Dostoyevski, yoksulluğun içine doğdu son gününe kadar hayatın dibine yakın bir yerde yaşadı

Daha ilk anda ona hayatının yeri gösterilmiştir; toplumun dışında, hor görülen, hayatın dibine yakın bir yer, ama insani kaderin tam ortasında, acıya, ıstıraba ve ölüme komşu bir yer. Son günlerine kadar bu çemberin dışına çıkmamış işçi mahallesinde bir binanın dördüncü katında ölmüştür.

Devamı…Dostoyevski, yoksulluğun içine doğdu son gününe kadar hayatın dibine yakın bir yerde yaşadı

19. yüzyılın en büyük üç romancısı: Balzac, Dickens ve Dostoyevski – Stefan Zweig

Stefan ZweigOn yıllık bir zaman dilimi içinde ortaya çıkmalarına rağmen Balzac, Dickens ve Dostoyevski hakkındaki bu üç denemeyi bir kitapta toplayan şey rastlantı değildir. Bunun tek amacı, bana göre on dokuzuncu yüzyılın bu en büyük üç roman yazarını kişiliklerindeki karşıtlık bakımından birbirini tamamlayan ve belki de epik anlatıcılar kavramını, yani romancıyı belirgin bir biçime yükselten kişiler olarak göstermektir.
Burada Balzac, Dickens ve Dostoyevski’yi on dokuzuncu yüzyılın en büyük romancıları olarak niteliyorsam, bu hiçbir şekilde Goethe’nin, Gottfried Kellerin, Stendhal’ın, Flaubert’in, Tolstoy’un, Victor Hugo’nun ve diğerlerinin, özellikle Balzac ve Dickens gibilerin, apayrı eserler olarak roman kavramını fazlasıyla aşan eserlerini yok saydığım anlamına gelmiyor.

Devamı…19. yüzyılın en büyük üç romancısı: Balzac, Dickens ve Dostoyevski – Stefan Zweig

Stefan Zweig: “Bütün insanlığın son sınırı Dostoyevski değilse hiç kimsedir!”

dostoyevskiFyodor Mihailoviç Dostoyevski ve onun iç dünyamız için taşıdığı önemi hakkıyla anlatabilmek zor ve sorumluluk isteyen bir iştir, çünkü onun o eşsiz enginliği ve gücü yeni bir ölçüye gereksinim duyar. İlk bakışta sınırları belli bir eserle, bir yazarla karşı karşıya olunduğu sanılır, ancak bir süre sonra sınırsız bir şey, çevresinde dönen yıldızları ve bambaşka müziği olan bir evren keşfedilir. Bu dünyanın içine tamamen girmek konusunda aklın cesareti kırılır: Büyüsünün fazla yabancı olduğudur ilk fark edilen, düşüncelerinin uzak bir sonsuzlukta kümelendiğidir, mesajı fazla yabancıdır, ruh bu yenisine, alışık olduğu gökyüzüne bakar gibi başını kaldırıp doğrudan bakamaz. Eğer içerden yaşanmazsa Dostoyevski bir hiçtir.

Devamı…Stefan Zweig: “Bütün insanlığın son sınırı Dostoyevski değilse hiç kimsedir!”