Aziz Nesin’in, Leo Tolstoy’un “İtiraflarım” Adlı Eserine Dair Düşünceleri: “İçtenlikli bulmadım”

İtiraflarımJ. J. Rousseau’nun itiraflarıyla – belleğimde kaldığı kadarıyla- L. N. Tolstoy’un itiraflarını karşılaştırınca, aşağı yukarı, hem de yüzelli yıl sonra yaşamışken, Tolstoy’unkini yeterince içtenlikli bulmadım. Nedeni şu: itiraf insanın kendine yazdığı, kendi için yazıyormuş, sanki başkaları okumayacakmış gibi bir yazı olmalıdır bence. İnsanın kendi başına kendi kendisiyle konuşması gibi, günah çıkarma hücresinde günah çıkarır gibi bişey… Oysa L. N. Tolstoy İtiraflarımda, kendine değil başkalarına kendini anlatıyor. Böyle olunca da doğal olarak içtenlikli olmuyor.
Benimkisi bir haddini bilmezlik örneği. Koskoca Tolstoy’u eleştirmek senin haddine mi kalmış!

Devamı…Aziz Nesin’in, Leo Tolstoy’un “İtiraflarım” Adlı Eserine Dair Düşünceleri: “İçtenlikli bulmadım”

Tolstoy: İnsanlar ışıktansa karanlığı daha çok severler, çünkü yaptıkları şeyler fena şeylerdir

Lev TolstoyBen de Budizm’i ve İslam’ı kitaplardan inceledim. En çok da Hıristiyanlığı gerek kitaplardan gerekse de etrafındaki insanlardan inceledim.
Doğaldır ki ilk olarak çevremdeki dindar ve aynı zamanda eğitimli olan insanlara; kilise ilahiyatçılarına, keşişlere, en son görüşleri savunan ilahiyatçılara ve hatta insanlığın günahlardan ve Cehennem azabından Hz. İsa’nın kefaretiyle kurtulabileceğini söyleyen bazı Protestan kiliselerine yöneldim.
Bu inananların peşlerini bırakmadım ve onlara inançları ile yaşamın anlamına ilişkin arılayışlarıyla ilgili olarak sorular sordum. Ancak mümkün olan tüm ödünleri verdiğim ve her türlü fikir ayrılığından kaçındığım halde bu insanların inançlarını kabul etmem mümkün olmadı. Şunu gördüm ki, onların inançları olarak dile getirdikleri şeyler var oluşun anlamını açıklamıyor, daha da içinden çıkılmaz bir hale getiriyordu.

Devamı…Tolstoy: İnsanlar ışıktansa karanlığı daha çok severler, çünkü yaptıkları şeyler fena şeylerdir

Tolstoy: İyilik arzusu aşağlanıyor. Hırs, iktidar düşkünlüğü, kibir, öfke ve intikam saygı görüyordu

Lev TolstoyBir gün gençliğimin o on yıllık dönemini kapsayan dokunaklı ve öğretici hayat hikayemi anlatacağım. Sanırım pek çok kişi de benimle aynı deneyimden geçti. Bütün ruhumla iyi bir insan olmayı arzuluyordum. Ama iyi bir insan olmanın peşinde koşmak için çok genç*, tutkulu ve yalnız, yapayalnızdım. Bu samimi arzumu, yani ahlaki bakımdan iyi bir insan olma arzumu her dile getirişimde aşağılanma ve alayla karşılaştım. Ne zaman adi ihtiraslara teslim oldum, o zaman insanlar beni övdüler ve teşvik ettiler.
Hırs, iktidar düşkünlüğü, açgözlülük, şehvet, kibir, öfke ve intikam – bunların hepsi saygı gören şeylerdi.
Bu hırslara teslim olarak ben de büyüklerim gibi oldum ve bu şekilde onların beni onayladıklarını hissettim.

Devamı…Tolstoy: İyilik arzusu aşağlanıyor. Hırs, iktidar düşkünlüğü, kibir, öfke ve intikam saygı görüyordu

Tolstoy: “Hayatın anlamsız olduğunu anlayacak kadar akıllı bir tek ben ile Schopenhauer mu var?”

Lev Tolstoyİnsanoğlu var olduğu ilk günden beri hayata bir anlam yükledi ve sürdükleri yaşam onlardan bana intikal etti. içimde ve etrafımda olan her şey, cismani olan ya da olmayan her şey, onların hayat bilgisinin birer meyvesi. Benim tam da hayatı değerlendirmede ve mahkum etmede kullandığım düşünce araçlarının hepsi de benim tarafımdan değil, onlar tarafından kat edildi. Ben kendim bu dünyaya onların sayesinde geldim. Onların sayesinde öğrendim ve yetiştim. Demiri onlar çıkardılar, ormanları kesmeyi bize onlar öğrettiler, inekleri ve atları onlar evcilleştirdiler, tahıl ekmeyi ve birlikte yaşamayı bize onlar öğrettiler, yaşamımızı onlar düzenlediler ve bana konuşmayı ve yazmayı onlar öğrettiler. Ve onların bir ürünü olan, onlar tarafından yedirilen, içirilen, öğretilen ben, onların düşünceleri ve sözcükleriyle düşünerek bütün bunların saçmalık olduğunu savundum. “Yanlış olan bir şey var!” dedim kendime.

Devamı…Tolstoy: “Hayatın anlamsız olduğunu anlayacak kadar akıllı bir tek ben ile Schopenhauer mu var?”

Lev Tolstoy: “Ancak hayatın sarhoşluğuna kapılmışsa yaşayabilir insan”

Bir seyyahla, onun çölde karşılaştığı yırtıcı hayvanları anlatan o şark masallarını kim bilmez ki. Seyyah, yırtıcı bir hayvandan kurtulmak için, susuz bir kuyuya atar kendini. Orada, kuyunun dibinde bir ejderha görür, onu yutmak için ağzını açmıştır. Yırtıcı hayvan tarafından parçalanmamak için yukarı çıkmaya cesaret edemeyen, ama ejderha tarafından da yutulmamak için aşağıya atlayamayan bu zavallı, kuyunun duvar taşları arasında yetişen bir dalı yakalar ve ona sımsıkı tutunur.
Elleri uyuşur ve az sonra, kendisini her iki tarafta bekleyen felaketin kucağına düşeceğini hisseder, ama hala sımsıkı yapışıp durmaktadır dala. O sırada biri kara biri beyaz iki farenin, onun tutunduğu dalın çevresinde dolaşıp dalı kemirmekte olduklarını görür. Birkaç dakikası vardır, çalı kopacak ve o da canavarın ağzının ortasına düşecektir. Seyyah bunu görür ve…

Devamı…Lev Tolstoy: “Ancak hayatın sarhoşluğuna kapılmışsa yaşayabilir insan”