Yılmaz Güney’in Ulucanlar Cezaevi Oda Arkadaşı Avni Bektaş, Çirkin Kıralı Anlatıyor

Avni Bektaş“Avni Bektaş giyindi. Küçük masanın üzerinde, gece yatarken gelişigüzel bıraktığı pembe pelür kâğıtlarını, kurşunkalemlerini, silgisini, kalem açacağını, zımpara kâğıdını toparladı; ranzasının başucuna koydu. Anılarını yazıyordu. Kurşunkalemin ucunu, iyice incelsin diye, zımpara kâğıdıyla sivriltirdi. Özenle, her sözcüğü her harfi, usul usul, en düzgün biçimiyle yazmaya çalışırdı.
 Ağızlığına bir cıgara taktı. Komün kararlarına uyduğu için Birinci içiyordu. Komün, devrimcilerin cezaevlerinde sürdürdükleri ortak yaşama biçimine verdikleri addı; gönüllü, belli ilkeler temeline dayalı bir birlikti.”*

Cezaevi Arkadaşım Yılmaz Güney
Çirkin Kral’la Ulucanlar’da

Avni Bektaş’ın kitabı, bu konuda yayımlanan 21’inci ve şimdilik son kitap. Ankara Ulucanlar Cezaevinde Yılmaz Güney’le 13,5 ay birlikte kalan Avni Bektaş, aynı zamanda roman kahramanlarından biri. Yılmaz Güney’in 1977’de yayımlanan “Soba”, “Pencere Camı” ve “İki Ekmek İstiyoruz” adlı romanının “Adınızı Deftere Yazıyorum” adlı altıncı ve son bölümünde başrol Avni Bektaş’a verilmiş. Kırk sayfalık bu bölüm, Avni Bektaş’ın kitabının sonunda özetlenerek 28 sayfaya sığdırılmış. 280 sayfalık kitaba dört tane fotoğraf konulmuş, ama bu resimlerde Yılmaz Güney yer almıyor.

Yılmaz Güney, yazdığı romanın önsözünde Avni Bektaş’a da teşekkür etmiş: “Bu roman için, değerli yardımlarını benden esirgemeyen, Yılmaz İslam, Avni Bektaş, Osman Budak (Kara Osman), Kazım Kapı (Kürt Kazım), Haydar Erdoğan, Tayfun Özgül, İzzet Solmaz, Cemal Akın, İsmail İpek, Tahir Esin, Latif Mutlu, Satılmış Umut, Mürvet Bozkurt, Binali Akpınar ve Dördüncü Koğuş çocuklarına, romanın bazı bölümlerini dinleyip eleştiri yönelten cezaevi arkadaşlarıma ve değerli eleştirileriyle romanın gerçekliğine can katan yiğit karım ve yoldaşım Fatoş’a teşekkür ederim…” Önsözden sonra “Ankara Kapalı Cezaevi Raporu” adlı, en başta Yılmaz Güney olmak üzere 51 imzalı bir metne yer verilmiş. İmzacıların arasında Avni Bektaş’ın adı yer almamış.

Avni Bektaş, anılarına bir önsözle başlıyor: “Bu kitap neden yazıldı?” Ardından cezaevine nasıl düştüğünü anlatıyor. 18 Şubat 1975 tarihli Günaydın Gazetesindeki haber şöyle: “Bir avuç leblebi ile bir büyük rakı içen mimar müteahhit Avni Bektaş, tek kurşunla 14 yıllık, altı aylık hamile eşini öldürmüştür.” Yılmaz Güney, romanında şöyle yazmış:”Karısını öldürdüğü suçlamasıyla tutuklanmıştı. Avni Bektaş, duruşmaları sonunda suçsuz görülerek beraat etmiş, suçsuzluğuYargıtayca da onaylanmıştır.”

Avni Bektaş’ın anılarında Yılmaz Güney’le ilgili bilinmeyen pek çok şey anlatılıyor. Ulucanlar’da Deniz Gezmiş’le arkadaşlarının idam edildikleri avluya Yılmaz Güney “Katliam Alanı” adını vermiş. “ Yılmaz Güney, en çok ziyaretçisi gelenlerin başındaydı. Bu nedenle günde birkaç kez bu katliam alanından ve o servi kavakların önünden geçmek zorunda kalırdı.Her ziyaret dönüşünde müthiş duygulanır, ‘Ordan her geçişimde Deniz’leri görür gibi oluyorum’ diyerek üzüntüsünü belirtirdi. Çok mükemmel olmamakla birlikte bağlama da çalardı Yılmaz Güney. Böyle hüzünlü günlerinde, Deniz’ler için yazdığı, ‘Uzun kavak, servi kavak, sen nelere tanık oldun / Bu yüzden mi üzüntünden böyle incecik cılız kaldın’ şiirini türkü normunda, bağlamayla çalıp söylerdi. Ben onunla birlikte olduğum zaman içinde, onun bu türküyü söylerken gözyaşlarını tutamayarak sessiz sessiz ağladığına çok tanık olmuşumdur.”

O yıllarda Ulucanlar’da tutuklu ve hükümlü bir çok devrimci bulunmaktadır. Komal Yayınevi sahibi Orhan Kotan, Devrimci Yol Dergisi Yazı İşleri Müdürü Taner Akçam, Halkın Kurtuluşu Örgütünden Binali Yıldırım, Dev-Yol Genel Sekreteri Bülent Forta bunlardan bir kaçı. Yılmaz Güney örgüt ayrımı yapmadan tüm devrimcilerle iyi ilişkiler kuran bir kişi. Bir toplantıda şöyle konuşmuş: “Bakın arkadaşlar, bizler bu koğuşa gelmeden önce, bütün sol görüşlü arkadaşlarımız cezaevindeki toplumsal yaşamdan tecrit edilmiş bir biçimde yaşıyorlardı.Yani cezaevinde ikinci bir ceza uygulanıyordu sizlere. Ben ve Avni Bektaş arkadaşımızın, girişimimizle bu durumu değiştirmek, diğer mahkumların yararlandığı haklardan sizlerin de yararlanmasını sağlamak için bir yığın fedakarlıkta bulunduğumuzu bilmenizi isterim. Biz, sizlerin cezaevi koşullarında ne kadar iyi yaşanması gerekiyorsa o kadar iyi yaşamanızı istiyoruz. Meselelerimizi konuşarak, eleştiri ve özeleştiri çerçevesinde halletmeliyiz. Bizim birinci derecedeki görevimiz, burada birbirimizi yemek, birbirimize üstünlük sağlamak olmamalı. Bizim de içinde bulunduğumuz ikinci kısımda,600’e yakın tutuklu ve hükümlü bulunmakta. Bu mahkumların her biri başka başka kesimlerden gelen kişilerdir. Bizler her bakımdan bu insanlara örnek olmalı, bunlar üzerinde çok iyi intibalar bırakmalıyız. Çünkü devrimci faaliyetin her aşamasında bu insanlara ihtiyacımız var. Gerek içerdeyken, gerekse dışarıda, diyalogla çözülecek sorunları zor kullanarak çözmeye kalkmamalıyız.”

Avni Bektaş, Yılmaz Güney’le ilişkisini daha sonra da sürdürmüş, onun kaldığı cezaevlerine görüşmeye gitmiş, mektuplaşmış. Yılmaz Güney’in yaşamının bir bölümü bu kitapla aydınlanmış oluyor.

Ahmet Soner

Cezaevi Arkadaşım Yılmaz Güney
Çirkin Kral’la Ulucanlar’da
Yayın Yılı: 2012 | 288 sayfa | ISBN:9944143844


*Yılmaz Güney, Ulucanlar cezaevinde yattığı dönemde yazılan “Soba Pencere Camı ve İki Ekmek İstiyoruz” isimli kitapta, oda arkadaşı Avni Bektaş’ı böyle anlatıyor.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Nietzsche: Ey en güçlüler! zayıf olan, dolambaçlı yollardan kuvvetlinin kalbine, kalesine sokulur

"Gerçek iradesi" ey en akıllılar! Sizi yöneten ve ayartan şey bu , öyle mi? Oluş halindeki herşeyi düşünebilmek iradesi ;...

Kapat