Koruma, yardım ve tavsiye. — Bütün mülteci aydınlar sakat kalmış insanlardır ve kendi gururlarının kapalı odasında bu gerçeği birdenbire anlayarak daha da sarsılmak istemiyorlarsa eğer, zayıflıklarını en başta kendi kendilerine itiraf etmeleri yerinde olur. Sendikaların ya da otomobil trafiğinin yapısını ne kadar iyi bilirse bilsin, kendisi için her zaman anlaşılmaz kalacak bir ortam içinde yaşıyordur mülteci aydın; yanılmaya, yolunu şaşırmaya yargılıdır hep. Kitle kültürünün tekelci ortamında kendi bireysel varoluşunu sürdürmek için giriştiği çabalarla nesnel ve sorumlu bir çalışma arasında aşılması imkânsız bir uçurum vardır.
Kendi dili elinden alınmış, bilgisini besleyen tarihsel boyut da budanmıştır. Bu tecrit durumu, üyelerine güvenmeyen, farklı olarak damgalananlara düşmanca davranan kapalı siyasal grupların oluşmasıyla daha da ağırlaşır. Toplumsal ürünün yabancı uyrukluların payına düşen kısmı her zaman yetersizdir ve bu yüzden de genel rekabetin içinde kendi aralarında umutsuz bir ikincil çekişmeye girmek zorunda bırakır onları. Kişide izi kalmaması imkânsızdır bunun. Dolaysız güdümün alçalışından muaf kalabilmiş adam bile, özel bir leke olarak taşır bu muafiyeti: Toplumun yaşam süreci içinde, gerçeğe değmeyen, hayali bir varoluş. Yurtsuzlar arasındaki ilişkiler, toplumun yerleşik üyeleri arasındakilerden bile daha zehirlidir. Bütün vurgular yanlıştır, bütün perspektifler çarpık. Özel yaşam, bir vampir gibi, her zamankinden daha hırslı, daha gözü dönmüş bir halde öne çıkar: Artık varolmadığı için, hâlâ canlı olduğunu kanıtlamaya çabalamaktadır. Kamu yaşamı, telaffuz edilmeyen bir bağlılık yeminine indirgenir – genel platforma bağlılık. Yakalamanın, el koymanın ve hırsla yiyip bitirmenin manik ama soğuk bakışı yerleşir gözlere. Tek çare, kendimizle ve başkalarıyla ilgili tanılar yapmayı sürdürmektir: Gözlerimizi açmak, olup bitenleri anlamak ve böylece kıyametten kaçınamasak bile onu o korkunç şiddetinden, demek körlükten arındırmaya çalışmak. Çok ihtiyatlı olmak gerekir bu noktada, özellikle de kişisel dostların seçilmesinde – seçim diye bir şey hâlâ mümkünse tabii. Kudret sahiplerine yanaşmaktan ve onlardan “bir şeyler beklemekten” özellikle kaçınmak gerekir. Muhtemel avantajlara dikilmiş göz, bütün insan ilişkilerinin ölümcül düşmanıdır; bu ilişkilerden dayanışma ve bağlılık doğabilir, ama pratik çıkar kaygılarından asla. Kudretlilerinin ayna imgeleri de daha tehlikesiz değildir:
Uşaklar, yaltakçılar, dilenciler: Kendilerinden daha iyi durumda olanlara, ancak mülteci ekonomisinin koşullarında gelişme imkânı bulabilen bir eski zaman rindliğiyle yaranmaya çalışanlar. Bunlar kendi koruyucularına bazı küçük avantajlar sağlayabilirler, ama bu avantajları kabul ettiği anda da onu aşağı çekerler – o da buna çok yatkındır zaten, yabancı bir ülkede kendisi de çaresiz olduğu için, her gün bu türden avantajlar kollamaktadır. Avrupa’da batini jest çoğu zaman en kaba kişisel çıkar için bir bahaneydi belki; yine de bugünün mültecilik koşullarında, zahitlik düşüncesi, kendisi de birçok yerinden su alan pejmürde bir kavram olsa bile, hâlâ en kabul edilebilir can filikası olarak görünüyor. Ama pek az kişinin önünde denize dayanıklı bir örnek olduğunu da teslim etmek gerekir. Yolcuların çoğu için, açlıktan ölmek ya da çıldırmak tehlikesi demektir böyle bir kurtuluş.
Le bourgeois revenant {Yeni cimri}ç — Yirminci yüzyılın ilk yarısının Faşist rejimleri, eskimiş bir ekonomik biçimi pekiştirirken, onu sürdürmek için gerekli olan terörü de artırdılar; düzenin akıldışı niteliği artık büsbütün göze batar hale gelmişti çünkü. Özel yaşam da payını aldı bundan. O kapalı, havasız özel alan, tikel çıkarların partizanlığı, çoktan miadını doldurmuş aile biçimi, mülkiyet hakkı ve kişilikte yansıması – dışsal otoritenin güçlendirilmesiyle birlikte bütün bunların da vadesi uzadı. Ama rahatsız bir vicdan da eşlik etti buna, yanlışlık ve sahteliğin artık hiç bastırılamayan bilinci de eşlik etti. Burjuva değerlerinde bir zamanlar iyi ve temiz olan her şey, bağımsızlık, sebat, basiret, ihtiyatlılık gibi özellikler bütünüyle çürüdü, kirlendi. Çünkü burjuva varoluş biçimleri hunharca korunurken, ekonomik önkoşulları aşınıp gitmişti. Mahremiyet, aslında gizliden gizliye zaten özdeş olduğu mahrumiyete bıraktı yerini bütünüyle. Tikel çıkarlara o inatçı bağlılığa şimdi bir öfke de karışıyor: Daha farklı, daha iyi bir dünyayı artık tasarlayamamanın öfkesi. Masumluklarını yitirdikleri anda habisleşiyor burjuvalar. Küçük bahçeyi sanki epeydir bir “emlak” haline gelmemiş gibi şu anda bile şefkatle sulayan ama girmek isteyebilecek yabancıyı da korkuyla geri çeviren el, siyasal mültecinin sığınma talebini de reddetmiştir çoktan. Şimdi nesnel olarak tehdit altında olduğu için, yöneticilerin ve asalaklarının öznelliği de tümüyle insanlık dışı bir içerik kazanmaktadır. Böylece gerçekleştirir kendini sınıf: Dünyanın gidişine yön veren tahripkâr iradeyi üstlenerek, kıyamet habercisi hortlaklar gibi yaşamaya devam etmektedir burjuvalar.
Theodor W. Adorno
Minima Moralia / Sakatlanmış Yaşamdan Yansımalar

