“Her yoksullukta bir yalnızlık vardır!” Evetle Hayır Arasında – Albert Camus

Cennetlerin yalnızca yitirilmiş cennetler olduğu doğruysa, bugün içimden çıkmayan şu hoş ve insandışı şeyi nasıl adlandırmalıyım, bilmiyorum. Bir göçmen yurduna döner. Bense, anımsıyorum. Alay, katılık, her şey susuyor, işte yurduma dönmüştüm. Durmamacasına mutluluğu düşünmek istemiyorum. Böylesi çok daha basit, çok daha kolay.

Devamı…“Her yoksullukta bir yalnızlık vardır!” Evetle Hayır Arasında – Albert Camus

Albert Camus: “Önemli olan insanca ve basit olmak. Hayır, gerçek olmaktır…”

Albert-Camus“Şu saatte, tüm ülkem bu dünya. Bu güneş ve bu gölgeler, bu sıcak ve havanın derinliklerinden gelen bu soğuk: her şey gökyüzünün tüm doluluğunu acıma duyguma doğru boşalttığı bu pencerede yazılı olduğuna göre, ölen bir şey var mı, yok mu, insanlar acı çekiyorlar mı, çekmiyorlar mı diye düşünmem gerekir mi? Şunu söyleyebilirim, az sonra da söyleyeceğim: önemli olan insanca ve basit olmak. Hayır, gerçek olmaktır önemli olan, hepsi girer bunun içine, insanlık da, basitlik de.

Devamı…Albert Camus: “Önemli olan insanca ve basit olmak. Hayır, gerçek olmaktır…”

Albert Camus: “Yaşama umutsuzluğu yoksa, yaşama aşkı da yoktur…”

Albert-CamusPalma’da gece, yaşam yavaş yavaş pazarın ardındaki şarkılı kahveler semtine doğru akıyor: içlerinden ışık ve çalgı sesleri sızan panjurlu kapıların önüne gelininceye kadar karanlık ve sessiz sokaklar. Bu kahvelerden birinde bir geceye yakın bir zaman geçirdim. Dikdörtgen biçimli, yeşile boyanmış, pembe çelenklerle süslenmiş, çok basık ve küçük bir salondu. Ahşap tavan küçük küçük kırmızı ampullerle kaplıydı. Bir orkestra, renk renk şişeli bir bar ve omuz omuza, ölümüne sıkışmış insanlar bir mucize sonucu yerleşmişlerdi bu küçük alana. Tüm müşteriler erkekti.

Devamı…Albert Camus: “Yaşama umutsuzluğu yoksa, yaşama aşkı da yoktur…”

“Bunlara katlanamadığı için öldürür insan kendini…” Alay – Albert Camus

Albert-Camusİki yıl oluyor, yaşlı bir kadın tanımıştım. Bir hastalık geçiriyordu, bu hastalıktan öleceğini sanmıştı. Tüm sağ yanına inme inmişti. Yalnız bir yarısı bu dünyadaydı, öbür yarısı şimdiden yabancıydı kendine. Kımıl kımıl, geveze bir ihtiyarcıkken, sessizliğe, kımıltısızlığa gömmüşlerdi onu. Uzun günler boyunca yalnızdı, okuması yazması yoktu, pek bir duyarlığı da yoktu, tüm yaşamı Tanrıya yöneliyordu. İnanıyordu ona. Bunun kanıtı da bir tespihi, kurşundan bir İsa heykelciği, bir de mermer çamurundan bir çocuğu taşıyan bir Aziz Yusuf heykelciği bulunmasıydı. Hastalığının iyileşmez olduğundan kuşku duyuyordu, ama hiç de gerektiği gibi sevmediği Tanrı’ya güvenerek, kendisiyle ilgilensinler diye iyileşmez olduğunu söylüyordu.

Devamı…“Bunlara katlanamadığı için öldürür insan kendini…” Alay – Albert Camus

Albert Camus: “Yaşıyor muyum, yoksa anımsıyor muyum, bilmiyorum artık”

AylanCennetlerin yalnızca yitirilmiş cennetler olduğu doğruysa, bugün içimden çıkmayan şu hoş ve insandışı şeyi nasıl adlandırmalıyım, bilmiyorum. Bir göçmen yurduna döner. Bense, anımsıyorum. Alay, katılık, her şey susuyor, işte yurduma dönmüştüm. Durmamacasına mutluluğu düşünmek istemiyorum. Böylesi çok daha basit, çok daha kolay. Öyle ya, unutuşun ta dibinden kendime doğru çektiğim bu saatlerden, arı bir coşkunluğun, sonsuzluğa asılmış bir dakikanın el değmemiş anısı kalmış her şeyden önce. Bende gerçek olan yalnızca bu, bense bunu hep iş işten geçtikten sonra anlıyorum. Bir el devinisinin gevşemesini, görünümde bir ağacın uyumunu severiz. Ve tüm bu aşkı yeniden yaratmak için, tek, ama yeterli bir ayrıntı vardır elimizde: fazlasıyla uzun zaman kapalı kalmış bir oda kokusu, yolda garip bir ayak sesi. Benim için de böyle. O zaman kendimi vererek seviyorsam, yalnız aşk bizi kendimize getirdiğine göre en sonunda kendi kendimdim.

Devamı…Albert Camus: “Yaşıyor muyum, yoksa anımsıyor muyum, bilmiyorum artık”