Tarihsel Bakımdan Denetim Toplumları Nedir? – Gilles Deleuze

Foucault “disiplin toplumları”nı 18. ve 19. yüzyıllara yerleştirmişti. Bu toplumlar doruk noktalarına Yirminci Yüzyıl başlarında varmışlardı. Bu toplumlar, geniş ve yaygın kapatıp-kuşatma mekânları düzenlemeleriyle ayırdedilirler. Birey hiç durmadan, her biri kendi yasalarına sahip olan bir kuşatma mekânından öbürüne geçer;

Devamı…Tarihsel Bakımdan Denetim Toplumları Nedir? – Gilles Deleuze

Medyaya Nasıl Direnilir? – Ulus Baker

Enformasyon, pazarlama, haber, reklamcılık, iletişim, kampanya, kamuoyu… Her şeyden önce bu sözcükleri bizzat medyanın günlük hayatımıza, ekonomik-siyasî ve toplumsal retoriğimize dahil etmiş olduğunu hatırlatmakta yarar var. Genel yönelim, bu sözcüklerin herbirine yüklenen “olumlu” anlamın mutlaklığına duyulan hayranlıktır.

Devamı…Medyaya Nasıl Direnilir? – Ulus Baker

Ulus Baker: Devlet, kendini destekleyenleri umutla, diğerlerini ise korkuyla yönetir

Ulus BakerHer iktidar insanlarda duygular ve tutkular uyandırarak çalışır. Umut ile korku bu duyguların en belirginleridirler. Ama iktidar bunları “kederli” duygular haline dönüştüren, yani insanların, bendeler olarak güçlerini ve kudretlerini azaltmaya, azımsamaya yarayan temel unsurdur.

Devamı…Ulus Baker: Devlet, kendini destekleyenleri umutla, diğerlerini ise korkuyla yönetir

Sevginin Nefretle İlişkisi: Spinoza ve Aşkın Diyalektiği – Ulus Baker

SpinozaSpinoza’ya göre bütün duygular üç temel duyguya indirgenebilirler ve onların kombinasyonlarından ibarettirler… Varolma ve eyleme gücüm (arzu), bu gücün artışı (sevinç) ve azalışı (keder). Bu son derecede bedensel bir durumdur çünkü Spinoza duygulanışların hem bedeni hem de ruhu ifade ettiklerine inanıyordu. Ve bütün diğer duygular bu temel duygulardan türetilebilirler: böylece sevgi “dış bir nedenin fikri eşliğinde yaşanan sevinç”, nefret ise “dış bir nedenin fikri eşliğinde yaşanan keder” oluyor. Bu, yukarıdaki tuhaf önermelerin anlamını kavramamızı sağlamaktadır: eğer birinin beni sevdiğine inanırsam ve kendimde bunun için bir neden bulamıyorsam, onun sevgisine inanmamın bende uyandırdığı sevincin nedenini kendimde değil başka bir yerde, yani onda bulabileceğim anlamına gelir bu.

Devamı…Sevginin Nefretle İlişkisi: Spinoza ve Aşkın Diyalektiği – Ulus Baker

Yaralarım benden önce vardı, ben onları bedenimde taşımak için doğmuşum – Ulus Baker

Martin HeideggerMetafiziği altetmek, demişti Heidegger, imkânsız! O, basit bir felsefi eğitim yöntemi değildir. Sanki birilerinin fikrini, kanaatini reddediyormuş gibi onu silip atamazsınız. Nietzsche’nin “hakikat sorunu” konusunda vurguladığı gibi, Dünya’nın Batısında yaşayan bir insan türü “metafizik” olmadan değil düşünmek, yaşayamaz bile. Bilginin “bir şeyleri bilmesi” modern metafizik varlıkbiliminin temelini atan Descartes’tan beri, Batı düşüncesinde neredeyse Varlığın tanımının ta kendisi haline geldi. Tanım ise kesinliktir.

Devamı…Yaralarım benden önce vardı, ben onları bedenimde taşımak için doğmuşum – Ulus Baker

Bilimsel Kuşkudan Bilimden Kuşkuya Doğru – Ulus Baker

Ulus Baker1. “Angelus Novus”
Çok fazla gerilere, sözgelimi Uzakdoğuya ya da Antik Yunanlılara kadar geri gitmeden, hâlâ içinde yaşamaya çabaladığımız uygarlığın henüz alacakaranlıklar içinden seçilebildiği, bugünden geriye doğru baktığımızda, modern, ussal ve tekno-bilimsel dünyanın ilk belirtilerini tespit edebildiğimiz bir an, aynı zamanda belki de insanlık tarihinin en büyük kırılmasının çağını açıyordu. Bu an, Galilei’nin Discorsi’sinin ünlü “yöntembilimsel” formülünde tespit edilebilir: “Doğa, matematiğin diliyle yazılmış bir kitap gibidir, bu dili öğrenmeliyiz.”

Devamı…Bilimsel Kuşkudan Bilimden Kuşkuya Doğru – Ulus Baker

“Önemli olan yargılamak değil; anlamaktır!” Spinoza: Hayatın Geometrisi – Ulus Baker

SpinozaFelsefenin büyük kitaplarının harikulade bir özelliği, hem “sokaktaki insan”ın okuyup anlayabileceği, hem de yalnızca işin “jargonundan” haberdar olan uzmanların, yani felsefecilerin başedebileceği iki ayrı düzlemde yazılmış olmalarıdır. Yayın dünyamıza üçüncü kez sessizce giren Spinoza’nın Ethica’sı işte bu tür kitaplar arasında belki de tarihsel önemi en yüksek olanlardandır. Sokaktaki insanın anlayabilmesi bütün teknik okuma zorluklarına karşı, yalnızca mümkün değil, zorunludur, çünkü orada yalnızca ve yalnızca –herkesin doğal olarak “fikir sahibi” olduğu– “günlük hayattan”, “yaşam pratiğinden”, “tutkulardan”, “imgelemden” ve “bireysel ya da kollektif” yaşamdan bahsediliyor. Buna karşın, ilk bakışta sokaktaki okuyucuyu belki de dehşete düşürebilecek sunuluş biçimi, sürekli olarak Tanrı’dan, Tözden, Sıfatlardan bahsedilmesi okurun cesaretini kırabilir.

Devamı…“Önemli olan yargılamak değil; anlamaktır!” Spinoza: Hayatın Geometrisi – Ulus Baker

Ulus Baker: Bach ile Spinoza karşılaşmış olsalardı birinin müziğine ötekinin felsefesine ne olurdu?

Ulus BakerBöyle bir karşılaşmayı düşleyenler (mesela Hollandalı Rabbi De Cardozo) benden önce vardı… Ayrıca Deleuze’ün Spinoza üstüne kitabını (Felsefede Ekspresyonizm: Spinoza) “Spinoza Barok muydu?” başlıklı bir bölümle bitirdiğini, ancak sonuçta Barok ile Leibniz’i buluşturmakla yetindiğini de hatırlıyoruz. Bach döneminde, işlevleri ne olursa olsun müzik bir “saf afektler” dünyasıdır ve belki Spinoza’nın Ethica’sının III. bölümü, yani De Affectibus bu müziğin bir “topolojisini” sunabilir… Çünkü bu bölüm bir “duygulanışlar bestesi” olarak okunabiliyor ve konunun bütün sevimliliğine, Spinoza’nın maksimum sevinçlere erişmenin yollarını bulma konusundaki kararlılığına rağmen bu beste, bir zamanlar Louis Althusser’in yazdığı gibi, “insanın sırtından soğuk terler” akıtmayı, Deleuze’ün dediği gibi “ensemizden giren bir yılanın ürpertisi” olmayı hala bırakmamış…

Devamı…Ulus Baker: Bach ile Spinoza karşılaşmış olsalardı birinin müziğine ötekinin felsefesine ne olurdu?

Ulus Baker’le arzu ve istek üzerine bir konuşma: “Köpeğin bakış açısı nedir diye kendimize bir soru soramayız”

Ulus BakerArzu ve İstek kavramlarının başlığa girme sebebi, hakikatinde arzusuz hiçbir şeyin yapılamıyor olması. Özellikle beşeri, hayvani ya da bitkisel bile diyebilirim, arzu tamamen yaşamın temel bir unsuru ve elemanı, özü gibi. Kuşkusuz sanatsal, bilimsel ve felsefi üretim de bunların dışında asla düşünülemez. Mesela şu an buraya gelişiniz, mecbur olanlar da dahil olmak üzere. Başlığı böyle açıklayabilirim. Ve bu süreç içerisinde de yalnızca sanattan bahsedecek değiliz. Ağırlıkla felsefi, tarihsel ve sosyolojik konuşmamız olacak. Konunun değişik alanlarında dolaşacağız. Bazı temel mefhumları kırılma noktaları gibi tartışmayı düşünüyorum. 3-4 temel mefhum var aklımda tartışacağımız.

Devamı…Ulus Baker’le arzu ve istek üzerine bir konuşma: “Köpeğin bakış açısı nedir diye kendimize bir soru soramayız”

Siyasal Alanın Oluşumu Üzerine Bir Deneme – Ulus Baker

Ulus Baker“Uzakdoğu uygarlığında “şiddet” fikri çok farklıdır; “doğrudan eylem” dışlanır “dolaylı eylem” övülür. En iyi tahsildar Çin’de en iyi vergi toplayan değil, vergi toplarken en az can yakandır; en iyi komutan en iyi savaşan değil, döneminde pek mesele çıkmayacak kadar talihli olandır… Bu Batı’nın erdem sorunsalıyla karşıt bir durum: Aristo’da erdem kendi alanında başarıyla ölçülürdü ama başarı tanımlanmış bulunan işini iyi yapmaktı… Doğrudan eylem; Batı uygarlıklarında kuru tarım, topyekûn hasat; dolaylı eylem, Çin tarımı, entansif; musonları bekler, tek tek bütün pirinç saplarıyla ve taneleriyle uğraşır… Batı tıbbı; kesme, dikme ve delme; Çin tıbbı, uzaktan, yakma ve akupunktur… Batı’da kürek, Uzakdoğu’da yelken… Batı’da sürü-kitle çobanlığı, Uzakdoğu’da çobanlık yok-daha doğrusu manda çobanı çocuklar-genellikle sürünün kaplan tarafından kapılmalarını engeller…”

Devamı…Siyasal Alanın Oluşumu Üzerine Bir Deneme – Ulus Baker

Yılmaz Güney Sinemasının Bir Özelliği Üstüne – Ulus Baker

yilmaz-guneyYılmaz Güney sinematografisini ayırdeden bir özelliği, “vurdulu kırdılı” (“Çirkin Kral” dönemi mi?) diye tanımlanan ilk filimleriyle Umut, Arkadaş gibi filmleriyle başlayan sonraki süreç arasında yapılan bütün ayrımların ötesinde yer alan sürekliliğidir. Bu süreklilik aynı zamanda modern politik sinema adı verilebilecek ve Güney’in bir taraftan Latin Amerikan sinemasıyla, öte yandan Rocha gibi etno-poetik belgeselcilerle paylaştığı bir filmografik tarza cevap veriyor. Bu tarz politikanın en kolay belki de Üçüncü Dünya’da farkedilebilen çok özel bir görünümünü doğrudan paylaşmasıyla kavranabilir. İçerdiği Romantizm etkisi, Yeşilçam klişelerinden pek de uzak olmadığı filimlerde bile politik yaşam konusundaki bu güçlü içeriği hissettirebilir.

Devamı…Yılmaz Güney Sinemasının Bir Özelliği Üstüne – Ulus Baker

Korkunun Egemenliği ve Fransız Felsefesinin Sonu – Ulus Baker

Ulus BakerSpinoza’ya göre korku, bir uyarıcı olmakla birlikte insana öyle akıl fikir veren bir ruh hali değildir: Aristo’nun felsefenin doğuşunu kuşkulardan ve korkulardan, giderek meşakkatten uzak bir ortama bağladığı da hatırlanmalı.

Derrida’nın sessizce yitip gidişi çoğu kişiye “kim kaldı ki?” sorusunu sorduruyor. Elbette bazı adlar sayılabilir ve felsefenin metinleri, şu ya da bu şekilde asırlar boyu yaşamlarını sürdürürler. Bu sürdürme üstelik çoğu zaman bir çoğalma, tartışılarak yeniden işlenme halinde cereyan eder. Derrida ile birlikte bu sürecin çok ilginç bir akademik kisveye, bir muhafazakarlığa değilse bile, eserinin yalnızca muhafaza edilmekle kalmayacağı bir çehreye büründüğünü, bu durumun ona diğer Fransız filozoflarına pek tanınmayan bir ayrıcalık tanıdığını kaydetmek gerekir.

Devamı…Korkunun Egemenliği ve Fransız Felsefesinin Sonu – Ulus Baker

İnsan Hakları Yazıları: Zayıf Düşünceye Karşı Hak ve Kudret – Ulus Baker

Ulus Bakerİktidarın ve gücün ‘hukuki model’ çerçevesinde tanımlanması, onu bir ‘aidiyet’ ve ‘mal’ mertebesinde ele almaya yol açmakla kalmaz, aynı zamanda ‘ona sahip olmayanlar’ın bir ‘yoksunluk’ özelliğiyle tanımlanmasına kadar işi vardırabilir. Buna göre iktidarın aritmetiğinde ‘ya hep ya hiç’ ilkesi geçerli kılınır iktidara sahip olmayan yönetilmektedir, yani pasiftir. Sahip olan ise, ister yönetici sınıf olsun isterse devlet gücünü elinde bulunduran bir kişi veya grup, yönetmektedir, yani aktiftir. Bu kadar yalın ve basit bir kavrayışın aslında kuramsal ve pratik açılardan bir felaket olduğunu görmek pek zor değildir: hiç değilse, La Boetie’nin ‘Gönüllü Kulluk Üstüne Konuşma’sından başlayan bir dizi eser insanların ‘yönetilmek’ ve ‘kullaşmak’ için ne kadar büyük güçler harcadıklarını, boyun eğmenin bir ‘hiçlik’ten, ‘yoksunluk’tan ibaret olmayıp, tarih boyunca insanların en çok uğraştıkları mesele olduğunu gösteriyor.

Devamı…İnsan Hakları Yazıları: Zayıf Düşünceye Karşı Hak ve Kudret – Ulus Baker

Milliyetçilikler Üzerine Notlar: Modernliğin son görüntüsü “yabancı korkusu” – Ulus Baker

Ulus Baker1. Çağımız, kitleler karşısında duyulan bir korku içinde. Bu korku bir taraftan devletçi bir mutlakçılığın imgelerini, öte yandan kamu vicdanının elektronik bir denetimini de birleştirmekten geri kalmıyor. Bu korkunun öteki kutbundaysa “devrimci” şiddet (bunun ‘sosyalizm’ çerçevesinde kurulmuş olmasının zorunlu olmadığı da artık günümüzde, İslam ve milliyetçilikler sayesinde ortaya çıkıyor) ya da terörizm yer alıyor. Her ne hal ise, “totaliterlik” söylemlerinin belli bir süre oluşturduğu mitos, varlığını farklı düzlemlerde sürdürmeyi seçiyor. Geçmişe, özel olarak sosyalizmin geçmişine oranlıyor kendini. Ancak “totaliterlik” tezlerinin içselleştirilmiş oluşunun, “milliyetler” sorununun patlayışını yaşayan günümüzde bazı varsayımlar uyandırabilme konusunda özel bir yeteneği var.

Devamı…Milliyetçilikler Üzerine Notlar: Modernliğin son görüntüsü “yabancı korkusu” – Ulus Baker