DOSTOYESKİ’NİN NIETZSCHE ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ – ZİYA MERAL

    Nietzsche 1887’de şans eseri, Yeraltından Notlar adlı romanın Fransızca bir çevirisi sayesinde Dostoyevski ile tanışır. Bu kitaptan sonra Dostoyevski’nin yazdığı Suç ve Ceza’yı, Budala’yı ve Cinler’i okur. Dostoyevski’yle tanıştığı günü anlatan bir mektubunda Nietzsche şöyle der: Dostoyevski, daha önce de Stendhal’da olduğu gibi karşıma çıktı, tamamen kaza yoluyla, bir dükkânda öylesine açılmış bir kitap, daha önce hiç duymadığım bir isim -ve birden insanın kendini kardeşiyle karşılaşmış gibi hissetmesi (…) kitabı okumaya devam ettikçe o akrabalık hissi (Başka nasıl tanımlayabilirim?) hemen kendini belli etti: O an hissettiğim sevinci tarif edemem.

    Nietzsche, Renan ve Dostoyevski

    Nietzsche’nin Renan’a Benzerliği

    Aslında Renan ve Nietzsche’nin, Nietzsche’nin asla istemeyeceği kadar çok ortak noktaları vardı. Ekim 1845’te papazlığa atanmasından çok kısa bir süre sonra Hristiyanlığın tarihsel gerçekleri karşısında bocalamasından dolayı Renan da Nietzsche gibi teoloji okulunu bıraktı. Orta Doğu’ya yaptığı gezilerden sonra Fransa’daki saygın üniversitelerden birinde Semitik Diller profesörü oldu.

    Bu sosyal statü, 1863’te The Life of Jesus1 (İsa’nın Yaşamı) adlı kitabının yayımlanmasından sonra, dinî kurallara bağlı kimselerin hükümete yaptığı baskılar sonucunda görevinden alınmasıyla sona erdi.2
    Renan, İsa’nın Yaşamı’nda zamanın eleştirel Alman teolojisinin akademik açıdan tartıştığı noktaları şiirsel bir dille ortaya koyuyordu. Doğaüstünün kabul edilir olmadığı konusunda hemfikir olmakla birlikte İsa’ya hâlâ büyük bir saygı göstermeye devam ederek okuyucusunun da onunla aynı sonuca ulaşmasını istiyordu:
    İsa’nın kişiliğini insanın büyüklüğünün en tepesine yerleştirelim. Bizi insanüstü bir dünyada tutan efsanenin huzurunda abartılmış şüpheler tarafından yanlış yönlendirilmeyelim. Assisili Fransis’in yaşamı da mucize doludur. Ama Assisili Fransis’in varlığından veya oynadığı rolden şüphe duyan var mı?3

    Efsanenin ötesinde gerçek bir insan vardı. Ama efsane, İsa onlardan üstün olduğu için “hatalar ve yanlış yorumlarla dolu yazılar” üreten elçiler tarafından yaratılmıştı. Böylelikle İncil’in her satırında “anlatıcıların anlamadıkları ve yarım anladıklarını da kendi fikirleri ile değiştirdikleri ilahi bir güzellik” anlatılıyordu.4
    Bu noktaya kadar Renan’ın önvarsayımları, düşünce yöntemi ve amacı Nietzsche ile şaşırtıcı bir biçimde paralel gitmektedir. İkisi de elçileri İsa’yı doğru anlamamaktan ve kendi tiplerini yaratmaktan suçlu bulmaktadır. İsa’nın ne bu dünyayla ne de son zamanlarla ilgisinin olduğu, ancak insanların yüreğinde olduğu konusunda bile hemfikirdiler.5 Nietzsche Deccal’da, Renan’ın İsa’nın gerçek hayatının efsaneleştirilmişliğini göstermek için kullandığı Assisili Fransis benzetmesini Renan’la aynı anlamda kullanmaktadır.6
    Onları ayıran nokta vardıkları sonuç, hazırladıkları cevaptır. Renan için İsa’nın mükemmel idealizmi lekesiz ve erdemli yaşamın en üstün kuralıydı.7 Bu ideal ve İsa’nın ışık yayan sevgisi, etkileyici ama dogmatik olmayan öğretileri, insanların kalplerini kazanmıştı.8
    Öğretileri, başkentteki kişilerin ve önderlerin üzerinde etkisiz kalınca “yüreğinde bir devrimci gayreti yanmaya başlar”9 ve İsa kendini devrimci bir kahraman olarak bulur. Ne var ki ölümü insanların onun karakterinden, sevgisinden, zekâsından ve şiirsel yaşamından etkilenmesine engel olmaz.
    Nietzsche için ise İsa ne bir dâhi, ne bir kahraman ne de “mükemmel bir idealisttir”. Ona göre “burada bir psikologun titizliği ile çok farklı bir kelime kullanılmalıdır: Budala.”10

    Idios

    Grekçede budala anlamına gelen idios kelimesinin birçok anlamı vardır: özel, kişisel, ayırt edici nitelik, karaktere has ve bazı durumlarda ayrı, belirgin, garip, eksantrik.11 Collin’s İngilizce Sözlüğü, idiot kelimesini modern anlamda “ciddi derecede zihinsel özürlü, saçma, duyarsız kimse” diye tanımlar. Aynı zamanda “cahil kimse” anlamına gelen Latince idiota kelimesine benzerliğini de vurgular.12
    Alistair Kee, Nietzsche’nin Grekçedeki anlamdan yola çıkarak İsa’yı kendini gizli tutan, “hareketleri ve davranışları ile haksızlıkları ortaya çıkartarak haksız yargıçları yargılayan, kendi yoluna giden bir adam” olarak tanımladığını savunur.13
    Nietzsche her ne kadar kelimeyi aptallık manasında kullanmasa da “kurtarıcının psikolojisi” için kullandığı tanımı zihinsel özürlülüğe yakındır.
    İsa karşı koyamadığı için kötülüğü ahlak, esenlik ve şefkat ile rasyonalize etmeye çalışır.14 Bu konudaki yetersizliği, değdiği ve tuttuğu her şeyden iğrenerek geri çekilen, hastalıklı bir hassasiyet durumudur. Aynı zamanda “her tür gerçekliğe duyulan bir nefret”, “her biçim, uzayda ve zamanda yer alan her kavrama, elle tutulan alışagelmiş her şeye karşı bir antipati”dir.15

    Bu yüzden İsa’nın öğrettiği krallık sadece içsel bir dünyadır: “Tanrı’nın Egemenliği içinizdedir.” O, bizim tecrübe ettiğimiz gerçek dünyada yaşamakla ilgilenmemiş, burada yaşayamayıp, kendi içine kapanmıştır. Sıkıntı çekme kapasitesi ve karşı koyma duygularının tümünden duyduğu rahatsızlık, iğrenme ve düşmanlık duygularını içgüdüsel olarak dışlamasına sebep olur.16
    O ne öfkelenir, ne kendini savunur ne de mucizeler veya Kutsal Yazılar aracılığıyla kendini haklı çıkarmaya ihtiyaç duyar.17 Kanıtlarının tümü “içsel duygular” olduğu için mantıktan ve kendi düşüncelerine zıt fikirlerin olduğunu düşünemediğinden de tartışma kapasitesinden yoksundur.

    Haklarını savunmamak veya karşı koymamak bir yana, “başına gelebilecek en kötü şeyleri önlemek için hiçbir şey yapmaz -tam tersine onları kendi üzerine çeker,”18 Renan’ın düşündüğü gibi devrimci bir kahraman olduğu için değil, karşı koyamadığı için ölür. Renan’ın gözlemlediği gibi sevgi dolu olduğu için değil, öfkelenemediği veya öç alamadığı için sever ve sıkıntı çeker.
    O dogma öğretmez: Hayatı bir öğretidir. Çarmıhtaki hırsızın fark ettiği gibi “O ilahi insan, Tanrı’nın çocuğu idi.”19 İsa’nın verdiği cevap “tüm müjdenin” bir özetidir: “Bunu hissedersen (…) cennettesin, Tanrı’nın bir çocuğusun.”20 Onun yaşamı böyle bir hayata davettir. “Bilimsel” bir bakış açısından İsa, gelişmesini tamamlayamamış, özürlü bir ergenlik tiplemesidir.21

    Nietzsche Dostoyevski’yi Keşfediyor

    Nietzsche, bu tipi yalnızca Renan’a karşı bir tepki olarak geliştirmez, aklında bir yazar daha vardır. Nietzsche’nin İsa’yı bir budala olarak tarif etmesi Dostoyevski’nin Budala romanı ile pek çok paralellik içerir.
    Romanın ana karakteri ve Mesihî idealin temsilcisi Prens Mışkin, ne öfkelenir ne de öç alır, ancak vazgeçmeden sevgi ve şefkat gösterir. Sara nöbetleri ve yaşananlara çocukça tepkileri, saflığı ve para düşkünü olmaması “budala” kategorisine yerleştirilmesini kolaylaştırmaktadır.22
    Dostoyevski’nin Mışkin karakteri ile Nietzsche’nin budala İsa figürü arasındaki yüzeysel benzerlik herhangi bir tesadüfün sonucu değildir.
    Deccal adlı eser dikkatli okununca okuyucu, benzer edebî özelliklerden daha fazlasının iki yazarı birbirlerine bağladığını gösteren iki ipucu bulmaktadır.
    İlk olarak, Nietzsche Dört Müjde’nin dünyası ile “bir” Rus romanının dünyası arasında bir paralellik çizer. Her ikisi de budalalığı bir tip olarak fark etmekten yoksundurlar:
    Müjdelerin bize gösterdiği o garip ve iğrenç dünya -bir Rus romanının dünyasında toplumun dışladıklarının, nevroz ve “çocukça” budalalığın sanki bir araya gelmek için sözleştikleri bir yer gibi- o tipi kabalaştırmış olmalı.23

    İkinci olarak, Nietzsche İsa’nın havarilerinin bu budalalığı fark etmemiş olmaları konusuna değinirken, 1. yüzyıl Filistin’inde İsa’yı doğru bir şekilde anlatacak Dostoyevski gibi bir insan olmamasına içerlemektedir:
    Bu ilginç gözden düşmüş kişinin yakınlarında bir Dostoyevski’nin yaşamamış olması ne kadar acı; yani Dostoyevski gibi yüceliğin, hastalığın ve çocuksuluğun karışımı karşısında büyülenen bir kişinin olmaması.24

    Her iki metin de Nietzsche’nin Dostoyevski’nin yazılarının, özellikle de Budala’nın farkında olduğunu gösterir. Daha da önemlisi Nietzsche, yayımlanmamış not defterlerinde “İsa: Dostoyevski” başlıklı bir yazısında Dostoyevski’den (kendisinden önce) “İsa’yı çözen tek kişi” olarak bahseder.25
    Nietzsche’nin böyle bir iltifatta bulunması gerçekten çok ilginçtir ve Nietzsche’nin “budala” kelimesini Dostoyevski’nin kullandığı manaya benzer bir biçimde kullanmış olmasının bir rastlantı olmadığına dair kanıtları pekiştirir.26
    Nietzsche 1887’de şans eseri, Yeraltından Notlar adlı romanın Fransızca bir çevirisi sayesinde Dostoyevski ile tanışır. Bu kitaptan sonra Dostoyevski’nin yazdığı Suç ve Ceza’yı, Budala’yı ve Cinler’i okur.
    Dostoyevski’yle tanıştığı günü anlatan bir mektubunda Nietzsche şöyle der:
    Dostoyevski, daha önce de Stendhal’da olduğu gibi karşıma çıktı, tamamen kaza yoluyla, bir dükkânda öylesine açılmış bir kitap, daha önce hiç duymadığım bir isim -ve birden insanın kendini kardeşiyle karşılaşmış gibi hissetmesi (…) kitabı okumaya devam ettikçe o akrabalık hissi (Başka nasıl tanımlayabilirim?) hemen kendini belli etti: O an hissettiğim sevinci tarif edemem.27

