İYİNİN VE KÖTÜNÜN ÖTESİNDE BİR AHLAKI YENİDEN DÜŞÜNMEK – PAUL AUDI

AHLAK BAŞKALARI İLE, ETİK KENDİ KENDİMİZ İLE İLGİLİ BİR TAVIR

Bugün niçin Nietzsche okumalı?
Bugün, bunun anlamı 20. yüzyılın sonu yani ahlakın her tür şiddeti ve barbarlığı önlemekte çok yetersiz olduğunun anlaşıldığının sonu… Oysa, politik felaketlerden, insanlığa karşı işlenen suçlardan ve herhangi bir gün olabilecek soykırımlardan sorumlu ideolojiler üzerinde çok kötü bir etki yapmış olmasını, uzun süre Nietzsche’ye ve onun üstinsan söylemine bağladık. Ama şimdi yapabileceğimiz şey, onu bambaşka bir görüş açısı içinde okumaktır:

Ahlakın esas başarısızlığını, Kantçılıktan hareketle belirlenen ahlaksal boyundurukları özündeki yetersizliği aşmak için bize yardım edebilecek biri olarak. Ahlakın Soykütüğü Üstüne’ye şüpheli bir töretanımazlığın (immoralisme) hizmetindeki ahlakın temellerinin bir sökümü olarak değil de (böyle olsaydı, Nietzsche nihilizmi aşmak için uğraşmazdı) ahlakı ancak onun üzerine sarkan bir boyuta (ben buna etik diyorum) açmak için aşmayı hedefleyen bir düşünme biçimi olarak. Nedir bunun anlamı? İlkin, bizi benzerlerimizle bir arada tutan ilişkilerin yeri olarak ahlak alanını sınırlayabiliriz; ahlak başkası ile kurulması gereken iyilikçi ve adil ilişkileri düzenler. Buna karşılık, etik sadece kendi’ne bağlı ve sadece “kendi”ni ilgilendiren bir konudur ve bambaşka’nın karşısında her iyidileklilik ya da iyilikseverlik ilişkisinden bağımsızdır.

Nietzsche şöyle diyordu: “Tek şey var zorunlu olan: Kendi karakterine bir üslup kazandırmak.” Onun etik programı budur. Bu karakter Nietzsche’nin reddetmediği, bunu unutuyoruz genellikle, ancak bunun tersine Zerdüşt’te “Büyük Akıl” adını verdiği “kendi”nin bir ifadesidir. Bu “ben” yaşayan “bedensellik”tir. Belli bir görüş açısıyla öznenin eleştiricisinden öznelliğin kendisini uzaklaştıran bir öznellik eleştirisinin aşılması söz konusudur burada. Beni ilgilendiren de bu görüş açısıdır. Çünkü özne (bir “oluş” felsefesi içinde) zorla saf dışı edilse de dilbilgisel (grammatical) bir kurgu olsa da öznellikten tamamen farklıdır; bu öznellik, bize ahlakın etik ile aşılması üzerine dayanan yeni bir araştırma alanı vererek 20. yüzyılın başını atlayıp geçmemize yardım edebilen bir yorumu çok iyi karşılayabilir. Bu yeni öznellik yorumunun anlamı nedir? Açıkçası bu öznellik bedensel güçlerin yorumuna dayanır ama aynı zamanda ve özellikle, yeni bir tutku tanımanı, Nietzsche’nin dediği gibi “son gerçek” olarak tutku; ne bir alt-katman ne de bir ilk töz anlamında, arkasında özel olarak hiçbir “özne” bulunması gerekmeyen tutku anlamında… Gerçekten, tutkunun öznesi yoktur. Öznellik olarak tutku vardır – ve insanın, canlı olma niteliğiyle, sürekli olarak “iyinin ve kötünün ötesinde” kendine göre bir konum alması durumunda olduğu “etik” zorunluluk da…

Paul Audi*
David Rabouin’le söyleşi

NI­ETZSC­HE
Ya­yıma ha­zır­la­yan­lar: Ke­nan Sa­rı­ali­oğ­lu ve Mu­rat Bat­man­ka­ya


*Paris XII Üniversitesi eski öğretim üyesi. Tutkunun Topografyası adlı bir kitap hazırlıyor. Nietzsche için ipucu olabilecek yapıtın alt başlığı Beden ve Sözleri Üzerine Deneme adını taşıyor.

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz