Mücahit Gültekin: “Ak Parti bizi kandırmanın çocuk oyuncağı olduğunu biliyor!”

Mücahit Gültekinİslamianaliz sitesi yazarı uzman psikolog Yrd. Doç. Mücahit Gültekin AKP’nin İsrail’le yaptığı anlaşmayla ilgili parti tabanının neden karşı çıkmayacağını kaleme aldı. Gültekin’in yaptığı tespitlerin yerindeliği ve içeriden olması sebebiyle önem arz ettiğini düşünerek  yayınlıyoruz. 

Ak Parti niçin Ramazanda İsrail’le anlaşma yapıyor!Çünkü, artık, bizim mahalleyi ikna etmeye bile gerek olmadığını biliyor. Hangi icraatı yaparsa yapsın, faziletlerini anlatmak için hazır kıta bekleyen yazarları olduğunu biliyor. Koca koca profesörlerin bir MKYK üyeliği için, bir adaylık için nasıl amigolaştığını biliyor.

Devamı…Mücahit Gültekin: “Ak Parti bizi kandırmanın çocuk oyuncağı olduğunu biliyor!”

Oya Baydar: Bu kadar pisliği bize neden yedirdiniz peki?

Oya BaydarRusya’dan özür dilendi; geç de olsa iyi yapıldı. İsrail ile ilişkileri düzeltecek adımlar atıldı; geç de olsa iyi oldu. Darbeci Sisi’nin Mısır’ıyla diplomatik ilişkilerin yeniden kurulacağı rivayet ediliyor; geç de olsa iyidir. “Eyyy Avrupa!” naralanmaları, “Eyyy Batı!” külhanbeyi ağızlarından en azından bir süre vazgeçileceğinin işaretleri var; iyidir. Irak merkezî yönetimiyle de yumuşama varmış; âlâ. Suriye politikasında değişikliğe gidileceği, inattan vazgeçilip Batı paralelinde çözümlere yaklaşılacağı yorumları yapılıyor; inşallah öyledir.

Devamı…Oya Baydar: Bu kadar pisliği bize neden yedirdiniz peki?

Fikret Başkaya: Bu vahşet insanlığın nasıl bir ikiyüzlülük ve aymazlık içinde olduğunu gösteriyor

FilistinFilistin veya neden söz ettiğini bilmek!

Siyonist İsrail Devleti, belirli aralıklarla Filistin’e saldırıyor. (Son beş yılda bu üçüncü). Saldırmak için her seferinde bir bahane uyduruyor. Çocukları, kadınları, yaşlıları, sivilleri vahşice katlediyor. Masum insanların üzerine bomba yağdırıyor, evleri, okulları, hastaneleri, kamu binalarını yerle bir ediyor, istediği kadar insana işkence uyguluyor, istediği kadarını hapse atıyor, halkı susuz, aç ve ilaçsız bırakıyor, dış dünya ile bağını kesiyor… Bu durum sürekli tekrarlanıyor ve “uluslararası toplum”, denilenin bu insanlık vahşetini uzaktan seyrettiğinden “şikayet” ediliyor… Aslında bu durumun nüanse edilmesi gerekir. Veya iki şey : Birincisi, “uluslararası toplum” dedikleri ABD, Avrupa, biraz da Japonya’dan ibarettir.

Devamı…Fikret Başkaya: Bu vahşet insanlığın nasıl bir ikiyüzlülük ve aymazlık içinde olduğunu gösteriyor

Nuray Mert: Yeni Türkiye’nin Şark Ekspresi’nde siyaseti de sona geldi

Gülen ve Erdoğan
Geldiğimiz noktaya; bir büyük arınma süreci diye bakmak da mümkün değil. Şimdilerde yaşadığımız, daha ziyade; Agatha Christie’nin ünlü romanı ‘Şark Ekspresinde Cinayet’ ortamı gibi. Bizimki de, Şark Ekspresinde Siyaset! Sonuçta, kendi tabanı dışında birçok çevreyi, baskılamış/ bastırmış veya küstürmüş/incitmiş, yok saymış bir iktidara karşı olan herkes için bir bıçak darbesi vurma imkânı oluştu.

Devamı…Nuray Mert: Yeni Türkiye’nin Şark Ekspresi’nde siyaseti de sona geldi

Kemal Okuyan: Nerede dünyanın zalim devleti varsa onlarla birlik ol sonra da “hazırız” de!

Tayyip ErdoğanTartışılan, iki ülkenin savaşmasıdır, korkulan da budur.Tayyip’e göre ise önemli olan, kimin üstün geleceğidir!

“Biz hazırız” demiş ve alay edercesine sormuş: “Acaba Suriye hazır mı?”
NATO’ya “müdahale edelim” diye yalvar; sağdan soldan Patriot bataryaları toplayarak kendini güvence altına almaya kalk; İsrail’den Fransa’ya, İngiltere’den ABD’ye, nerede dünyanın zalim devleti varsa onlarla birlik ol, iki yıldır her tür kalleşliğin kurbanı olan bir ülkeye efelen; halk korkusundan her yere koruma ordusuyla git, sonra da “hazırız” de!

İyi numara.

Devamı…Kemal Okuyan: Nerede dünyanın zalim devleti varsa onlarla birlik ol sonra da “hazırız” de!

Fikret Başkaya: “Burjuva uygarlığı yalan, ikiyüzlülük ve çifte standart üzerinde yol alıyor”

Fikret-BaşkayaSuriye’ye saldırının gerekçesi, “halkı diktatörden kurtarmak, oraya demokrasi götürmek”… Eğer “uygar dünya” veya emperyalist kamp, böylesi yüksek insânî kaygılar taşıyor olsaydı, geride kalan yaklaşık 60 yılda sayısız darbeler peydahlamazlar onca kanlı diktatörü sonuna kadar desteklemezlerdi. Dünyanın bu tarafında diktatörlükler her zaman emperyalist Batı’nın en çok tercih ettiği rejimler oldu. Zira, emperyalizmin varlığı demokrasinin engellenmesine bağlıdır. Demokrasi sosyal eşitliği varsaydığı için… Gerçek durum böyledir ama söylem farklıdır. Tabii diktatör emperyalist çıkarlara hizmet etmek kaydıyla… Eğer artık emperyalist çıkarlarına hizmet etmiyorsa, kontrolden çıkmışsa veya çıkma potansiyeli seziliyorsa, anında kanlı diktatör, zalim, halk düşmanı, dünya barışı için tehlikeli, çıban başı, vb. ilan edilir ve artık katli vaciptir. Hemen bir şeytanlaştırma kampanyası başlatılır. Medya devreye sokulur… Panama’da Noriega’nın başına gelen, söylemek istediğime tipik bir örnektir… Kendi çıkarlarına hizmet ettikleri sürece diktatörlere diktatör demezler.

Suriye’de amaç barış değil, kaos

Devamı…Fikret Başkaya: “Burjuva uygarlığı yalan, ikiyüzlülük ve çifte standart üzerinde yol alıyor”

Obama ve Putin Yakın Doğu’yu paylaşıyorlar mı? – Thierry Meyssan*

obamaİngiltere ve Fransa 1916’da Yakın Doğu’yu paylaştılar [ Sykes- Picot anlaşması]. Nerdeyse yüz yıl sonra ABD ve Rusya, bölgedeki İngiliz-Fransız etkisini bertaraf etmeyi amaçlayan yeni bir paylaşım planını tartışıyorlar. Kendi yönetiminde tepki yaratsa da, başkan Obama uluslararası stratejiyi bütünüyle değiştirmeye hazırlanıyor. Tespit şöyle: ABD hızlı artan kaya gazı [ şeyl gaz] ve asvaltlı kumdan petrol üretimi sayesinde enerji alanında bağımsız hale geliyor. Bu da ulusal enerji güvenliği için Körfez petrolüne ulaşma gereği demek olan Carter doktrininin [ 1980] sonu demek. Bu aynı zamanda, Arap Körfezinden petrol akışını sağlama garantisi karşılığında Suudi hanedanını korumayı amaçlayan 1945 tarihli Quincy anlaşmasının da sonu demeye geliyor. Artık bölgeden askeri varlığının önemli bir bölümünü çekip, Çin’i etkisizleştirmek [kuşatmak] üzere Uzak Doğu’ya tranfers etme zamanı gelmiş durumda.

Devamı…Obama ve Putin Yakın Doğu’yu paylaşıyorlar mı? – Thierry Meyssan*

Komprador rejimin mezhepçi dış politikası… – Fikret Başkaya

Ahmet DavutoğluSovyet sisteminin çöküşünün ardından hegemonik güç olan ABD yönetimi bir bocalama dönemi geçirdi. Ne yapacağını bilemedi. Zira “düşmansız kalmıştı”. Oysa hegemonya düşmansız yapamaz. Nitekim Mikhail Gorbaçov’un diplomatik danışmanı Alexandre Arbatov, 1989’da: “Düşmansız bırakarak size en büyük kötülüğü yapacağız” derken söylemek istediği tam bu idi. Artık ABD’li “strateji üreticileri” işsiz kalmışlardı… Yaklaşık 10 yıllık bir kararsızlık döneminin ardından neokonlar aracın direksiyonuna geçmeyi başardılar ve ABD’nin tek süper güç olarak dünyayı biçimlendirmesi gerektiğine karar verdiler.

