpıtma çabasıdır, hep yinelenen bir çaba: İnsan olarak görülemeyen ama yine de insan olan, kıpırtılarıyla manik bakışı artık yalanlamasın diye, bir şey haline getirilmektedir.

Küçük insanlar

Nesnel tarihsel güçleri reddedenler, savaşın sonuçlarında kendilerini doğrulayan hazır bir sav buluyorlar. Almanlar aslında kazanacak durumdaydılar: Bunu yapamamaları, liderlerinin aptallığına bağlıdır. Söylenen bu. Oysa Hitler’in belirleyici “aptallık” anlarının, savaşın en kızgın noktasında İngiltere’ye savaş açmamasının veya Rusya ile Amerika’ya saldırmasının çok belirli bir toplumsal anlamı vardır; bu anlam, kendi diyalektiği uyarınca, bir makul adımdan ötekine ve oradan felakete doğru kaçınılmaz biçimde ilerlemiştir. Ama her şey aptallıktan ibaret olsaydı bile tarihsel olarak kavranabilirdi; doğal değil, toplumsal olarak üretilen ve pekiştirilen bir niteliktir aptallık. Alman yönetici kliği savaşa zorlanıyordu çünkü bir emperyal güç konumundan dışlanmıştı. Ama Hitler ve Ribbentrop’un izledikleri dış politikanın rekabet gücünü azaltan ve başlattıkları savaşı kumara dönüştüren o kör ve hantal taşralılığın nedenleri de bu dışlanmada yatıyordu. İngiltere’de genel sınıf çıkarıyla özel çıkarlar arasındaki Muhafazakâr denge ve Kızıl Ordu’nun imkânları konusunda onların da Üçüncü Reich’ın demir perdesi içine hapsettikleri kitleler kadar habersiz olmaları, Nasyonal Sosyalizmin tarihsel belirleyicilerinden ve hatta gücünden bağımsız değildir. Bu hesapsız serüvende başarıya ulaşmalarını sadece böyle bir bilgisizlik sağlayabilirdi; ama yenilmelerinin nedeni de bu cehaletti. Almanya’nın sınai geriliği, yitirilmiş olanı geri almak için sabırsızlanan ve uluslararası alandaki fukaralıklarıyla bu role çok uygun düşen Alman politikacılarını kendi dolaysız, dar deneyimlerine dayanmak ve siyasal yüzeyin ötesine geçememek durumunda bırakıyordu. Alkışlayan kalabalıklardan ve yabancı devletlerin korkuya kapılmış temsilcilerinden başka bir şey göremediler karşılarında; ve bu da daha büyük bir sermaye kitlesinin nesnel gücünü görmelerini engelledi. Hitler, liberal toplumun celladı olsa da, kendi bilinç durumu içinde yine de fazla “liberal”di: Almanya’nın dışındaki sınai potansiyalin liberalizm örtüsü altında nasıl da bu toplum üzerinde tahakküm kurmakta olduğunu sezemeyecek kadar “liberal”. Liberalizmin yalanını başka hiçbir burjuvanın göremediği kadar iyi gören bu adam, yine de kendi gerisindeki gücü fark edemiyor, aslında borazancısından başka bir şey olmadığı toplumsal eğilimi anlayamıyordu. Böylece bilinci de işlerini hemen bitirmek için ilk önce saldırdığı o daha zayıf ve miyop hasımlarının bakış açısına geriledi. Almanya’nın zafer ânı zorunlu olarak böyle bir aptallıkla çakışıyordu. Çünkü ancak dünya ve küresel ekonomi konusundaki ce-haletleriyle kendi halklarını andıran liderler bu kitleleri savaşa sürükleyip kör inatlarını da düşünmenin engeline hiç takılmamış bir projeye seferber edebilirdi. Hitler’in aptallığı, aklın bir hilesiydi.

Theodor Adorno
Minima Moralia
Sakatlanmış Yaşamdan Yansımalar


MİNİMAMORALİA, Adorno’nun başyapıtıdır. İlgilendiği bütün alanları bu kitapta-bazen birkaç sayfalık tek bir fragman içinde- bir araya getirmiştir: Felsefe, günlük yaşam, siyaset ve işçi hareketinin tarihi, edebiyat ve müzik, psikoloji, Faşizm, ırkçılık ve savaş. Bir polemik kitabı olarak da görülebilir: Bütün bu konuları, karşılarında eleştirel bir tutum aldığı düşünce sistemleriyle (örneğin varoluşçuluk veya psikanaliz) ve Heidegger gibi düşünürlerle kimi zaman açık kimi zaman örtük bir tartışma içinde işlemektedir. Adorno’nun kendine özgü yöntemi de bu kitapta en güçlü ifadesini bulur: İlk bakışta önemsiz görünebilen tek bir olay ya da nesne (örneğin astroloji) Adorno’nun merceği altında, büyük tarihsel eğilimleri açıklayan bir şifre olarak belirmektedir. Sunuş yazısında kendisi şöyle diyor: “Kitabın her üç bölümünde de çıkış noktası, en dar haliyle özel alandır… Buradan toplumsal ve antropolojik boyutları daha belirgin olan düşüncelere geçilir; bunlar, psikoloji, estetik ve özneyle ilişkisi içinde bilimle ilgilidir. Her bölümün sonundaki aforizmalar da, bu düşünceleri felsefeye doğru geliştirir.” Ama bu parçalar kitabına herhangi bir yerinden girmek de mümkündür: Amacının “her noktası merkeze aynı uzaklıkta olan bir yazıya” ulaşmak olduğunu yine bu kitabın bir yerinde Adorno’nun kendisi söylemiştir.

Adorno: Bazıları başka türlü yaşayamayacakları için oyuna katılmak zorunda kalır

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz