Kızı Elif Güney Pütün anlatıyor: Herkesin bir Yılmaz Güney’i vardır

Elif GüneyDonat Keusch YOL filminin İsviçreli yapımcılarından birisi. Kendisini tanırım. Hatta senelerdir bana “Yılmaz Güney”ini anlatır. Herkes gibi. Bilirsiniz, herkesin bir Yılmaz Güney’i vardır. Saygı ve sevgi’yle dinlerim, babam yaşamaya devam eder… Aslında Yılmaz Güney, özellikle ölümünden sonra çok Zübükçe bir tavırla, gerçek Yılmaz’ı ben bilirim, onunla şunu bunu yaşamıştık diye anlatılır oldu. En çok Güney-biliciler yarışı türedi…, nasıl sanat-seviciler varsa, bir de Güney-biliciler vardır, özellikleri kendilerini bilmemeleri, kendi varlıklarını tek başlarına duyumsayamadıkları için kendilerini Yılmaz Güney’e ekleyip bir yeni pseudo- kimlikle konuşmalarıdır.

Devamı…Kızı Elif Güney Pütün anlatıyor: Herkesin bir Yılmaz Güney’i vardır

Yılmaz Güney Sinemasının Bir Özelliği Üstüne – Ulus Baker

yilmaz-guneyYılmaz Güney sinematografisini ayırdeden bir özelliği, “vurdulu kırdılı” (“Çirkin Kral” dönemi mi?) diye tanımlanan ilk filimleriyle Umut, Arkadaş gibi filmleriyle başlayan sonraki süreç arasında yapılan bütün ayrımların ötesinde yer alan sürekliliğidir. Bu süreklilik aynı zamanda modern politik sinema adı verilebilecek ve Güney’in bir taraftan Latin Amerikan sinemasıyla, öte yandan Rocha gibi etno-poetik belgeselcilerle paylaştığı bir filmografik tarza cevap veriyor. Bu tarz politikanın en kolay belki de Üçüncü Dünya’da farkedilebilen çok özel bir görünümünü doğrudan paylaşmasıyla kavranabilir. İçerdiği Romantizm etkisi, Yeşilçam klişelerinden pek de uzak olmadığı filimlerde bile politik yaşam konusundaki bu güçlü içeriği hissettirebilir.

Devamı…Yılmaz Güney Sinemasının Bir Özelliği Üstüne – Ulus Baker

Yılmaz Güney’in Hikayeye Merak Sarması, Sinema ve Sol ile Tanışması*

“11 yaşına kadar köyde kaldım. Üç sınıflı bir okulu tamamladıktan sonra Adana’ya geldim. Orada ilkokulu, ortayı ve liseyi bitirdim. Daha sonra İstanbul’da İktisat Fakültesine girdim.
Köyde bir Yakup vardı. Şiir yazar, şiir okurdu. Beni etkilemişti. Hayranlık duyuyordum ona. Çok da hızlı koşuyordu. Oysa ben ne onun kadar hızlı koşabiliyordum, ne de onun gibi şiir yazabiliyordum. Sinemayla ilk kez kente gelince karşılaştım. Kovboy filmleri, seriyal filmleri.
Sinemayla karşılaşmam on üç yaşlarında oldu. Kavgalı dövüşlü filmlerin gösterildiği fukara sinemalarına gidiyorduk.
Kendimizi daha rahat hissediyorduk bu sinemalarda. Mesela bir Galatasaray Sineması vardı, çok güzeldi. Önünden geçer bakardık. Ama çok lükstü, gitmeye korkardık. İstesek parasını verip gidebilirdik. Ama ne kıyafetimizi, ne da yapımızı uygun görmezdik o sinemaya.

Devamı…Yılmaz Güney’in Hikayeye Merak Sarması, Sinema ve Sol ile Tanışması*