Devamı…Komprador rejimin mezhepçi dış politikası… – Fikret Başkaya

Gazze: Direnme hakkının terör sayıldığı bir dünya! – Fikret Başkaya

İsrail belirli aralıklarla [ 3-5 yıl] Filistine saldırıyor. Her yaştan savunmasız insanları katlediyor, sınırlı alt-yapıyı tahrip ediyor, geliştirdiği yeni silahları deniyor… Ardından sözde bir ateşkes ilân ediliyor. Güya herkes “derin bir nefes alıyor”. Lâkin kimse Filistin‘e ve Siyonist devlete dair gerçeği söylemeye yanaşmıyor… İşte “önce kim saldırdı”, “ Obama İsrail’in kendini savunma hakkı vardır dedi”, “ateşkeste kim etkili oldu, vb.” Orada söz konusu olan kolonyalist bir işgal değil mi? Eğer kolonyalist bir işgal söz konusuysa, İsrail’in kendini savunma hakkı diye bir şey olur mu? Şu dünyanın haline bir bakın… Aslında dünyanın nasıl bir yalan, kinizm ve ikiyüzlülük üzerinde durduğunu görmek için Filistin’e bakmak yeter…

Devamı…Gazze: Direnme hakkının terör sayıldığı bir dünya! – Fikret Başkaya

Mustafa Peköz: “Türkiye’nin Suriye politikası esasen İsrail politikasıdır”

Suriye’de muhalifler ile Esad Hükümeti arasındaki çatışma sürüyor. Suriye Ulusal Konseyi, Esad’a karşı birliği sağlamaya çalışırken muhalifler bu kez de Kürtler ile çatışmaya başladı. ABD, AB, Rusya ve Çin Suriye’deki gelişmeleri yakından izliyor, peki süreç nereye varacak? Türkiye, Suriye politikasına yön verirken hata mı yaptı?
İslam coğrafyası ve Kürtler üzerine araştırmaları olan Siyaset bilimi konusunda master, sosyal bilimler üzerine doktora yapan ve halen, Fransa’da yaşayan Mustafa Peköz* ile t24’ten  Sibel Yerdeniz bir söyleşi gerçekleştirerek  Suriye’de yaşanan gelişmeler , İsrail’in Gazze operasyonu ve Türkiye’nin tutumu  konusundaki düşüncelerini aldı.

Devamı…Mustafa Peköz: “Türkiye’nin Suriye politikası esasen İsrail politikasıdır”

Reşid Ali: “Özgür Suriye Ordusu ‘özgür’ ise iradesini Amerika’ya, İsrail’e nasıl teslim eder?

Suriye’deki savaş, kimin ve neyin savaşı?

Suriye’de rejime karşı bir devrim savaşı verildiğini zannedenler de, bu savaşın kısa zamanda sona ereceğini zannedenler de kesinlikle yanılır. Şu anda Suriye topraklarında devam eden savaş, birçok ülke hesabına yürütülen bir vekalet savaşıdır. Birçok Arap ülkesi, bölgesel ve aynı zamanda küresel güçlerin bu savaşı, yemek tarifi gibi basit tanımlanamaz. Bu savaş için sadece “rejime karşı devrim savaşı” gibi bir tanımlama ile yetinirsek, korkunç olanı basitleştirmiş oluruz. Şu anda Suriye’de devam etmekte olan bu savaşı, yakıcı bir küresel savaş olarak tarif etmek zorundayız.

Devamı…Reşid Ali: “Özgür Suriye Ordusu ‘özgür’ ise iradesini Amerika’ya, İsrail’e nasıl teslim eder?

“Önyargı, cehalet, kibir bir de iktidardaşlık | Türk Medyasının Suriye Fiyaskosu – Ragıp Duran

Türkiye okuru, Suriye konusunda ne geçmişte ne de bugün doğru dürüst bilgilendirildi. Bu, kasıtlı olarak yapıldı. En uzun kara sınırımız olan komşumuz hakkında, bize oranın gerçekleri değil, Ankara’nın yani Erdoğan-Davutoğlu’nun tercihleri sunuluyor. Arap ve Batı Medyası ise tamamen farklı bir manzara sunuyor. Hele bir de Antakya, Samandağ, Reyhanlı ya da İslahiye civarında dolaşıp insanlarla konuşsanız…

Aslında, politikada ya da diplomaside, hiç bir şey birdenbire meydana gelmiyor. Siyasal, toplumsal, ekonomik, ideolojik her değişim ya da dönüşümün ön belirtileri, işaret ve habercileri, okumasını bilen gözlemciler için, değişimden/dönüşümden bir süre önce zaten su yüzüne çıkıyor.

Devamı…“Önyargı, cehalet, kibir bir de iktidardaşlık | Türk Medyasının Suriye Fiyaskosu – Ragıp Duran

Suriye’nin istikrarsızlaştırılması ve Genişletilmiş Ortadoğu Savaşı – Michel Chossudovsky

Türkiye Suriye’de ne arıyor?
Clinton yönetimi sırasında, ABD, İsrail ve Türkiye arasında üçlü bir askeri ittifak ortaya çıkmıştı. ABD Genelkurmay Başkanlığı’nın yön verdiği bu üçlü ittifak, üç ülke arasında Büyük Ortadoğu’ya ilişkin alınan kararları birleştirip koordine ediyor.
Suriye’de aralarında ABD, Türkiye ve İsrail’in de olduğu yabancı güçlerin el altından desteklediği silahlı isyancı grupların olduğu ifade ediliyor.
İslamcı örgütlere üye silahlı gruplar Türkiye, Lübnan ve Ürdün sınırını aşarak ülkeye girmekte. ABD Dışişleri Bakanlığı da ayaklanmayı desteklediğini açıklıyor.
ABD ülkede rejim değişikliği hesapları yapan Suriyelilerle de ilişkileri genişletiyor.

Devamı…Suriye’nin istikrarsızlaştırılması ve Genişletilmiş Ortadoğu Savaşı – Michel Chossudovsky

İsrail’i neden boykot ediyoruz? – Ken Loach

Filistin İçin İsrail’e Karşı Boykot Girişimi, İsrail devletinin parasal desteğiyle düzenlenen Kudüs Film Festivali’ne Türkiye’den katılacak ‘Kars Öyküleri’ filminin yapımcılarına filmi festivalden çekme çağrısı yaptı. Ancak, Gezici Festival ekibi bu çağrıya olumsuz yanıt verdi. Oysa son olarak Meg Ryan ve Dustin Hoffman’ın da destek verdiği Boykot, Ken Loach gibi prestijli isimlerin çağrılarıyla dünya çağında yankı bulmuştu. Ken Loach’ın yanı sıra senarist Rebecca O’Brien ve yapımcı Paul Laverty’nin de imzasını taşıyan makaleyi, aşağıdan okuyabilirsiniz.

Devamı…İsrail’i neden boykot ediyoruz? – Ken Loach

Faik Bulut: “Biz solcular Filistin için ölürken, İslamcılar bize ‘terörist’ diyordu”

Unutuldu, unutturuldu… Bugün kaç kişi biliyor ki, içlerinde Deniz Gezmişi’inde olduğu 3 bin Türk genci Filistin için savaştı, onlarcası da bu uğurda can verdi bir zamanlar. Kimisi Batı Şeria’da, kimisi Lübnan’da… Hepsi sosyalistti, hepsi Filistin özgürlük mücadelesine gönül vermişti.  Ama içlerinde bir tane bile ’Müslümanlık’ adına desteğe giden yoktu. Tersine Filistin dendi mi, uzak dururdu onlar, Filistin Kurtuluş Örgütü Marksist, solcu diye…

O 3 bin gençten biri de bugün Ortadoğu, Kürt meselesi ve İslami hareketler üzerine yazdığı 30 araştırma kitabıyla tanıdığımız Faik Bulut. Canını kurtarmış ama İsrail mezalimini iliğine kadar yaşamış. 21 Şubat 1973’te, geceyarısı Nahr el Bared kampında İsrail ordusu ateş yağdırmış üzerlerine. O da sıkmış ne kadar kurşunu varsa, isabet edip etmediğini bilmeden… Beş kurşun yemiş o çatışmada, sekiz arkadaşı yanı başında can verirken…

Devamı…Faik Bulut: “Biz solcular Filistin için ölürken, İslamcılar bize ‘terörist’ diyordu”