    Nietzsche bir arkadaşına Dostoyevski’nin imkânsız bir sevgi, bozuk aile ilişkileri ve sonunda bir yenilenmeyi anlatan, daha az bilinen romanı Ezilenler’i okuduğu zaman “gözlerinden yaşlar aktığını” söylemiştir.28
    Bu, Nietzsche’nin Louise Salome’ye olan sevgisini ve bu sevginin sonuçlarını bilenleri şaşırtmamalıdır. Louise Salome, çağının Rusya’sı için büyük bir aşırılık örneği olarak evlenmeyi ve zengin eş rolünü oynamayı reddetmiş ve Zürih’te üniversite okumaya gitmiş, kendine güvenli ve bağımsız ruhlu, çekici, 21 yaşında bir kadındır.
    Bir süre sonra Nietzsche’nin yakın arkadaşı Paul Ree ile tanışacak ve Paul kısa süre içinde ona âşık olacaktır. Salome, Paul’un evlenme teklifini yine bir aşırılık örneği olarak reddeder. Salome Paul’e, kardeş kalmalarını ve yanlarına başka bir erkeği daha alıp beraber yaşamayı, ciddi bir şekilde okumayı ve üretmeyi teklif eder.
    Paul bunu kabul eder ve bir süre sonra Nietzsche Roma’da onlara katılır. Nietzsche de arkadaşı Paul gibi kısa sürede Salome’ye âşık olur ve birkaç kere ona evlenme teklifinde bulunur. Salome kimseyle evlenmek istemediğini belirterek Nietzsche’yi her defasında reddeder.
    Bu olayla aynı sıralarda Nietzsche’nin kız kardeşi Elizabeth, Salome ile çatışmaya ve ondan nefret etmeye başlar. Nietzsche’nin Salome’ye olan sevgisi Elizabeth’le ve annesiyle ilişkilerini bozacak ve hüsranla sonuçlanacaktır.
    Nietzsche umudunu kaybetmemeye çalışırken, Paul ve Salome, Nietzche’ye haber vermeden onu terk edip başka bir yere taşınacak, hiç evlenmeden iki sevgili olarak beraber yaşayacaklardır. Kız kardeşinin yalan ve dedikoduları da işin içine girince, hem Salome’yi kaybetmesi hem de Paul tarafından ihanete uğradığını düşünmesi Nietzche’yi uzunca bir süre nefret ve intikam duygularına sürükler.
    Böylelikle, geçen çağın en önde gelen dâhilerinden biri, kız kardeşinin entrikalarına kanıp Salome ve Paul’u karalama kampanyalarına bulaşır. Kalp kırıklığı onu öteden beri yaşadığı sessiz ve yalnız hayatına daha da bağımlı kılmıştır.29

    Dostoyeski’nin Nietzsche Üzerindeki Etkileri

    Dostoyevski’nin yazıları ile Nietzsche’nin kendi kişisel hayatı arasındaki en ilginç ilişki kendini gerçek bir yaşam trajedisinde gösterir.
    Suç ve Ceza’da ana karakter Raskolnikov, bilinen ahlakın ötesine geçip daha faydacı bir sonuç çıkarmayı başaran “büyük insan” fikrinin hayalini kurarken, ağır bir kağnıyı çekemeyen yaşlı bir atın dövüldüğünü hatırladığı bir rüya görmektedir. Atın etrafındaki kalabalık, durumdan rahatsız olsa da, ölmekte olan atın yanına koşarak başına sarılıp onu öpen genç Raskolnikov’dan başka kimse bu insanlık dışı davranışa tepki göstermez.30
    Bu sahne Dostoyevski’nin gençliğinde kardeşi Mikhail ile seyahat ederken karşılaştığı ve onda derin izler bırakan gerçek bir olaydan esinlenmiştir.
    Nietzsche, 3 Ocak 1889’da Turin’deki Piazza Carlo Alberto’da bir fayton atının herkesin içinde vahşice kırbaçlandığını görür. Koşup atın boynuna sarılır. Bu hareketle birlikte akıl ve beden sağlığı tamamen çöker.

    Nietzsche’nin sağlık sorunlarına ve nihayet ölümüne getirilen en mantıklı açıklama, onun öğrencilik yıllarında birlikte olduğu hayat kadınlarından kaptığı frengidir. Ancak akıl sağlığını tamamen yitirdiği anda Dostoyevski’nin yazılarından bir sahneyi hatırlaması ve olaya aynı şekilde tepki vermiş olması, kuşkusuz Dostoyevski’nin Nietzsche’nin kişisel yaşamı üzerindeki etkisinin ne kadar derin olduğunu gösterir.
    Belki de karşılaştığı olay, Nietzsche’nin ölümünden kısa bir süre önce arkadaşı Franz Overbeck’e yazdığı mektupta ifade ettiği “Hiçbir şey şans eseri değildir” düşüncesinden anlaşılmalıdır. Belki de ne Nietzsche’nin Dostoyevski’yi buluşu ne de Raskolnikov’un Nietzsche’nin yaşamını yansıtması bir tesadüftür.
    Nietzsche’nin, budala kelimesini Dostoyevski’den esinlenerek İsa için kullanmış olduğunu ispatladıktan sonra karşımıza çıkan asıl soru, Nietzsche’nin Dostoyevski’nin Budala’sını Renan’a karşı bir panzehir olarak kullanıp kullanamayacağıdır.
    Nietzsche’nin Dostoyevski’yi anlayışı iki sebepten eksiktir. İlk olarak, Nietzsche’nin akli çöküntüsünden önce, Dostoyevski’nin İsa üzerine olan düşüncelerinin en gelişmiş ve nihai hâlini içeren başyapıtı Karamazov Kardeşler’in ne Almanca ne de Fransızca çevirisi mevcuttu.31 Bu yüzden Nietzsche’nin bu eseri okuma fırsatı olmadı.
    İkinci eksiklik ise, Nietzsche’nin Dostoyevski’nin yaşam öyküsünü bilmeyişi ve ünlü romanlarının dışında düşüncelerini açıkça ifade ettiği mektup ve makalelerini okuyamamış olmasıdır.
    Karamazov Kardeşler, Dostoyevski’nin hayat öyküsü ve roman dışı yazıları olmadan, sadece Budala’yı okuyan bir kişi, yazarın aktarmak istediklerini yanlış anlamaya veya yanlış yorumlamaya neredeyse mahkûmdur.

    Dostoyevski de Nietzsche gibi Tanrı, Tanrı’nın İsa’da bedenlenmesi, Hristiyanlık, gerçek, ahlak, özgürlük konularında tüm yaşamı boyunca yoğun bir şekilde bocaladı. Budala da doğrudan bu bocalamanın sonucunda doğdu. Bu yüzden romanı yorumlamaya çalışmadan önce Dostoyevski’nin yaşamını ve romanın oluşumuna sebep olan fikirleri ve tecrübeleri incelemek gerekir.

    Ziya Meral
    Budala / Nietzsche ve Dostoyevski Karşı Karşıya


    1 Renan, The Life of Jesus, London: J.M. Dent & Sons Ltd, 1930
    2 Schweitzer, The Quest of the Historical Jesus, 182
    3 Renan, The Life of Jesus, 239
    4 a.g.e. 239
    5 a.g.e. 236 ve bkz. Nietzsche, The Anti-Christ, 153
    6 Nietzsche, The Anti-Christ, 152
    7 Renan, The Life, 236
    8 Schweitzer, The Quest, 185
    9 a.g.e. 185
    10 Nietzsche, The Anti-Christ, 153
    11 Liddell & Scott, A Greek-English Lexicon, 818
    12 Urdang, ed., Collins Dictionary of the English Language, 728
    13 Kee, Nietzsche Against the Crucified, 158
    14 Nietzsche, Anti-Christ, 153
    15 a.g.e. 153
    16 a.g.e. 154
    17 a.g.e. 156
    18 a.g.e. 160
    19 a.g.e. 160
    20 a.g.e. 160
    21 a.g.e. 156
    22 Prens Mışkin kitabın devamında daha derinden işlenecektir.
    23 Nietzsche, Anti-Christ, 154
    24 a.g.e. 155
    25 Kroeker & Ward, Remembering the End, 247
    26 Dünyanın en ünlü Nietzsche uzmanlarından Walter Kaufmann her ne kadar budala kelimesinin Dostoyevksi’den geldiğini tartışmasız bir unsur olarak görse de, Nietzsche’nin muhtemelen Budala romanını okumadığını ama ana fikrinden haberdar olduğunu öne sürmektedir. Bkz. Kaufmann, Nietzsche, 340
    27 Friedman tarafından alıntı yapıldığı hâliyle, The Hidden Face, 153
    28 a.g.e 156
    29 Hollingdale, Nietzsche, The Man and His Philosophy, adlı kitabının 148-152 sayfaları Nietzsche’nin bu kalp kırıklığı dönemini daha derinden işlemektedir.
    30 Dostoevsky, Crime and Punishment, 54-58
    31 Kroeker & Ward, Remembering the End, 144

    Cevap Ver

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz