THEODOR REIK: ASLINDA, AŞKTA KADINLARIN İŞİ İKİ KAT DAHA FAZLADIR

Bekârlar/ Öfkesi Burnunda

Kadınlara güzellikleri nedeniyle hayran olunduğu doğrudur, ama onlarla nadiren güzellikleri için evlenilir.

Otuz beş yılı aşkın psikanaliz uygulamaları, Avrupa ve Amerika’daki karşılaştırmalı gözlemlerim bana kadınların genellikle cinsiyetleri hakkında erkeklerin kendi cinsiyetleri hakkında sahip olduklarından daha küçümseyici fikirlere sahip oldukları izlenimini vermiştir. Bu farklılığın kaynağı biyolojik ayrılıklarda olamaz ancak sosyal çevrenin değerlendirmesini yansıtmaktadır. Kadınların içtenlikle ve rahat bir biçimde kendi cinsleri hakkında konuştuklarına kulak misafiri olmuş hiçbir analist, onların dişilerle ilgili düşüncelerinin şaşırtacak derecede küçümseyici olduğunu yadsımayacaktır. Bu, bir fikirden çok bir önyargı görünümündedir ve kişi bunu erkeklerin kendini beğenmişliklerinden devralınmış aşağılık duygularına ya da erkeklerle rekabetten doğan yetersizlik duygularına bağlar.

Fransız filozof Chamfort iki yüzyılı aşkın bir süre önce, “Kadınlar hakkında bir erkek ne kadar kötü düşünürse düşünsün, ondan daha kötüsünü düşünmeyen bir kadın yoktur,” demiştir. Bir keresinde Madame de Staël,1 “Erkek olmadığıma memnunum, çünkü erkek olsaydım bir kadınla evlenmek zorunda kalacaktım,” demiştir. Erkekler arasında kendi cinsiyle ilgili bu denli bir küçümsemeye çok az rastlanır.

Eğer kadınlar, kadınlarla evlenmek zorunda oldukları için zavallı erkeklere acırlarsa, erkekler bu konuda ne hissedebilir? Erkekler, içtenlikle ve çoğu zaman Madame de Staël’in fikrine katılabilseler bile, neyse ki bunu yalnızca kuramsal ya da genel bir şekilde yaparlar. Ne kadınların soyut anlamda aşağılanması, ne de onların güçsüzlüklerinin alaya alınması, bir erkeğin bu cinsten biriyle evlenmesini engellemiştir.

Kadınların, gerçek fikirlerini ifade etmeye cesaret edebildikleri psikanalizde çoğu zaman şöyle dediklerini duyarız: “Bir erkek niye evlensin ki? Bize bakmak ve kendini yaşam boyu bağlamak için neden çok çalışsın ki? Eğer erkek olsaydım hiçbir zaman evlenmezdim. Birçok gönül serüvenim olurdu ve harika bir hayat yaşardım.”
“Kadınların gücünü hiçbir zaman hafife almayın,” uyarısı erkeklere yöneltilmiştir. Ama bu, psikolojik bir gerçek olarak daha çok kadınların kendilerine söylenmeli ve sürekli yinelenmelidir.
Ama kadınlar teslim olmuştur. Onlar kendi güçlerinin farkında değildirler; iç çekerek, “Bu dünya erkeklerin dünyası,” derken şunu eklemeyi unuturlar: “Ama dünya beşiği sallayan el tarafından yönetilir.”
Kadınların cinsleri ve birey olarak kendileri hakkındaki sönük fikirleri çoğu zaman şaşırtıcı şekillerde ifade edilir. Analitik bir seansta, bir gün önce nişanlısıyla birlikte teknik bir sergiyi ziyaret eden bir kızın nişanlısı hakkında şöyle konuştuğunu duydum: “Charles bana çok iyi davranıyor. Bütün sorularımı sanki, aptalca sorular yani bir kadının soruları değilmiş de gerçekten önemliymişler gibi yanıtladı.”

Elbette, herhangi bir erkek kadar ben de (hatta mesleğimden ötürü bazen daha iyi şekilde) bu yetersizlik duygusunun çoğu kadın tarafından dikkatle gizlenmiş olduğunu ve kadınların gururlarının bu duyguyu fazlasıyla telafi ettiğini biliyorum. Ama gurur yalnızca kişi çok kırılgan olduğu zaman gereklidir ve gururla duyarlılık birleşince kendini açığa vurur.
Çağdaş kadının tam da kadın olduğu için öfkesinin güzel burnunda olduğu yadsınamaz. Bunun bir süsten çok, bir damga, bir güvensizlik rozeti olduğu görüşündeyim.
On yaşından sonra erkek çocukların ideallerinin hemen hemen her zaman erkekler, bunun yanında kızların ideallerinin de kadınlar değil erkekler olması karakteristiktir. Yüz üniversiteli kız öğrenciden on sekizi, kadın yerine erkek olmayı yeğlediklerini söylemiştir. Kırk yılı aşkın bir süre önce, bilgili bir eğitimci, gidişatta bir değişiklik olmadığı takdirde, kadın kişiliği taşımayan bir kadın cinsine sahip olacağımız sonucuna varmıştır.2 Gidişat değişmemiştir; tam tersine, kadınların erkeklerle özdeşimi ilerlemiştir ve dönüş noktası görünürlerde değildir.

Çağdaş kadının kendi cinsiyle ilgili özgüvensiz fikri, yalnızca erkeğin cins olarak aşırı takdir edilmesine değil, garip dolambaçlı bir yolla, evlenme isteklisi olan erkeklerin küçük görülmesine de yol açmıştır.
Sanki, bir kadına bu kadar çok değer veriyorsa, kendisinin pek bir değeri olamaz gibidir. Böyle bir tutum çoğunlukla psikanalizin mazoşistik kişilikler olarak adlandırdığı kadın tipinde görülebilir. Onların tutumu, bir dereceye kadar, eski Viyana’da anlatılan bir anekdotu anımsatır. İki adam bir kahvede satranç oynamaktadır, oyun bazen ateşli tartışmalarla kesilmektedir. Oyunların biri sırasında, adamlardan biri şöyle bağırarak rakibini kötüler: “Benim gibi bir adamla oturup satranç oynadığına göre, nasıl bir adam olduğunu gör.”
Kendi cinsiyetinden tatmin olmamak: Genç kadınların trajedisidir bu; durumun değiştirilememesi daha da acıklıdır! “Anatomi yazgıdır” derdi Freud, Napolyon’un bir tümcesini değiştirerek. Çelişkili olarak, kendi cinslerini küçümsemek birçok kadında erkek cinsini hor görmekle bir arada bulunurken bu, bilinçli bir şekilde erkek olma isteğini dışlamaz. Paradoks, başka bir alternatif olmamasına rağmen varlığını sürdürür.

Analiz uyguladığım kültürlü ve olgun bir kadın, bana erkeklerin ne kadar değersiz olduklarını kanıtlama çabasından hiç vazgeçmemişti. Erkeklerin bayağılıklarını anlattıktan sonra her seferinde sözlerini, “Siz erkekler, insan mısınız?” diyerek bitirirdi. Bir şarkıdaki nakarat bölümü gibi yinelenen bu soruya bakılırsa, onun bu denli iğrenç bir cinsin bir üyesine bağlanma olasılığı yokmuşgibiydi. Oysa bu hanımın birçok gönül serüveni olmuşve kadın sonunda evlenmişti. İstediğinizi elde edemiyorsanız (bunun için superman olmanız gerekirdi), elde ettiğinizi istersiniz (bu durumda oldukça düzgün bir adam). Bu arada, hasta çoğu zaman erkek olmayı istediğinin farkındaydı; o, bu isteğini çocukluk döneminde erkek kardeşleriyle yaşadığı çekişmelere bağlıyordu. “Cinsiyetsiz olmaktan bıktım,” diye sızlanıyordu.

Öfkesi burnunda olmak modaya tabidir. Bu, çoğu zaman gözle görülmez. Erkeklere karşı düşmanlık da aynı şekilde gözle görülmez. Sorun, şu ya da bu erkeği beğenip beğenmemeniz değil, “erkekleri” beğenip beğenmemenize dönüşür. Meraklı bir gözlemci geçenlerde “Amerikan Kadınları Erkekleri Sevmiyor” başlıklı bir makale yayımladı. Bu ülkede uzun yıllar yaşamış çok kültürlü Avrupalı bir kadın olan yazarın söylediklerinin çoğu, doğal olarak bazı çekincelerle, psikanalistler tarafından doğrulanabilirdi. Erkeklerin sevilmemesi çoğu zaman yalnızca kadınlar ya da erkekler arasında ucuz bir ün kazanmak için bir oyun, bir inançtan çok bir uydurmadır. Bazen bu, eski bir hileye başvurarak erkekleri çekmek, onları baştan çıkararak Hırçın Kız’daki Petruchio gibi davranmalarını sağlamak amacıyla kullanılıyor gibi görünmektedir. Ama ne yazık ki yem çoğu zaman boşa gitmektedir. Erkekleri gerçekten beğenen ve bunu söyleyen kadın stoku neredeyse sonsuzdur.
Erkeklere karşı düşmanlığın gerçek gibi göründüğü yerde bu, bilinçsizce kendini beğenmemenin, hatta kendinden nefret etmenin psikolojik ifadesidir.

Kadınlarda erkeklerden nefret etme, aşağılık duygusunun bir ifadesidir. Bu, kendini beğenmemenin karşı cinsi beğenmemekle yer değiştirmesinin bir sonucudur. Eski melodi burada yeni ve meydan okuyucu şekliyle yeniden ortaya çıkar. Kadın hastalarımdan biri, “Aşkıyla beni aşağılık bir varlık olmadığıma inandıracak bir erkeğin karşıma çıkmasını beklemekten usandım,” demişti. Beklemenin “haksızlığına” ve kadınların kültürümüzdeki genel rolüne karşı protesto çoğunlukla şöyle ifade edilmiştir: “Neden bir erkek yanıma gelip kur yapsın diye oturup beklemeliyim?”
Bununla birlikte, erkekleri beğenmeme tezahürlerinin hiçbir faydası yoktur. Erkekler kibirlidir ve eski öğüt: “Sevilmek istediğin zaman, sev” hâlâ geçerlidir. “Erkekler insan mıdır?” diyen hastama bakınız: Nişanlandıktan sonra, “Biliyor musunuz, herkesin beğendiği bir kız olmak önemli değil,” diyerek bana açıldı. “Erkeklerle ilgili bir sır var. Erkekleri ancak onları beğendiğinizi gösterdiğiniz zaman elde edebiliyorsunuz.”
Hastamın düşünceli bir şekilde, “Onlarla olmak kötü; onlarsız olmak daha da kötü,” diye eklemesi onun duygusal anlamda iyileştiğinin bir göstergesi olarak yorumlanabilir mi, bundan emin değilim.

Kültürümüzde kadınların güvensizliğinin başka bir göstergesi dış görünüşün aşırı vurgulanması, güzelliğin, giyim kuşamın değerinin abartılmasıdır. Kadınlara göre erkekleri çeken sanki yalnızca güzelliktir ve sevimlilik, sevecenlik, zariflik, sezi ve duyarlılık sanki yararsızdır. Kadınlara güzellikleri nedeniyle hayran olunduğu doğrudur, ama onlarla nadiren güzellikleri için evlenilir. Erkeklerin, başka nitelikleri olan kızları onlardan bariz biçimde güzel olan kız kardeşlerine tercih ettiklerini sıkça görürüz. Külkedisi yalnızca bir peri masalı değildir. Psikanalistler güzellikle ve kendi kendini küçültmeyle ilgili abartılı değerlendirmeleri gösteren tuhaf söylemler duyarlar, çünkü birçok kadın kendisini güzel bulmaz ve onlara ölümcül gibi gelen bazı fiziksel kusurların aşırı bilincindedirler.

Hastalarımdan biri, “Paten kaymaya gidemem, çünkü ayak bileklerim kalın,” demişti.
Başka bir kız, bir akşam birlikte olduğu genç bir adamla iyi vakit geçirmişti. Kısa bir süre sonra iyi geceler deyip oradan ayrılacağını düşününce birden ona karşı soğuklaşmış ve tersleşmişti; çünkü o zaman genç adam bacaklarının güzel olmadığını görecekti. Bir kız bir arkadaşına, “Sen mayo giyebilirsin, ama ben bu vücudumla plaja gidemem,” dedi. Başka bir kız nişanını bozması gerektiği kararına varmıştı, çünkü aynanın karşısında çıplak bedenini incelediği zaman, “Beni böyle görürse, benimle yaşamak istemeyecektir,” sonucuna varmıştı.

Narin yapılı olmamasına karşın oldukça çekici olan bir kız, “Şişman olduğunuz zaman ne olur bilir misiniz?” dedi. “Dışarıya dans etmeye gitmez evde oturursunuz, kendinize karşı ve başkalarına karşı dansı sevmiyormuş havası takınırsınız.” Böyle bir kadının duyduğu engellenme duygusu çoğu zaman acıklıdır ve erkeklerin onu anlaması güçtür.
Dikkat çekici güzellik bir lanettir. En güzel kadınlar ilk günde uyandırdıkları hayranlığın aynısını üçüncü gün uyandırmazlar. Güzellikleri şu ya da bu şekilde, Stendhal’ın romantik aşkın gelişmesi için zorunlu gördüğü billurlaşma sürecini engeller gibi görünmektedir. Stendhal, De L’Amour (Aşk Üzerine)’de özellikle güzel kadınlar hakkında yazarken şöyle der: “Bir kişi genel olarak ne kadar çok beğenilirse, bu beğeni o kadar geçicidir.” Güzel olmayan, ama “çekici” denilen kadınlar, belki de o kadar yoğun olmayan, ama daha derin ve uzun süreli bir izlenim bırakırlar. Bir kadının bir erkeği güçlü bir biçimde büyülemesi yeterli değildir; büyünün etkisini sürdürmesi ve yoğunluğunu artırması gerekir.

Aslında, aşkta kadınların işi iki kat daha fazladır: Erkekleri elde etmek ve onları kaçırmamak. Yalnızca ilk görevinde başarılı olan kadın, kendisi kabul etse de etmese de, başarısızdır. Eski özdeyiş tersine çevrilemez; “Yalnızca güzel olan yiğidi hak eder,” diyemeyiz.

Birçok kadın, bir erkeği beğendiğini ona göstermenin yanlış olduğu gibi boş bir inanca sahiptir. Sevgi gösterir göstermez erkeklerin kaçtıklarıyla ilgili bilinçdışı ya da bilinçli bir korkuları vardır. Ama aşırı kısıtlama birçok kadının erkeklere karşı doğallığını ve içtenliğini yitirmesine neden olur. Kendisi olmaya cesaret ederse erkeğin onunla kalmayacağı korkusu, bu yanılgıya düşmüş pek çok kızın yakasını bırakmaz.

Kıza göre, erkek bir rüyadan uyanırmış gibi uyanacak ve onu sıradan, sıkıcı, anlamsız bulacaktır. Erkek “aslında ne kadar aptal ve küçük” olduğumun farkına varacak. Kız, erkeğin, kızın ona vereceği özel bir şeyi olmadığını anladığında ona olan saygısını yitireceğini ve daha çekici bir kız arayışı içine gireceğini düşünür.

“Eğer âşık olma tehlikesi yoksa, erkeklere karşı son derecede normal olabilirim,” dedi genç bir kadın. Bir erkeğe karşı romantik duygular hissetmeye başlar başlamaz erkeğin ona karşı tüm ilgisini yitireceğine inanıyordu. Başka bir kız, hayranlarından birine sırlarını açmamak için kurnazca bir özdenetim uyguluyordu. “En incelikli biçimde bile bunu bilmesine izin vermek, kendimi tehlikeye atmaktır ve o beni terk edecektir,” dedi.
Akıllı bir kız daha farklı düşünür. Geçen gün onu bir karikatürde gördüm. İki kız başka bir kızın bir adamla buluşmasına bakar. Altyazı şöyle der: “Adamın ona âşık olduğuna eminim. Kız her gün ona telefon ediyor.”
Verecek hiçbir şeyim yok teması duygusal yetersizliğin bir göstergesi olarak her türlü çeşitlemeyle geri döner. Kendi kendinden kuşkulanmada, gelecekle ilgili tüm kaygı su yüzüne çıkar:

1) Onu mutlu edecek daha iyi birini hak ediyor.
2) Benden beklediklerini ona veremem.
3) Her zaman çevresinde olursam benden çabuk sıkılacaktır.
4) Onun gibi bir adam için ben ne ifade edebilirim ki?
5) Yakında numaracının teki olduğumu anlayacaktır; benim bu parıltıdan başka hiçbir şeyim yok.

Bu yakalanma ya da kusurlu bulunma korkusu pek çok kadın tarafından yaşanır ama bu aşırı güven ya da kendinden emin olma paravanı cılız bir ego için yetersiz bir korumadır, Fransızların dediği gibi, bayramlık bir giysidir. Korku, bedensel ve zihinsel hemen hemen tüm niteliklerle ilgilidir ve kadınların, cezbetmek istedikleri erkeklerin yanında kendileri olmalarını engeller. Böyle bir kadın, gerçek ya da hayali eksikliklerinin farkına vardığında, çoğunlukla panikler. O zaman kadın, çevresi tarafından beğenilmenin gerçek sıcaklık için kötü bir ikame, sohbetinin sığ, kişiliğinin yüzeysel ve anlamsız olduğunu düşünür. “Bir kadın olarak başarısız” olduğunu anladığı zaman erkeğin ona güleceğinden ya da ona duyduğu ilgiyi yitireceğinden korkar.
“Güzel değilim, zeki de değilim. Foyam meydana çıkacak ve o benim bir sahtekâr olduğumu anlayacak diye onunla ciddi konuları konuşmaktan korkuyorum. Yapabileceğimin en iyisi yapay bir paravanadır.” Burada adamın onu o olduğu için değil, ona rağmen seveceği umudu vardır. Kadın kendisini adama layık hissetmez ve acıklı itirafını şu sözlerle bitirir: “Dengeleyici hiçbir özelliğim yok.” Böyle bir kendini küçültme doğal olarak bir savunmayı zorunlu kılar.

Özellikle erkeklerle olan ilişkilerinde başarısızlık, kendi şanslarını yok etme ve engellenmiş bir duruma gelme istemi, uygarlığımızdaki pek çok kadında apaçık ortadadır.
Burası, hangi psikanalitik araştırmanın bu duygusal tutumun belirgin özelliklerini ortaya çıkardığını, bunun güdülerinin bireyin yaşam öyküsünde nasıl aranması gerektiğini ve birçok duygusal faktörün birleşmesinin ve işbirliğinin nasıl genelde mazoşizm sonucuna yol açtığını göstermenin yeri değil. Böyle olmakla birlikte bu, bazı kadınların evlilik olasılığıyla karşı karşıya kaldıkları zaman kullandıkları bazı mazoşistik mekanizmaları açıklayan konumuzla ilgilidir.

Kendi kendinden kuşkunun, özeleştirinin ve kendini beğenmemenin bilinçdışı özyenilginin gelişmesinde oynadığı başrolü daha önce tartıştık. Tüm bu özellikler bazen bilinçli olmakla birlikte genellikle (varlıkları ve duygusal etkileri anlamında) kadın için saklı kalır; bunlar bireyin içinde gizlice çalışırlar. Psikanalitik deneyim, bu özelliklerin etkilerinden başlayıp geriye, gizli duygusal güdülerine doğru giderek onların âlemine girebileceğimizi gösterir.
Daha önce sözü edildiği gibi, bir kadındaki bilinen mazoşistik kendinden kuşku duyma mekanizmalarından biri, onun erkekle yer değiştirmesidir. Değeri düşen yalnızca erkeğin nitelikleri değildir. Kadın erkeğin ona olan aşkından kuşku duymaya başlar. Onunla evlenmek isteyen erkekle mutlu olup olamayacağını sorgular. Kadın erkeğin davranışlarını ve kişiliğini eleştirir, onda başka hatalar bulur ve kendisine onu gerçekten sevip sevmediğini sorar. Çoğu zaman kendi sevgisinin gerçek niteliğinin belirsizliğine takılan kadın bunu sınamaya ve erkeğe inceden inceye zihinsel işkenceler yapmaya başlar. Kadın kendisini birdenbire çeker ve her türlü kuruntunun ve kararsızlığın etkisi altındaymış gibi görünür. Elbette, erkekle ilgili kuşkunun yerinde olduğu birçok vaka vardır ama deneyimli bir psikanalist aşırı kuşkuyu tanıyabilir.

Theodor Reik
Aşk ve Şehvet Üzerine
Cinslerin Duygusal Farklılıkları
İngilizce aslından çeviren: Ali Kılıçlıoğlu [Say Yayınları]


1- Madame de Staël (1766-1817) Fransızca yazan, yaşadığı yüzyılda Avrupa edebiyatını etkileyen İsviçreli yazar. (Ed.n.)
2-  G. Stanley Hall tarafından aktarılmıştır, Adolescence, Cilt II, s. 619.

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz