YAŞAR KEMAL: ABİDİN DİNO RESİMLERİYLE DÜNYAMIZI, DENİZİ, GÖKYÜZÜNÜ BİRAZ DAHA GÜZELLEŞTİRDİ

Küsmeyen Resimler (Abidin Dino)

Deniz Küstü romanını bitirdikten sonra resimlemesi için onu Abidin Dinoya gönderdim. Bu bir seçmeydi, hem de uzun uzun düşünülerek yapılan bir seçmeydi. Eğer Abidin Dino olmasaydı Deniz Küstüyü resimletmek aklımın köşesinden bile geçmezdi. Birtakım romanları resimlemek, dünya edebiyatının bir geleneğidir ya, çağımız genellikle bu işi unutmuşa benziyor. Bu güzel gelenek sürdürülebilseydi edebiyat için de, resim için de iyi olurdu. Kadim çağlardan bu yana, taa mağaralardan beriye bu iki görkemli sanat birbirini tamamlamıştır. Birçok duvar resminin kaynakları eski destanlar, efsaneler, masallar, türkülerdir. Homeros’un İlyadası, Odyseia’sı çağlar boyunca resimlere heykellere kaynaklık etmiştir. Çağımızda da, yoğun olaraktan, bu iki sanatın birbirini desteklemesi iyi olurdu. Bence eski zamanlardan bu yana, bu iki sanatın birleşmesi, bütünleşmesi boşuna değildir. Sebebi de ortadadır ve açık seçiktir.

Romanı Abidin Dino’ya gönderirken olacağı aşağı yukarı biliyordum. Dino bütün anlamıyla bir İstanbul sevdalısı, bir İstanbul delisidir. Arif Dino onu bir keresinde şöyle anlatmıştı. O, demişti, iki yıl bir uyurgezer gibi, gözleri ardına kadar açılmış, şaşkın, hayran, İstanbul’un taşına, her toprak parçasına, her yaprağına, denizin her damlasına, rengine, gündüzünün gecesinin en küçük ayrıntısına kadar bakarak dolaştı. Ben ona bir şeyler oldu sanmıştım, neyse ki iki yıl sonra azıcık kendine gelip resim yapmaya, bir işler tutmaya başladı da kendine geldi.

Abidin Dino’yu Adana’da tanıdım, benim tanıdığımda da böylesine Adananın her şeyine, insanına, doğasına, taşına, toprağına, bitkisine, suyuna, yağmuruna kendisini kaptırmış gitmiş öylesine bakıyordu.

Deniz Küstü romanı bugünkü İstanbul’u anlatıyordu. Bence bu bir şehrin bütünüyle dile getirilmesinin romanıydı. Ya da bence içinde öyle bir savı taşıyordu. İstanbul’un havası bugünlerde bir garipti. Köklüyle köksüzlük, geçiciyle sonsuzluk aynı kefedeydi. Sonsuz güzelle dilin anlatamayacağı kabalık, çirkinlik içindeydi, Buna varacak, bu çelişkiyi de anlatacak, belki de şu yeryüzünde tek resim ustası Abidin Dino’ydu.

Onun Orta Anadolu bozkırı üstüne bir sürü resmini anımsıyorum, toprak uçsuz bucaksız, açık kahverengi ve gök beyaza çalan soluk mavi, belki de gökyüzü salt sütbeyazdı, aklımda böyle kalmış, belki de bulutlardı o apak olan, yalnız gökler çok çok, soluk kesici bir uzaklıktaydı. Bu uzak gökle soluk kahverengi gök arasında küçücük küçücük insanlar, ya tek başlarına yola gidiyorlar ya sonsuz bir kalabalıkta karıncalar gibi kaynaşıyorlardı, ama küçücük küçücük. Doğanın görkemi, büyüklüğü, göklerin uzaklığı karşısında, o dünyanın yarısı sandığımız, kendimiz, insanlar küçücük küçücüktürler. İnsan kim olursa olsun bozkır karşısında bunu görür, bu duyguya taa yüreğiyle varır. Bozkırın bu hali bir insan için ürpertidir. Ve Nazım, bozkır kırmızı biber gibi acı derken Abidin Dino’nun resimlerini söylüyordu. Ve ta bozkırın ucunda birkaç kavak ağacı. Bakın bu çok uzaktaki birkaç kavak ağacı Abidin Dino’da da vardı.

Romanı Abidin Dino’ya gönderirken olacağı aşağı yukarı biliyordum, dedim yukarda. Abidin Dino’nun bozkır resimlerini, İstanbul resimlerini biliyordum da ondan. Çehov anlatır, ilkokulun ilk sınıflarından birisine bir ödev verir, denizi betimleyin der. Çocuklardan birisi de, deniz büyüktür, diye yazar. Çehov’a göre en güzel deniz betimlemesi budur. Bizim de büyük usta Çehov’a katılmaktan başka umarımız yok. Deniz büyüktür. Bana İstanbul’u anlat deseler, ödev verseler, bir iki sözle deseler, İstanbul kalabalıktır derdim hiç çekinmeden. İlkokulların öğrencilerine, İstanbul’u anlatın, diye ödev verseler, inanıyorum ki, birçok çocuk hiç düşünmeden yazarlardı. İstanbul kalabalıktır. Yazarların, sanatçıların büyük bir çoğunluğu da buna katılırdı, başlarında da Abidin Dino. Abidin Dino büyük kalabalıkları, kalabalıktaki insanı çizmenin çağımızdaki en büyük ustasıdır, dersek çok yanılmış olacağımızı sanmıyorum. Onun kalabalıkları çizişine görkemli yalınlık diyebiliriz. O tek bir çizgide, renkte bir insan kalabalığını, bir çiçek, bir apartman, bir deniz, bir tekneler, kayıklar, vapurlar kalabalığını bütün havasıyla gören göze de, pek o kadar göremeyen göze de gösteriverir. Sonsuz, uçsuz bucaksız, kimsiz kimsesiz, sinileyen sinek bile bulunmayan bozkırı çizmekte ne kadar ustaysa, uzun yıllardan bu yana ne kadar da ustalaşmışsa, şehir kalabalıklarını çizmekte de öylesine ustalaşmıştır. Ben kendimi bildim bileli Abidin Dino şehir kalabalıkları çizer, üst üste, hıcahınç dolu insanları, apartmanları, denizleri, yani İstanbulu…

Bir koca şehri, kalabalıkları, kıvıl kıvıl Halici, İstanbul’u, Balıkpazarını, Eminönü alanını avcunun içinde okumak, renklemek, koca şehri, kalabalıkları birkaç çizgide verivermek Abidin Dino’nun erişilmez hüneridir. İstanbul, Abidin Dino’nun resimlerinden daha gerçek bir İstanbul’dur. Biz bütün gün, bütün yıl, yıllarca İstanbul’u dolaşsak bu koskoca şehrin, bu hercümercin neresini görebiliriz, Abidin Dino bizim yıllarca dolaşıp da bir türlü elle tutamadığımız, yoğunlukla tadına varamadığımız İstanbul’u, onun atmosferini gözlerimizin önüne seriverir, bizi İstanbul’un, kurşun kubbelerin, minarelerin koca karınlı Laz teknelerinin, paslı Halicin, Boğaziçinin, ak şehir hatları vapurlarının, kalabalığın, dumanların, vapur düdüklerinin, denizi tarayan projektörlerin, hantal, biçimsiz apartmanların, biçimsizliğin içinde yapayalnız kalmış Galata Kulesinin, Kız Kulesinin tadına sarıverir bizi. Biz işte bu görkemli resim umudunda bu şehri, bütün pisliği, kötülüğü, aykırılığıyla seviveririz. Abidin Dino’nun büyük hüneri yaşamın dehşet tadını işlemenin, göstermenin, bu tada insanları kapıp koyvermenin sıcaklığı, güzelliğidir.

Bu resimleri görenler İstanbul’u daha iyi anlayacaklar, İstanbul’un, yaşamın, dünyanın tadına daha iyi varacaklar, bu resimleri görenler Deniz Küstü romanının tadına daha çok varacaklardır.

Abidin Dino bence bu resimleriyle dünyamızı, denizi, gökyüzünü, laz takalarını, kıvıl kıvıl insan kalabalıklarını biraz daha güzelleştirdi, zenginleştirdi.

Abidin Dino’nun resimlerini gördükten sonra, onun için çağımızı zenginleştirenlerden birisidir diyebiliriz hiç çekinmeden. Dünyamızı zenginleştiren, çağımızı zenginleştiren, yüreğimizi, gönlümüzü, gören gözümü zenginleştiren büyük bir usta.

Dünyamızın tadına varmak, güzelliğine ermek, her şeye karşı yaşama sevincine ulaşmak ancak Abidin Dino gibi büyük ustaların imbiğinden geçerek mümkündür.

Ekim 1978
Yaşar Kemal
Binbir Çiçekli Bahçe
Yazılar – Konuşmalar

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz