KADINLARA YÖNELİK BASKININ KÖKENLERİ: ENGELS SAVUNMASI VE YENİ BİR BAŞLANGIÇ

0
441

Feuerbach Üzerine Tezler’de Marx insanların eyleme geçtikçe -zorunlu yiyecek, giysi ve barınak ürettikçe- kendilerini değiştirdiklerini ileri sürmüştür. Aşamalı kümülatif değişimler bu üretim şekli çevresinde, eski fikirler ve sosyal ilişkilere meydan okuyan yeni ilişkiler ortaya çıkarır.

Engels’in detayları tamamen çarpıktı. Avustralya’dan gelen yetersiz raporlar haricinde eski toplumlardaki avcı-toplayıcılar hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyordu. Araştırmalarını okuduğu Kızılderililer sömürgeci işgalin etkisi altındaydı. Cermen kabileleri Roma İmparatorluğu’nu istila ettiğinde meydana gelen değişimleri ele aldı. Ancak sömürüye, devlete ve kadına karşı baskıya geçişi sağlayan eski toplumlar hakkında bir şeyler bilmek istiyorsak bu doğrudan ilişkili olmayacaktır. Bize sağladığı tek şey Engels’in sonuçlar çıkardığı ve daha geniş değişimler meydana geldiğinde aile yapılarının zamanla nasıl değişebileceğine dair bazı kanıtlar sunan ipuçlarıydı.

Son araştırmalara baktığımızda gerçek, Engels’in argümanlarının, insanlığın gelişimi hakkındaki argümanı gibi, bugün kitabı yazdığı zamandan daha açık bir biçimde doğrulanmış olduğudur. Çocukların babaları bilinsin diye kadın cinselliği üzerinde artan kontrolle ilgili değişimler konusundaki tahmininde haklıydı. Bu değişimler toplumun üreme ihtiyacı ve değişen toplumsal üretim ilişkilerinden kaynaklanmıştır, ancak bu değişim Engels’in yahut Marksistler ile feministlerin açıkladığı şekilde olmamıştır. Çoğunluğun emeği üzerinden geçinen yeni bir yönetici sınıfın artı ürünü kontrol etmesinin norm haline gelmesi için hem kadınların hem de erkeklerin çoğunun baskı altına alınması gerekliydi. Yönetici sınıfın mülk vesayetini güvence altına almak için, o sınıfa mensup kadınların cinselliği yeni kontrol mekanizmalarına tabii tutulmuştur. Zaman içerisinde kadının eşitsizliği bütün sınıflarda yer tutmuş, bu da kadınların “doğası” ve özellikle cinselliğine dair yeni baskıcı fikirlere yol açmıştır. Bu baskının sürdürüldüğü yöntemler farklı sınıflı toplumlarda çeşitlilik göstermiştir ama onu çevreleyen kültürel gösteriş ne olursa olsun olduğu gibi devam etmiştir. Sınıfların yükselişi, devletin kuruluşu ve kadına karşı baskı pürüzsüz, kaçınılmaz bir süreç değildi; Heather Brown gibileri onun açıklamalarını çizgisel ve özdeşliğe aykırı olarak kenara itse de, Engels’in sürece dair geniş tanımında açıkladığı gibi bu süreç direniş ve kargaşayla doluydu:

“Akrabalık gruplarına dayalı bu toplum yapısı içinde işgücü verimliliği gittikçe artar, onunla birlikte özel mülkiyet ve takas, servet farklılıkları, diğerlerinin iş gücünü kullanma ihtimali ve bununla birlikte sınıf çatışmalarının temeli de ortaya çıkar: sonunda uyuşmazlıkları topyekün bir altüst oluşa yol açana kadar, nesiller boyu eski toplumsal düzeni yeni duruma uydurmaya çalışan yeni toplumsal öğeler oluşur. Yeni gelişmiş toplumsal sınıfların çarpışmasında, akrabalık grupları üzerine kurulu eski toplum parçalanır.

“Onun yerine, devlette merkezlenmiş kontrolüyle birlikte alt birimleri artık akrabalık birlikleri değil yerel birlikler olan yeni bir toplum ortaya çıkar.”

Marksistlerin ve feministlerin üzerine düşen görev güvenilir son bilimsel sonuçlardan yola çıkarak Engels’i savunmak ya da Engels’in argümanlarını çürütmektir.

Herkesin belirgin cinsiyet ayrımına dayalı işbölümü varsayımı, eski insan toplulukları için artık uygun bir değerlendirme değil. Yani erkekler yalnızca hayvanları evcilleştirerek elde edilen üretim fazlasına el koymadılar. Birincisi, en eski artı ürünün üretildiği süreç birçok yerde çobanlıktan önce gelmişti ve büyük hayvanları yalnızca evcilleştirmekten ziyade çok yönlü ve karışık sürecin sonucuydu. Çatalhöyük’te en azından bir miktar artı ürünün başka yollarla üretildiğini gösteren gübre deposu varken yerleşim yerinde bile çobanlığa dair kanıt yoktur. Tüketim için evcilleştirilmiş hayvanları olmayan yarı göçebe topluluklar arasında bile üretim fazlasının diğer kanıtlarından bahsettim.

İkincisi, zor zamanlar için depolanabilecek servet üzerinde kontrol sahibi olanlar yalnızca erkekler değildi. Herhangi biri kadınlardan oluşabilecek güvenilir ailelere, sülalelere veya belki de dini liderlere üretim fazlasını yönetmek ve dağıtmak için gönüllü olarak sorumluluk veriliyordu. Başlangıçta bu durum yersiz güç içermiyordu. Fakat bir tür devlet aygıtıyla birlikte gittikçe savundukları servet ve güç, azınlığın hâkimiyeti için temel hazırladı.

Üçüncüsü, ortaya çıkan yönetici grubundaki kadınlar erkekler kadar güç ve prestij kazanmış olmalıydı. Kadınlar toplu karar verme sürecine katılmaya alışıklardı. Bu yüzden artı ürünü kontrolünde tutan ve gittikçe sabitleşen azınlıktaki kadın cinselliği üzerinde yeni kontrollerin uygulanması dâhil olmak üzere topluluğu yöneten kuralların değiştirilmesinde kadınların rol oynadıklarını görmezden gelmek inandırıcı değil. Kapitalistlerin bireyci rekabet ideolojisinin yalnızca yönetici sınıflarında hakimiyet kurmayıp toplumun tümü için norm olarak yayılması gibi, yönetici sınıf kurulduktan sonra tek eşlilik ideolojileri de çoğunluğa empoze edilmek zorundaydı.

Engels’in dediği gibi yönetici sınıflarının son zaferi kadınların dünyada tarihsel yenilgisiydi ama bu aynı zamanda insanlığın büyük çoğunluğu için etkili bir yenilgiydi. Engels’in değerlendirdiği gibi, o zamandan itibaren, devletler bu yönetici grupları savunmak için kurulduktan sonra geliştirilmiş üretim, bilimin ilerlemesi, yazı ve kültür gibi insanlık tarafından ileri doğru atılan her adım sömürülen ve baskı gören büyük çoğunluk pahasına gerçekleşti ve hâlâ gerçekleşmeye devam ediyor. Hem kadınlar hem de erkekler için özgürlük ancak tüm sınıf yapısı ortadan kaldırıldığında mümkün olacaktır.

Yazar: Sandra Bloodworth
Çevirmen: Ayşe Ongun |Kaynak: Marxist Left Review | cevirigazetesi.org

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz