ALBERT CARACO: SAÇMALIĞIN SONA ERMESİ İÇİN DÜZENİ FEDA EDECEĞİZ

İçinde yaşadığımız dünya serttir, soğuktur, karanlıktır, adaletsiz ve yöntemlidir, yöneticileri ya içli salaklardır ya da derinlikli haytalar, kimse bu çağa denk değildir, biz aşıldık, ister küçük olalım ister büyük, meşruiyeti aklımız almıyor, iktidar bir oldu bitti iktidarıdır yalnızca, boyun eğilen bir ehveni şer.

Aile günün birinde aşılması gerekecek bir kurumdur, varlık nedeni yoktur: Aile, çoğu durumda, kalabalıktır, evren aşırı kalabalıktır, dahası, en tartışmalı fikirlerimizin kaynağı ailedir ve doğruluğu korkutan eserler arasında yanlış fikirleri sürdürme lüksümüz olamaz. Yalnızca öjenik ailelere hoşgörü gösterilebilir, bunların da az sayıda olduğunu biliyoruz, diğerleri sonunda bize arzu edilmez gelecektir ve yoksulluğun tehdit ettiği bir dünyada her yoksul aile sefaleti arttırır, her yoksul aile, varlığı nedeniyle zaten kriminaldir. Şuna ikna olalım ki merhamet bir saçmalıktır, merhamet gösterilen kişileri bozar, hayırsever ruhlara trapez olup merhametin kurbanı olmaktansa kendini yok etmek yeğdir. Muhtaç durumda olanların nasibi olan izdiham, hangi ülkede ve hangi çağda olunursa olunsun, dinsel ve ahlaki otoritelerin sessizliğine rağmen, iğrençliğin zirvesidir: Oysa, elli yüzyıldır kimse bunu dert etmedi, çünkü düzen çare -kısırlık- bulmaktansa iğrençliği tercih eder. Düzen her zaman gayri insaniydi, ahlak düzeni tüm düzenlerin en gayri insanisidir.

Dünyayı ahlaksızlık kurtaracak; dinlenme ve gevşeme, her türden fedakârlığın reddi ve militan erdemlerin terk edilmesi, saygın olarak nitelediğimiz hur şeyin küçümsenmesi ve uçarılığa rıza göstermek kurtaracak, erkekliğin bizi götürdüğü ve asla geri dönülmeyecek kâbustan bizi dişilik kurtaracak, çünkü ürkek ölümün eşidir ve ölüm erkeğin yoluna yordamına öncülük eder. Savaş erkeğin iklimidir, erkek savaşa hazırlanır, savaş onun varlık nedenidir ve tıpkı Tarih’ten önce, kadının hem efendi hem rahibe olduğu o zamanlarda olduğu gibi daimi barışa kavuşmuş olsaydık, dünyevi iktidar ile manevi iktidar erkeğin elinden düşmüş olurdu ve elli yüzyıl önce olduğu gibi hiçliğe gömülürdü, ölümün onu çekip çıkardığı hiçliğe gömülürdü: Ölüm, ahlak düzeni, savuş ve militan erdemlerin gerekliliği, yasal barbarlık aygıtı ve sistematik gayri insaniliğin inşası. Erkek, felaketi örgütleyerek kendi üstünlüğünü meşrulaştırmak zorunda, kendini ancak bu bedelle vazgeçilmez I ılıyor, ama bu bedeli biz daha ne kadar süre ödeyebiliriz?

Aslında erkeğin derinliği, gönlü yoktur, onun merhameti bir temrinden başka bir şey olamaz, şiddetkâr olmamak için kendinin şiddet olması şart, erkeğin inşa ettiği düzenin temellerinde cinayet var. Kadim halklar, Tarih’ten öncekiler, bizim geleneklerimizi ve buyruklarımızı borçlu olduğumuz halklardan daha sade ve daha yumuşaktılar, kadınlar tarafından yönetiliyorlardı ve biz onları ahlaksızlıkla damgalıyoruz, ama bu onları yenenlerin niteleyişidir ki biz de her zaman onlardan esin aldık. Erkek şimdi yolun sonuna gelmiş gözüküyor ve onun acımasız buyrukları ölçüsüz imkânlarıyla elbirliği ettiğinden, ona kalan tek şey ökümenik insan kıyımına hazırlanmak; bu kıyım erkeğin eserlerinin tacı olacak yarın. Çünkü ancak bu tarihi tüketerek kendi Tarih’imizden çıkabiliriz ve ancak kendimizi kurban ederek tarihi tüketebiliriz, duyarlılık değişiminin baskın çıkması için tüm dünyanın mezarlık olması gerekecek; daha az feragat edecek değiliz, biz kendi bahtsızlığımızı reformdan daha fazla seviyoruz ve elimizdeki silahlarla bunu kanıtlayacağız, bize ölümün yolunu öğretecek olanları izleyeceğiz daima ve onları izlediğimiz için kendimizi değerli sayacağız.

İçinde yaşadığımız dünya serttir, soğuktur, karanlıktır, adaletsiz ve yöntemlidir, yöneticileri ya içli salaklardır ya da derinlikli haytalar, kimse bu çağa denk değildir, biz aşıldık, ister küçük olalım ister büyük, meşruiyeti aklımız almıyor, iktidar bir oldu bitti iktidarıdır yalnızca, boyun eğilen bir ehveni şer. Tüm egemen sınıfları bir uçtan ötekine ortadan kaldırsak bile hiçbir şey değişmiş olmaz, elli yüzyıl önce kurulmuş düzenin kılı bile kıpırdamaz, ölüme doğru yürüyüş tek bir gün bile durmaz ve muzaffer isyancılara kalan tek seçenek eskimiş geleneklerin ve saçma buyrukların mirasçısı olmak olur. Komedi sona erdi, trajedi başlıyor, dünya giderek daha sert, daha soğuk, daha kasvetli ve daha adaletsiz olacak; her yanı istila eden kaosa rağmen giderek daha yöntemli bir dünya olacak: Hatta bana kalırsa, dünyanın en az tartışmalı niteliği, sistem ruhu ile kargaşanın ittifakıdır, asla daha fazla disiplin ve daha fazla saçmalık, daha fazla hesap ve daha fazla paradoks, sonuçta daha fazla çözülmüş sorun -ama katışıksız kayıp olarak çözülmüş sorun- görülmeyecektir.

Her şeyin anlamı ölüm olduğundan, başlamış olan Tarih’in bitmesi gerektiğini varsaymak da mümkündür. Tarih’ten önce bir dünya vardı ve Tarih’in, canlı bir şey olduğundan, sonsuzluk ayrıcalığına sahip olmadığı, bizim Tarih’imizin sona erdiği müjdesini veren Selamet olmadığı varsayılabilir. Çünkü Metafizik Tarih’ten çok önce de vardı, insan öncelikle metafizik bir hayvandır, en azından yüz bin yıldır böyleydi, Tarih’in parantezi açıldığında ve tekrar kapandığında, insan Tarihsiz, kendi nihai amaçlarıyla birlikte var olacaktır. O zaman ve yalnızca o zaman Tarih biçimlenerek anlam edinmiş olacaktır ve bir bütün halini alarak, türün zaman dışı meditasyonlarına konu olabilir ama bugün Tarih hakkında ancak kendimizi sorgulayabiliriz ve bizi kendi yitimimize götürdüğünü bilerek, ona kendi eserlerimizin dengi olarak maruz kalabiliriz. Gerçekten de giderek daha fazla eğilen bir düzlem boyunca ölüme doğru koşuyoruz, ölüme doğru kayıyor ve koşturuyoruz, sarhoşuz ve razıyız, çünkü insanlar erkek olduğu ölçüde yok olmaktan da o denli az çekinirler ve ölüm onlara yaşama nedenlerini de kapsayan bir şenlik gibi gelir. Çünkü erdemlerimizin diyeti asla insan katlinden başka bir şey olmayacaktır.

Şehirlerimizi ancak yok ederek değiştirebiliriz, hem de o şehirlerin içini dolduran insanlarla birlikte yok etmek gerekse bile… Bu insan kıyımım alkışlayacağımız zaman da gelecektir. Artık o zaman hiçbir şey karşısında geri çekilmeyeceğiz ve en barbar şey olarak gözükse bile, bizler kaosun ve ölümün rahipleri olacağız, düzen bizim kurbanımız olacak ve saçmalığın sona ermesi için düzeni feda edeceğiz, doğal felaketleri arttıracağız, kötülüğü misline çıkartacağız. Böylece arzulanmadan doğanları ve daha fazla çoğalma umudu taşıyanları cezalandıracağız, onlara yaşamanın asla bir hak değil, bir suiistimal olduğunu ve yok olmayı hak ettiklerini öğreteceğiz, çünkü aşırı kalabalık insanın bunalttığı dünyaya çirkinlik katarak fazla yer tutuyorlar. Biz onarmak istiyoruz ve bu nedenle yok etmeyi düşünüyoruz, uyuma yeniden kavuşmak istiyoruz ve bu nedenle kaosu sevgimizle silahlandırıyoruz, her şeyi yenilemek istiyoruz ve bu nedenle hiçbir şeyi affetmeyeceğiz. Çünkü eğer canlılar böcek olma ve karanlıklarda, uğultu ve pis koku içinde hızla üreyip çoğalma tercihinde bulunsa bile, biz onları engellemek ve İnsan’ı soyunu kurutarak kurtarmak için buradayız.

Albert Caraco
Kaos’un Kutsal Kitabı

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz