DOSTOYEVSKİ: ADAM PARA İÇİN EVLENİR, AMA PARA YİNE KARISININ ELİNDEDİR!

0
253

— Hayır, sizin sandığınız şeyi söylemeyeceğim. Ama doğrusu kendinize bu aşırı güveniniz şaşırtıyor beni…

— Hangi konuda? Ne güveninden söz ediyorsunuz?

— Nastasya Filippovna’nın sizinle kesin evleneceğine, işin bittiğine, sonra sizinle evlense bile, yetmiş beş bini cebe indireceğinize olan güveninizden. Ama elbette çok şey bilmiyorum bu konuda…

Gavrila birden prense doğru uzandı.

— Kuşkusuz, her şeyi bilmiyorsunuz, dedi. Yoksa ne diye bu yükün altına girecektim?

— Sanırım, çok görülen bir şeydir bu: Adam para için evlenir, ama para yine karısının elindedir!

Gavrila endişeli, düşünceli bir tavırla mırıldandı:

— Yo, hayır, bizde öyle olmayacak… Burada… burada başka bir durum var… Nastasya Filippovna’nın cevabına gelince, (çabucak ekledi:) bunda bir kuşku söz konusu değildir… Neye dayanarak onun cevabının olumsuz olabileceğini söylüyorsunuz?

— Gördüklerimden başka bildiğim bir şey yok. Demin Varvara Ardalionovna’nın dediğine bakarsanız…

— Eh! Ne dediklerini bilmeden konuşuyorlar işte! Rogojin’le de düpedüz alay etti, inanın öyle, gözümden kaçmadı. Apaçık ortadaydı bu… Daha önce az da olsa bir korku vardı içimde, ama şimdi rahatım, gördüm çünkü. Belki anneme, babama ve Varvara’ya karşı davranışını yadırgamış olabilirsiniz?

— Ve size karşı…

— Belki… Ama kadınlara özgü eski bir öç alma biçimi bu, o kadar… Korkunç derecede sinirli, kuşkucu, gururuna çok düşkün bir kadındır. Tıpkı rütbe verilmeyen bir memur gibi! Kendini göstermek, bizimkileri küçümsediğini göstermek istedi… beni de… Doğrudur bu, itiraz etmiyorum… Ama yine de evlenecek benimle. İnsan gururunun ne numaralar yapabileceğini bilemezsiniz: Bakın, başkasının sevgilisi olduğunu bile bile onunla açıkça parası için evlendiğimi bildiği için benim alçağın teki olduğumu düşünüyor. Ama öte yandan bir başkasının onu daha kötü aldatacağından haberi yok: Takılırdı peşine adam, birtakım liberal-ilerici söylemlerden girer, kadın hakları sorunundan çıkar, gözünü boyardı… O kendini beğenmiş aptalı onunla “kalbinin soyluluğu ve mutsuz olduğu” için evlendiğine (hem de kolayca!) inandırır, paraya da konardı… Ben böyle kuyruk sallamadığım için beğenilmiyorum, ama gerekiyormuş. Peki, hanımefendi kendi ne yapıyor? Onun yaptığı da aynı şey değil mi? Öyleyse ne diye küçümsüyor beni, neden bu oyunları oynuyor? Teslim olmadığım, onurlu olduğum için. Neyse, göreceğiz!

— Peki, daha önce seviyor muydunuz onu?

— Başlangıçta seviyordum. Ama yeter artık… bazı kadınlar yalnızca metres olmaya yarar, başka bir şey olmaz onlardan. Bununla onun metresim olduğunu söylemek istemiyorum. Sessiz sakin bir yaşam sürmek isterse ben de öyle olacağım. Başkaldırırsa hemen bırakırım onu, para da bende kalır. Komik olmak istemem; her şeyden önce komik olmak istemem.

Prens sakıngan bir tavırla,

— Nastasya Filippovna’nın zeki bir kadın olduğunu sanıyorum, dedi. Kendisini böyle bir işkencenin beklediğini bile bile ne diye girsin o kapana? Öyle ya, başka biriyle evlenebilir. Benim şaştığım da bu işte.

— Bir hesap var ortada! Her şeyi bilmiyorsunuz prens… başka hesap var ortada… ayrıca onu çıldırasıya sevdiğimden de emin inanın, hem biliyor musunuz, onun da beni sevdiğinden kuşkum yok, elbette kendine göre… atasözünü bilirsiniz: “Tabak beğendiği deriyi yere çalar.” Ömür boyu karo valesi yerine koyacak beni (belki de onun için gerekli olan budur) ve yine de kendine göre sevecek beni… Buna hazırlanıyor, yapısı öyle. Bakın şu kadarını söyleyeyim size: O tam bir Rus kadınıdır… Ama bir sürprizim olacak ona. Demin Varvara ile aramda geçen olay istemeden oldu, ama işime de yaramadı değil: Nastasya Filippovna kendisine ne kadar bağlı olduğumu, uğruna herkesle bağımı koparabileceğimi gördü. Demek biz de o kadar aptal değiliz, bundan emin olabilirsiniz… Sırası gelmişken, benim pek boşboğaz olduğumu düşünmüyorsunuz, değil mi? Evet dostum prens, size her şeyi anlatmakla belki de gerçekten yanlışlık yapıyorum. Ama özellikle şunun için yapıyorum bunu: Karşıma çıkan ilk dürüst insan sizsiniz. Ayrıca saldırdım üzerinize, ama “saldırdım” sözcüğünü başka bir anlamda kullandığımı sanmayın. Deminki olay için kızmıyorsunuz bana, değil mi? Tam iki yıldır birine ilk kez açıyorum kalbimi. Burada dürüst insan çok az: En dürüstü Ptitsın… Ne o, gülüyor musunuz yoksa? Alçaklar dürüstleri sever. Bunu biliyor muydunuz? Hem aslında ben… Dürüstçe söyleyin bana lütfen, neden bir alçak oluyorum ben? Nastasya Filippovna’dan sonra herkes bir alçak olduğumu söylemeye başladığı için mi? Hem biliyor musunuz, onlardan ve Nastasya Filippovna’dan sonra ben de kendimin bir alçak olduğunu söylüyorum! Evet, alçaklıksa, alçaklık!

— Bundan böyle alçak olarak görmeyeceğim sizi, dedi prens. Biraz öncesine kadar tam bir zorba olduğunuzu düşünüyordum, birden öyle sevindirdiniz ki beni. Bir ders oldu bana bu: Bilmeden kimseyi yargılamayacaksın. Şimdi görüyorum ki, sizi değil zorba, yoldan çıkmış biri bile saymak olmaz. Bence son derece olağan bir insansınız, belki biraz zayıf, orijinal hiçbir yanı olmayan sıradan bir insan…

Gavrila acı acı gülümsedi. Ama bir şey söylemedi. Prens söylediklerinden Gavrila’nın hoşlanmadığının farkındaydı, mahcup oldu, o da sustu.

Birden sordu Gavrila:

— Babam sizden para istedi mi?

— Hayır.

— İsteyecek ama sakın vermeyin. Hatırlıyorum, bir zamanlar akıllı uslu biriydi. Yüksek çevreden insanlar aralarına alıyordu onu. O eski efendi insanların nesli ne çabuk tükendi! Koşullar birazcık değişti, eskilerden eser kalmadı, yok olup gittiler. İnanın, o zamanlar bu kadar yalan söylemezdi. Eskiden yalnızca aşırı derecede heyecanlıydı, o kadar. Sonunda nasıl oldu, görüyorsunuz! Ebette içkiden! Bir metresi olduğunu biliyor muydunuz? Şimdilik yalnızca masum bir yalancı, o kadar. Yalnız annemin uzun yıllar süren sabrını anlayamıyorum. Kars kuşatmasından söz etti mi size? Ya da troykasına koşulu üç atından yandakinin konuşmaya başladığından? O kadar ölçüsüz atar ki…

Birden kahkahalarla gülmeye başladı Gavrila. Prense sordu:

— Neden öyle bakıyorsunuz yüzüme?

— Gülüşünüzdeki içtenlik şaşırttı beni de ondan. Doğrusu bir çocuk gibi gülüyorsunuz. Barışmak için demin buraya geldiğinizde “İster misiniz, elinizi öpeyim?” dediniz. Barışmak isteyen çocuklar da öyle der. Demek, hâlâ bu çeşit söylemlere, davranışlara meyliniz var. Sonra birden uzun uzun şu karanlık işlerden, yetmiş beş bin rubleden söz etmeye başladınız. İnanın, bir anlamı vardır bütün bunların.

— Bundan ne anlam çıkarmaya çalışıyorsunuz?

— Acaba biraz fazla düşüncesizce davranmıyor musunuz? Etraflıca düşünmeden bir şey yapmamanız gerekmez mi? Belki de doğru söylüyor Varvara Ardalionovna…

Gavrila heyecanla kesti prensin sözünü:

— Vay, ahlak dersi veriyorsunuz bana! Hâlâ bir çocuk olduğumu ben de biliyorum. Sadece sizinle böyle bir konuşmaya girmem bile kanıtlar bunu. (Gururu incinmiş bir genç gibi sürdürdü konuşmasını:) Prens, para için evlenmiyorum ben. Birtakım hesaplarım olsaydı, kesin yanılırdım. Çünkü kafam da, kişiliğim de henüz o kadar güçlü değil. Tutkularıma, heveslerime bırakıyorum kendimi, çünkü parasal bir amacım var. Sanırım, o yetmiş beş ruble elime geçince hemen kendime güzel bir kupa arabası satın alacağımı düşünüyorsunuzdur. Hayır efendim, o zaman da üzerimdeki şu üç yıllık redingotumu giymeyi sürdüreceğim. Kulüpten tanıdıklarımın tümüyle ilişkimi keseceğim. Bizde hepsi birer tefeci olsa da kendini tutmayı, isteklerini frenlemeyi becerebilen çok azdır, ama ben kendimi tutmak niyetindeyim. Burada önemli olan, işi sonuna kadar götürmektir. Bütün sorun bu! Ptitsın on yedi yaşında sokaklarda yatar, çakı satardı; işe de bir kapikle başladı. Şimdi altmış bin rublesi var, ama ne uğraşlar sonunda! Bense hiç uğraşmayacağım, doğrudan büyük bir sermayeyle girişeceğim işe… On beş yıl sonra şöyle diyecekler: “İşte Yahudilerin kralı İvolgin!” Orijinalliği olmayan biri olduğumu söylüyorsunuz. Şunu unutmayın sevgili prens, çağdaş toplumumuzdan bir insana zayıf karakterli, özel bir yeteneğini ve orijinalliği bulunmayan, sıradan biri olduğunu söylemekten daha onur kırıcı bir şey yoktur. Sizse biraz önce beni iyi bir alçak olmakla bile onurlandırmadınız. Biliyor musunuz, o anda çiğ çiğ yiyebilirdim sizi! Yepançin’den bile, (hem de dikkat edin uzun uzadıya konuşmaya, ikna etmeye gerek bile görmeden, sırf saflığından) karımı ona satacak yapıda biri olduğumu söyleyen Yepançin’den bile daha çok aşağıladınız beni! Bu beni uzun zamandır deli ediyor azizim ve çok param olsun istiyorum! Bilesiniz ki, çok param olduğunda son derece orijinal biri olacağım. Aslında para insana yetenek bile kazandırdığı için aşağılık, nefret edilecek bir şeydir. Dünyanın sonuna kadar da bu böyle sürüp gidecektir. Bütün bu dediklerimin çocukluk, belki duygusallık bile olduğunu söyleyeceksiniz. Hoşuma da gider bu, çünkü gerçeği değiştiremezsiniz… Ben de sonuna kadar direneceğim. Rira bien qui rira le dernier! Neden öyle aşağılıyor beni Yepançin? Hıncından olabilir mi? Hayır efendim… Düpedüz bir hiç olduğum için. Ama param olduğu zaman… Neyse, bırakalım şimdi bunları, gitmem gerekiyor. Kolya iki kez kapı aralığından burnunu gösterdi bile: Yemeğe çağırıyor sizi. Ben de çıkmalıyım. Arada uğrarım size. Evimizde canınız sıkılmayacaktır. Aileden biri gibi alacaklardır sizi aralarına. Konuştuklarımız aramızda kalsın. Öyle sanıyorum ki, sizinle ya dost olacağız, ya düşman. Ne dersiniz prens, (içtenlikle söylediğim şeyi yapıp) demin elinizi öpseydim, bunun için daha sonra düşmanınız olur muydum?

Prens bir an düşündükten sonra gülümsedi.

— Kesinlikle olurdunuz, ama sürekli değil, sonra dayanamazdınız, bağışlardınız…

— Vay! Sizin yanınızda dikkatli olmak gerekiyor. Lanet olsun, siz de zehirlendiniz burada. Kim bilir, belki siz de düşmanımsınızdır? Neden olmasın, ha-ha-ha! Sahi, sormayı unuttum: Nastasya Filippovna’dan pek hoşlandınız gibi geldi bana, yanılıyor muyum?

— Evet… hoşlandım.

— Âşık mısınız ona?

— Ha-hayır.

— Ama birden kıpkırmızı oldunuz, acı çekiyor gibisiniz. Neyse canım, önemli değil, önemli değil, gülmeyeceğim. Hoşça kalın. Ama biliyor musunuz, iyi yürekli bir kadındır… Buna inanabiliyor musunuz? Onun şu adamla, Totskiy ile birlikte olduğunu düşünüyorsunuz, değil mi? Hayır, kesinlikle hayır! Hem de uzun zamandır… Ayrıca fark ettiniz mi bilmem, son derece çekingen de, demin arada bir ne diyeceğini şaşırdığı da oldu. Gerçekten… İşte böyleleri başkaları üzerinde egemenlik kurmak ister. Neyse, hoşça kalın!

Gavrila odaya girdiğindeki ruhsal durumdan çok daha rahatlamış olarak çıktı odadan. Prens on dakika kıpırdamadan kaldı olduğu yerde, düşünüyordu.

Kolya bir kez daha uzattı başını kapıdan.

— Yemek yemeyeceğim ben Kolya. Yepançinler’de sıkı bir kahvaltı yapmıştım.

Kolya odaya girdi, bir pusula uzattı prense. Pusula generaldendi. Katlanmış, mühürlenmişti. Kolya’nın yüzünden pusulayı prense vermenin onun için ne kadar zor olduğu belliydi. Prens okudu pusulayı, kalkıp şapkasını aldı.

Kolya mahcup,

— İki adımlık yer, dedi. İçiyor orada. Parayı nereden buldu, bilmiyorum. Prens, ne olur, size bu pusulayı getirdiğimden bizimkilere söz etmeyin! Bin kez onun bu çeşit pusulalarını ona buna vermeyeceğime yemin ettim, ama ne yapayım, acıyorum. Lütfen oturup sohbet etmeyin onunla: Birkaç kapik verin, yeter.

Budala
Fyodor Dostoyevski

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz