Oya Baydar: “Beynimizi, yüreğimizi, ahlakımızı başkalarına teslim etmeyi marifet saymak”

Ölü Bir Sincaba Ağıt
Akçakavaklar pamuklamaya başladığında tüylü görkemli kuyruğu, titrek bıyıkları, sincabî rengiyle ilkbaharın cümbüşüne katılırdı. Bodur meşelerin ve ulu gürgenlerin altına oturduğumuzda, meşe palamutu ve çam kozalağı stoklarının kıyıda köşede kalmış son taneciklerini küçük ön patilerinin arasına alıp kemirirken, üstümüze kavak pamukçuklarından haziran karları yağdırırdı. Birden, okuduğumuz kitabın sayfaları arasına düşen bir palamut parçasından, yarısı dişlenmiş bir fındıktan, mevsimsiz bir kozalaktananlardık orada olduğunu. Sokağın köşesindeki mahalle fırınından aldığımız, ninelerimizinkini anımsatan kurabiyelerden küçük parçalar koparıp ağacın tam dibine koyar, sessiz ve hareketsiz beklemeye başlardık.

Devamı…Oya Baydar: “Beynimizi, yüreğimizi, ahlakımızı başkalarına teslim etmeyi marifet saymak”

“Bir başka zaman, bir başka yerde, bir başka ben…” Duvar – Oya Baydar

“Oradaydım!” Duvarı yirmi yaşımın sonsuz umutları, sarsılmaz inancı, küstah pervasızlığı ve müthiş saflığıyla, taş taş, tuğla tuğla, ellerimle ördüm  ben. İnsanı, tarihi, umudu, inancı ve yenilgilerimizi, her şeyi metalaştıran  kapitalizmin, duvardan koparılmış irili ufaklı taşlar, anı fotoğrafları ve  göğüslerinde “9 Kasımda oradaydım” yazılı tişortlarla açtığı duvar dibi  pazarında dolaşırken, “Ben de oradaydım,” diye düşündüm. “9 Kasım 1989’da değil, 1961 Ağustosu’nda, orada, duvarı örüyordum ben.”
Duvar, panzerlerin korumasındaki milisler ve işçiler tarafından bir gecede örüldü aslında  Brandenburg Kapısı, iki duvar arasında, ürkütücü bir yalnızlıkla çevrili  kalıverdi. İnsanların dehşet dolu şaşkın bakışları ve boyun eğiş alkışları  eşliğinde, duvar birkaç günde yükseldi. Fabrikalardan, okullardan, gençlik  örgütlerinden tabur tabur, gönüllü ve coşkulu giden bizler, ellerimizdeki  tuğlalar, malalar, harçlarla çoktan bitmiş yapıya gereksiz yeni taşlar  koyarken, “Ben de oradaydım,” diyebilmek, orada olmanın onurunu tarih önünde  taşıyabilmek istiyorduk. İçine kötülüğün, sömürünün, baskının, eşitsizliğin  giremeyeceği sağlam bir korunak; faşizme ve kapitalizme karşı Çin Seddinden daha görkemli bir kale örüyorduk inanç ve bağlılığımızla.

Devamı…“Bir başka zaman, bir başka yerde, bir başka ben…” Duvar – Oya Baydar

Haraç Mezat, Paramparça – Oya Baydar | Dünya bir pazar olmaktan çıkamadı mı binlerce yılda?

Bitpazarı, kentin en güzel yaya köprüsünün ayakları dibinden başlayıp ırmağın sol yakası boyunca uzanır. Yaz kış, yağmur soğuk demeden, her cumartesi, Afganlıların Fransızlara, Almanların Çingenelere, Polonyalıların Türklere karıştığı bir renk, dil, ırk ve halklar cümbüşüdür. Main ırmağının kenarında, özenle budanmış bodur çınarların altında, saf ipek Hint sarileri Amerikan piyade üniformalarına; tülden, dantelden gelinlikler yaldız işlemeli Özbek takkelerine; patiska gecelikler beyaz yakalı, çıpalı bahriyeli kazaklarına, ince naylon çamaşırlar meşin punk ceketlerine sarılır.
Kırık dökük Bohemya kristallerinin yanıbaşında Afrika maskları, Gineli tanrı heykelcikleri, Mozambikli, Seyşelli midye kabukları, Kütahyalı çiniler, şaşırtıcı bir uyum içinde geç kalmış, belki de hiç gelmeyecek alıcılarını bekler. Belle Epoque afişlerindeki kankancı kızların yıldızları işaret eden ince uzun bacakları, yerde döküntüler arasında yatan kolu bacağı kırık taşbebeklere nispet yapar.

Devamı…Haraç Mezat, Paramparça – Oya Baydar | Dünya bir pazar olmaktan çıkamadı mı binlerce yılda?