Sevginin Nefretle İlişkisi: Spinoza ve Aşkın Diyalektiği – Ulus Baker

SpinozaSpinoza’ya göre bütün duygular üç temel duyguya indirgenebilirler ve onların kombinasyonlarından ibarettirler… Varolma ve eyleme gücüm (arzu), bu gücün artışı (sevinç) ve azalışı (keder). Bu son derecede bedensel bir durumdur çünkü Spinoza duygulanışların hem bedeni hem de ruhu ifade ettiklerine inanıyordu. Ve bütün diğer duygular bu temel duygulardan türetilebilirler: böylece sevgi “dış bir nedenin fikri eşliğinde yaşanan sevinç”, nefret ise “dış bir nedenin fikri eşliğinde yaşanan keder” oluyor. Bu, yukarıdaki tuhaf önermelerin anlamını kavramamızı sağlamaktadır: eğer birinin beni sevdiğine inanırsam ve kendimde bunun için bir neden bulamıyorsam, onun sevgisine inanmamın bende uyandırdığı sevincin nedenini kendimde değil başka bir yerde, yani onda bulabileceğim anlamına gelir bu.

Devamı…Sevginin Nefretle İlişkisi: Spinoza ve Aşkın Diyalektiği – Ulus Baker

“Aşk kadınlar ve erkekler için asla aynı anlama gelmez” Aşk liberal bir sözleşme mi? – Esra Sarıoğlu

AşkAşk Neden Acıtır? kitabında, sosyolog Eva Illouz liberal hegemonyanın tuzağına düşmeden, sözleşme prensibine dayanan modern aşkın kadında nasıl ve neden hasar yarattığını detaylı bir biçimde anlatır. Her şeyden önce, diyor Illouz, kadınlar serbest piyasa toplumlarında aşka ve romantik ilişkilere eskisine nazaran daha yoğun bir biçimde ihtiyaç duyar. Sebep, modern piyasa toplumlarında “kendilik değeri”nin (self-worth) ekonomik ve sosyal statünün doğrudan bir sonucu olmaktan çıkmasıdır. Piyasa toplumlarında benlik toplumsal hiyerarşideki pozisyonun otomatik bir uzantısı olarak değer kazanmaz veya kaybetmez, başka bir deyişle verili değildir ve tesis edilmesi gerekir. Ontolojik bir emniyetsizlik hissi yaratan bu dönüşüm sonucunda, insanlar kendilik değerini tesis edebilmek için kişilerarası ilişkilere yaslanmaya başlarlar ve ilişkiler benliğin değer kazanmasında asli öğe olur.

Devamı…“Aşk kadınlar ve erkekler için asla aynı anlama gelmez” Aşk liberal bir sözleşme mi? – Esra Sarıoğlu

Cinselliğin Diyalektiği: Kadının Özgürlüğü Meselesi – Shulamith Firestone

Doğaya, insanlığın tarihine ya da kendi eylemlerimize bakıp düşündüğümüzde önce, sonsuz bir ilişkiler, tepkiler, alışverişler, birleşmeler ağı görüyoruz; bu ağın içinde hiçbir şey olduğu gibi, olduğu yerde ve olduğu biçimde kalmıyor; her şey hareket ediyor, değişiyor, var oluyor ve sonra ölüyor. Bu yüzden, önce ağın bütünü çarpıyor gözümüze; içindeki tek tek parçalar yarı gölgede kalıyor; hareket eden, birleşen ya da birbirine bağlanan şeyleri değil de hareketleri, geçişleri, bağlantıları görüyoruz. Dünyanın böyle ilkel, naif, ama ta içinden, doğru biçimde algılanması Yunan felsefesinden gelmiştir. Bunu, ilk kez açık olarak söyleyen Heraclitus’tur; Her şey hem vardır hem de yoktur; çünkü her şey akıcıdır, hiç durmadan değişir, hiç durmadan varolur, sonra da yok olur. [Frıedrıch Engels]

Devamı…Cinselliğin Diyalektiği: Kadının Özgürlüğü Meselesi – Shulamith Firestone