Öykü | Düşkünler Koğuşunda Yaşam ve Ölüm – Charles Bukowski

Ambulans doluydu ama yukarda bir yer buldular bana ve yola koyulduk. Ağızdan kan kusuyordum, bol miktarda ve akımdaki insanların üstüne kusacağımdan korkuyordum. Sireni dinleyerek yol alıyorduk. Uzaktan geliyormuş gibiydi, bizim ambulanstan gelmiyordu sanki. Belediye hastanesine gidiyorduk, hepimiz. Yoksullar. Düşkünler. Hepimizin bir yerlerinde bir şeyler vardı ve bazılarımız geri dönmeyecekti. Tek ortak yanımız yoksul oluşumuz ve fazla bir şansımız olmayışıydı. İstiflenmiştik. Bir ambulansın bu kadar insan alabildiğini bilmiyordum.
‘Tanrım, yüce Tanrım,” dediğini duydum altımdaki siyah kadının, “BENİM başıma böyle bir şey gelebileceğini düşünmemiştim hiç! Asla düşünmedim yüce Tanrım…”
Ben aynı duyguları taşımıyordum. Uzun bir süredir oynaşıyordum ölümle. Çok iyi dost olduğumuzu söyleyemem ama birbirimizi iyi tanıyorduk. O gece çabuk davranıp epey yaklaşmıştı bana. Uyanlar almıştım: mideme kılıç batırıyorlarmış gibi sancılar ama ihmal etmiştim. Dayanıklı biri olduğumu düşünmüştüm, acı benim için talihsizlikti.

Devamı…Öykü | Düşkünler Koğuşunda Yaşam ve Ölüm – Charles Bukowski

Birden salonda bir mum parlıyor. Ve hiç bir aydınlık vermiyor bu mum – Tezer Özlü

Camdan düzensiz bir duvar…

Akşam çok uzun süreden sonra gelmişti. Aynı akşamın gecesi çok derin, karanlık, olağanüstü karanlık oldu. Bir ara ağaçlar altında yürüdüğümüzü hatırlıyorum. Sonra suya atladılar yanımdakiler. Belki ben bunun için döndüm eve. Bilmiyorum. Hatırlamıyorum. Evde her gün üzerinde oturduğum bir koltuk var.  Camdan düzensiz bir duvar, bir ayva ağacı, toprak birikintileri ve kurumuş otlara bakıyorum. Gece bile olsa görür gibiyim onları. Çünkü bu evi ve bahçesini çok iyi tanıyorum.

Devamı…Birden salonda bir mum parlıyor. Ve hiç bir aydınlık vermiyor bu mum – Tezer Özlü