Sesli Öyküler: “Ne acı derim kendi kendime, ne büyük keder bu böyle” – Haydar Karataş

haydar karataşİkindi üzeri, mezarlığa gitmek için yola koyulduk. Neneyi sırtına aldı oğullar, bir babam, bir diğer amcalarım.
Vardık kara kavak ağaçlarına. Halka olduk, yukarıdan telaşla Hıdır amca, irili ufakalı çocukları, babası Seyd-e Hese Hul geldi. Ne güzeldi, iki ağacın etrafına halka olduk. Yemek tepsileri, lokmalar orta yere kondu. Köpeklerimiz, kediler onlar da günün önemini biliyorlarmış gibi durdular sahiplerinin yanında. Mumlar yakıldı, herkes içinden geldiği gibi dualar etti.
Ölmüş yakınların mezarı ziyaret edildi. Ve getirilen yemekler küçük parçalar halinde dağıtılmaya başlandı. Sadece bize değil, o ulu kavak ağaçlarının çatalına, mumların yakıldığı yere de bırakıldı. Köpek ve kedilere de verildi…

Devamı…Sesli Öyküler: “Ne acı derim kendi kendime, ne büyük keder bu böyle” – Haydar Karataş

Haydar Karataş’ın Romanlarında Kültürel Bellek – Prof. Dr. H. Neşe Özgen

haydar karataşOnun romanlarındaki dil, eskinin lirik mesel dilidir. Öyle ki anlatılarıyla bir yandan kendimizi bir dağı aşar, bir yamaca soluk soluğa tırmanır, bir mağarada ölüme yatar, bir bez bebeğe açlıktan ölmesin diye ot yedirmeye çalışır veya bir atın göğsünün soluklarıyla tıkanırız. Romanlarındaki hareketsizlik, eylemlerin neredeyse sadece anlatılarla tanımlanması, meselin (mitos) en belirgin dil özelliğidir. Eylemin gerçekleşmesinden ziyade eylemin anlatısı öne çıkar ve biz böylece aynı eylemi birden fazla anlatıcının kendi dillerinden nakliyle yaşarız: O eylem birileri için bir ihanetin diğerleri için bir zaferin anlatısıdır. 

Devamı…Haydar Karataş’ın Romanlarında Kültürel Bellek – Prof. Dr. H. Neşe Özgen