Yaratarak direnmek: Yılmaz Güney’in meselesi ve Başarı Öyküsü – A. Ömer Türkeş

Türk sinemasının ‘çirkin kralı’ Yılmaz Güney, ilk cezasını yazma tutkusu nedeniyle almıştı. Güney’i bir efsaneye dönüştüren filmlerinin arkasında da romanları vardı. Sanatçının sinema kariyerinin gölgesinde kalan yazarlığına bir bakış…

NÂZIM Hikmet’in, Melih Cevdet’in, Oktay Rifat’ın romanlarını gölgeleyen şair kimlikleriyse, Yılmaz Güney’in romanlarını unutturan, onu bir efsaneye dönüştüren sinema hayatıdır. Oysa sanat alanına hikayeleriyle başlamıştı Yılmaz Güney. ‘50’lerin başlarında ilk hikayesi Pazar Postası’nda yayımlandığında henüz bir lise öğrencisiydi. Dergiciliği sevmişti; hem yazdı hem kimi dergilerin Adana dağıtımını üstlendi hem de arkadaşlarıyla birlikte dergi çıkardı. 1955 yılında liseyi bitirip Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydolduktan sonra siyasete ilgisi artan Yılmaz Güney’in kaderini değiştiren de yazma tutkusudur; On Üç adlı dergide yayımlanan ”Üç Bilinmeyenli Eşitsizlik Sistemleri” (1956) hikayesinde ‘komünizm propagandası’ yaptığı gerekçesiyle hakkında açılan dava sonucunda 1961 yılında 1 buçuk yıl ağır hapis, 6 ay sürgün, ömür boyu amme haklarından yoksunluk cezalarına çarptırıldı.

Devamı…Yaratarak direnmek: Yılmaz Güney’in meselesi ve Başarı Öyküsü – A. Ömer Türkeş

Otobiyografi | Yılmaz Güney’in kendi kaleminden yaşam öyküsü

1937 yılında, Türkiye’de, bir güney şehri olan Adana’nın Yenice köyünde doğdum. Kürt asıllı, topraksız bir köylü ailenin iki çocuğundan biriyim. Annem dindardı ve okuma yazma bilmezdi. Hâlâ sağ… Babam ise okuma yazmayı askerde öğrenmişti. Annem gibi o da hiç okula gitmemişti. 1976′da ben Kayseri Cezaevi’ndeyken öldü. Mezarını göremedim…
Dokuz yaşımdan bu yana hayatımı çalışarak kazandım. İlk işim dana gütmekti.
Liseyi Adana’da bitirdim. O yıllar Doruk adında bir sanat dergisi çıkardım. Sanata meraklıydım ve hikayeler yazıyordum.
1955′te bir hikayemden ötürü takibata uğradım. Hakkımda dava açıldı.

Devamı…Otobiyografi | Yılmaz Güney’in kendi kaleminden yaşam öyküsü