Şüphe etmek, düşünmektir. Düşünüyorum demek ki varım

XVII. yüzyılın ilk çeyreği içindeyiz. 1619 yılının 10 kasım günü, ordular otuz yıl savaşlarında çarpışadursun, gözlerini Tuna nehrinin mavi sularına dikmiş yirmi üç yaşında genç bir subay, Rene Descartes (1596-1650) kendi kendine şöyle düşünüyor: Evet, insanın amacı mutluluğa erişmektir. Mutluluğumuzu sağlamak içinse aklımızı kullanmamız gerekir. İyi ama, bu aklı bu amaca erişebilecek bir güçle nasıl işletmeli? Aklımız pek dağınık. Aristoteles mantığı onu gereği gibi çalıştırmamıza yetmiyor.  Aklımızı işletmek için yeni bir metot bulmalıyız. Bu metot, matematik metodu olmalıdır. Bir düşünceyi bu metotla bölüp parçalayarak o düşünceyi meydana getiren ana düşünceleri bulup ayırmak, sonra bu ana düşünceleri birleştirerek o düşünceyi yeniden kurmak (analitik geometri)…

devamını oku>

AV-KAR’dan Açıklama: Ali Rıza Yurtsever Serbest bırakılsın

25 Şubat 2009 Tarihinde DTP Bingöl İl Başkanlığı tarafından düzenlenen seçim irtibat bürosu açılışına katılan parti genel meclis üyesi ve genel merkez yöneticisi Ali Rıza Yurtsever’in tutuklanması üzerine Avrupalı Karerliler Derneği yaptığı açıklamada; Her seçim arifesinde hükümetlerin muhaliflerini susturmak bahanesiyle; “Kapana kısmak” için kıskaca aldıkları yurtsever, demokrat insanlara karşı yapılan keyfi baskıların karşısında olduklarını belirti.

devamını oku>

Geleneksel Küba Müzikleri – Cuba Tradicional

Küba geleneksel halk müziğinde önemli bir ağırlığı olan Son, 19. yüzyılın ikinci yarısında Küba’nın Oriente bölgesinde ortaya çıkmış bir müzik türüdür. Afrika tartımları, Yoruba kökenli vurgulu çalgıları ile İspanyol şarkılarının özelliklerini, gitarını kaynaştıran Son, ayrıca Salsa müzik türünün de en önemli bileşenlerinden biridir.

devamını oku>

Şair Yusuf Hayaloğlu yaşamını yitirdi

Şimdi saat yokluğun belası
Sensiz gelen sabaha günaydın
İşi gücü olanlar çoktan gittiler

.
Bir ben kaldım bir ben kaldım
Voltasında gecenin hiç uyumamış ben
Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettin ki bu yaşlar
Utangaç boynunun kolyesi olsun
Buda benim sana buda benim sana ayrılırken
hediyem olsun

Bakırköy Acıbadem Hastanesi’nde solunum yetmezliği nedeniyle 8 gündür tedavi gören Yusuf Hayaloğlu (56), bu sabah hayata gözlerini yumdu.
Akciğerinde oluşan ödem nedeniyle son 24 saatini yoğun bakım ünitesinde geçiren Hayaloğlu, evli ve 3 çocuk babasıydı.

devamını oku>

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kağıt parası 1925 yılında eski yazı Türkçe ve Fransızca olarak basıldı

Teksatır.com’da yer alan bilgiye göre Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, 30 Aralık 1925 tarihinde, 701 Sayılı “Mevcut Evrak-ı Nakdiyenin Yenileriyle İstibdaline Dair Kanun” kabul edilmiş ve ilk Türk banknotlarının bastırılmasına karar verilmişti.  Böylece, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kağıt parası; İngiliz Thomas De La Rue firması tarafından, filigranlı kağıtlara kabartma olarak eski yazı … devamını oku>

Peshrev ve Semai Tanburi Cemil Bey: Kudsi Erguner

Türk tambur, yaylı tambur, klasik kemençe, alto kemençe, viyolonsel ve lavta ustası olan Tamburi Cemil Bey (1871-1916), 1871 yılında İstanbul’da doğdu. İlk müzik bilgilerini orta okul sıralarında ağabeyi Ahmet Bey ve Kemani Aleksan Bey’den aldı. Müzik aleti çalmaya karşı ilgisi on yaşlarında keman ve kanun ile başlayan Cemil Bey daha sonra başladığı ve ismi ile bütünleşen tambur sazı ile ustalık derecesine ulaştı.

devamını oku>

Yaşamın Aziz Nesin’e Tanıdığı Üç Şans – Ali Nesin

Aziz Nesin iyi eğitim almış biri değildi. Nasıl iyi eğitim alabilirdi ki? 1915 ve Türkiye doğumlu birinin iyi eğitim alması mümkün müdür? Üstelik gelir ve eğitim seviyesi çok düşük bir ailedendi.

Biz küçükken,
– Siz benden o kadar üstünsünüz ki, derdi bize. Ben sizin şimdi okuduğunuz kitapları 40-50 yaşlarımda okuyabildim, bugün sizin bu yaşta içli dışlı olduğunuz kavramları ben çoook geç öğrendim.

Doğruydu söylediği.

devamını oku>

Gorki: Savaş, hamam böceklerinin alışkanlıklarını nasıl değiştirmemişse, küçük burjuvazinin de psikolojisini hiç mi hiç değiştirmemiştir

Küçük burjuva, uzun yıllar sürecinde oluşmuş düşünce ve alışkanlıkların dar çemberi içinde sıkışıp kalmış, bu çemberlerin dışına çıkamayıp, kurulu makine gibi düşünen bir varlıktır. Ailenin, okulun, kilisenin, “hümanist” edebiyatın etkisi, “yasaların ruhu”, burjuva “gelenekleri” denilen bütün şeylerin etkisi küçük burjuvaların kafalarında bir saatin çarklarına benzer. Küçük burjuva düşüncelerinin küçük çarklarını, küçük burjuvanın rahatına düşkünlüğünü harekete getiren bir zemberek, pek karmaşık olmayan bir cihaz yaratır. Küçük burjuvaların bütün duaları belagat niteliklerini hiç kaybetmeyen şu kelimelerden ibarettir: “Tanrım, bize acı!”

devamını oku>