Mevlana’dan Şems’e Mektup: “Çöldeyim, susuzum, Kuyularda Yusuf’um…”

sems-jpegSeni ne huzuru arayanlara, ne huzuru bulanlara, ne de huzurdan kaçanlara sordum. Güneşin sıcaklığını en iyi kim anlatabilir? Sıcaktan düşüp bayılan mı? Hayır, onun aşkı zayıftır. Güneşe yolculuk yapan mı? O da değil, gitse gitse nereye kadar gidebilir ki? Gölgeye sığınanlara ise güneşi hiç sormamalı.

Devamı…Mevlana’dan Şems’e Mektup: “Çöldeyim, susuzum, Kuyularda Yusuf’um…”

Bir Anadolu Hümanisti Mevlana: Ayrılık üzerine değil, kavuşma üzerinedir sözümüz bizim…”

Mevlana Radi fişRadi Fiş
”Celaleddin’in müridleri, kendilerinden biri öldü mü, cenazeyi sema ederek, neyler çalıp besteler okuyarak kaldırıyorlardı; cenazenin önünde de imamlar, hafızlar değil, sazendeler, hanendeler gidiyordu. Çünkü cenazenin önünde giden imam, ölünün müslüman olduğuna tanıklık ederdi; sazendeler ve hanendelerse, onun müslümanlığından başka bir de aşık olduğuna tanıklık ederlerdi ve herkesin bildiği gibi aşıklar ölmezlerdi.
Ayrılık üzerine değil, kavuşma üzerinedir sözümüz bizim…”

Devamı…Bir Anadolu Hümanisti Mevlana: Ayrılık üzerine değil, kavuşma üzerinedir sözümüz bizim…”

Tasavvuf Düşüncesi, Alevilik, Batinik ve Vahdet-i Vücut – Orhan Hançerlioğlu

İslamsal disiplin içinde oluşmuş bulunan tasavvuf deyimi, genel olarak, iki öğeyle açıklanmaktadır. Bunlardan biri varlık birliği (Ar. Vahdet-i vücut) felsefesi, ikincisi dinin yüzeyiyle yetinmeyerek derinliklerine inme eğilimidir. Ne var ki bu öğelerin ikisi de İslamsal tasavvufun başlangıcında geçerli değildirler, akıma zamanla katışmışlardır. İslamsal tasavvuf, ilkin, Batı’da da görüldüğü gibi, dinsel yaşamın aşırı, ama zorunlu bir sonucu olan gizemcilik (Fr. Mysticisme)’le başlamıştır. İlk mutasavvıflar dinsel yaşamı, içlerine kapanarak, bireysel olarak ve ruhsal [sayfa 144] yanlarıyla yaşamak isteyen aşırı sofulardı. Bu sofular, varlık birliği felsefesinden habersiz oldukları gibi kutsal kitabın açık anlamlarının altındaki gerçek anlamlarını bulup çıkarmak isteğini de duymamışlardı. Amaçları, sadece, aşırı bir Müslüman olarak, dünya işlerinden el etek çekip bütün gün ve gecelerini dinsel bir yaşama vermekti.

Devamı…Tasavvuf Düşüncesi, Alevilik, Batinik ve Vahdet-i Vücut – Orhan Hançerlioğlu

Mevlana Celaleddin Rumi, Yaşamı, Yapıtları Düşüncesi, Tasavvuf Anlayışı ve Mevlevilik

Tatlı bir ömür gibi gitmeye niyetlendin
ayrılık atını eğerledin inadına.
Git yeni ülkeler gör büyülü diyarlarda gez.
Ama benimle eğleştiğin toprakları da unutma hatırla emi!
.
Gittin ey sevgili şimdi yollardasın
Ayın değirmisini başına yastık yapmış uyumaktasın
güzel uykular renkli düşler seninle olsun
ama bir zamanlar dizlerimde yattığını da unutma hatırla emi.

Mevlânâ Celaleddin-i Belhi Rumi (Farsça:مولانا جلال الدین محمد رومی Mevlānā Celāl-ed-Dīn Muhammed Rūmī; 30 Eylül 1207 de doğmuştur. 17 Aralık 1273te ölmüştür.), İslam ve tasavvuf dünyasında tanınmış bir Fars[1][2](Bazı araştırmacının iddialarına göre Tacik)[3] Mevlevilik’in öncüsü tasavvuf yolunda aydınlanmış, tüm dinlerin özünün aynı olduğunu, hepsi gibi, Tanrıyı içimizde aramamızı ve evrenle bir olduğumuzu söyleyen  şair, düşünce adamı.

Devamı…Mevlana Celaleddin Rumi, Yaşamı, Yapıtları Düşüncesi, Tasavvuf Anlayışı ve Mevlevilik